YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

GALYET

Aydın,büyüksehir olunca; köyüm,mahallem oluverdi...Bugün  eski köyüm yeni mahallem Hıdırbeylide  kullanılan giderek unutulan bir kelimenin anılarımdaki yerini yazmak istedim.

 

      Çocukluğumda hafta sonları  Hıdırbeyli’de oturan dedemle babaannemin evine giderdim. Köyde arkadaşım yoktu.Bu yüzden,benim için köyde eğlenceli olan tek şey düğünlerdi. Düğünler, ya iğlekler atılmadan ,ya da incirler bittikten sonra  olurdu. İncir, bir köyün  ekonomisi demekti. Hayatlarını zeytin ve incir üstüne kurmuş bir köydü eski köyüm yeni mahallem.Çünkü İncir parasıyla düğün yapılır,çocuklar okula gönderilir, çeyizler alınır, ev yapılırdı.,Kısacası dağlarımızdan yağ akar incir bahcelerimizden bal ,bereket...

      Evlenme çağına gelmiş gençlere kız bakmaya gitmeler, kız evinden geri dönmeler , kız evi naz evi deyip tekrar gitmeler,     hep incirin bereketine bağlanır...

     Amcamla yengemin düğününü hatırlıyorum. Evin büyükleri ,Dedem, eniştem, babam, babaannem,annem büyük yengem , gelin adayı yengemi istemeye gitmişlerdi ..Kız evi boş durmamış bohça içinde mendil, gömlek kravat  göndermişti amcama. (Köyde bile olsa kravatsız fotoğraf göremezsiniz eski gelin damat fotoğraflarında ) Sonra babaannemlerin evinde bir  nişan telaşı başlamıştı.“Büyük nişan”olacak dediler . Aman Allahımkız evine - akrabalarına varıncaya kadar -bohçalar yapılarak nişan götürülmüştü. Amcam yine gitmemişti bu nişana. Sandıkla giden bohçaların birinde nişan yüzügü ve takılar özenle yerleştirilmiş.  Bir kenarı el işi ile işlenmiş  bohçaya da gelinlikle  ipekten  elbiselik kumaş konmuştu.Üç gün sürmüştü düğün,,,

 Cuma günü  başlayan düğününde    gelinliğini  giymemişti yengem. Götürdüğümüz ipek kumaştan   dikilen  elbiseyi giyip çıkmıştı akşam eğlencesine... Cumartesi günü kınalıkta  gelinliğini giymiş, Pazar günü gelinliğinin üstüne  babası ve abisi gayret kuşağını bağlayıp uğurlamıştı baba evinden.

        Cumartesi günü kınalık denilen eğlencenin olduğu meydana, köydeki  hamile olmayan  bir kaç aylık yeni gelinler  duvaksız gelinliğini giyerek  eğlenceye gelmişlerdi.Yengemin yanındaki sandalyelere sıralanmışlardı.  Onların yanına da  ipek elbiseli genç kadınlar yerlerini almıştı... köylük yer , kahveden getirtilmiş sandalyeler misafirlere yetmemişti. İki sıra halkadan sonra kadınlar ayakta seyrettiler düğünü ve dahası coşkuyla darbukayı vuran çalgıcı kadını.... ”Kadınların arasında,  .”Falancanın gelini galyetini giymişte gelmiş “fısıltısı başlamıştı...Galyet , galyet, galyet... 

       

      Daha sonra yine duydum bu kelimeyi hatta annem birkaç kez de bana söyledi ..“Galyetini mi giyiyorsun?”,Aslında anlamı “gelinliğini mi giyiyorsun ? olan bu kelime den sonra çabuk hazırlanıp çıkmıştım.  iki kişinin  gezmeye gitmek için sözleşip ,birinin  hazırlanıp  çıkmasından sonra diğerine seslenmesidir  “ galyetini mi giyiyorsun?” Biraz alay, biraz çabuk ol anlamı yatmaktadır artık bu sözün altında...

       Galyet,bizim köyde gelinlik kızların gelinlikleri, nişanda gönderilen ipek kıyafetdir. İnsanın kendi yöresine özgü kelimelerinin olması ne güzel değil mi ?

 Aydının Yenice köyünde ise nişandan sonra oğlan evinden kız evine giden hediye heybesine  GALYET deniyormuş. Bu hediye paketinin içinde neler yokmuş ki..leblebi,fındık,üzüm,kaba şeker,meyva,saç tokası,gelin kıza elbiselik kumaş,ayakkabı,terlik v.s heybenin bir tarafında yiyecek ler, diger tarafında kız evindeki kızları ilgilendiren kadınsı aksesuarlar.. Bu da güzel... Çıkış yolları farklı ama varış, son aynı...sonuçta kazanan gelin adayı  kız...

 

 

 

19/01/2017

19.01.2017
Bu yazı 1193 defa okundu.

Diğer Yazıları