YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

GELENEKLERİMİZ, KAPALI ÇİÇEKLİ DUVAK.

 Bu gün sizinle Köşke gidelim. Zeynep  hanımın evine. Zeynep le tanışmamız 1998 yılına dayanıyor.  Oğlu oğlumun okul arkadaşıydı. Biz de onun vefalı arkadaşlığı dostluğu sayesinde sürdürdük  günümüze kadar.

Zeynep  misafirperverdir. Kışın evi sıcacık yazın  serin mi serindir. Her gittiğimde  bana yemekler börekler yapar  ve yapmasını da öğretir. Kışın torunları da gelir sobanın başında  sohbetler, oyunlar ve de demli çayla içim ısınır.Benim el işi ve eskiye olan düşkünlüğümü bilir. Bu gidişimde,   sandığından çıkartıp  özenle işlediği kanevice yastıklardan ve menekşe denilen ipek  krep ‘i verdi “hatıram olsun” dedi ve bana verdi. O gün tablo gibi yastıkların gülleri kahveme eşlik etti.  Yastıklara gelince; eskiden çift kişilik yastıklar uzunca   olurdu. İki tarafı işlenirdi.  Aynı yastığa baş koyma gelenegi vardır birirsiniz. Eskiler başınız ayrılırsa nefesiniz birbirinize karışmazsa ruhunuz ayrılır , kalpler ayrı düşer derlerdi. Ne kadar hurafe gelse de düşününce hak veriyorum. Günümüzde çalışan gençler artık rahat uyumak için yastıklarını ayırdılar. Kalpleri de kısa zamanda ayrılıyor.

        Çakır Mehmet’te gördüğüm  kuru karanfilden yapılmış kolyenin hikayesini de burada gittiğim gelin alma töreninde , gelin kızın babaannesinden dinlemiştim. Kapalı Çiçekli Duvak  Başlıklı yazımda uzun uzun yazmıştım. Oradan aldığım bir bölümle sembollerin, objelerin bir zamanlar nasıl dile geldiğini görüyoruz. Gelin evine Zeynep’in şimdi Kıbrısta okuyan kızı Tuba götürmüştü beni.  Hala devam eden çok güzel gelin alma törenidir Kapalı Çiçekli Duvak.

     ...Gelin evine yaklaştığımız davul zurna seslerinden belli oluyordu. Kısa bir yürüyüşten sonra yemekli, davul zurnalı ve sık sık harmandalı oyununun oynandığı, gelin almaya gelmiş klasik düğün grubuyla karşılaştım. Tuba, oğlan  evinden gelen kadın misafirlerin, iki katlı evin üst katında, gelinle birlikte olduğunu, törenin başladığını söylediğinde, acele etmem gerektiği mesajını almıştım.    Merdivenlerden çıkarken, eve hakim olan dağ kekiğini, mercanköşk, fesleğen kokusunu fark ettim. Kadınların ve genç kızların meydana getirdiği kalabalık bir girişten sonra, salona alındık. Kadın ve kızlar tarafından çember haline gelmiş grubun ortasında, beyaz kabarık bir gelinlik içinde, sandalyeye oturtulmuş gelini gördüm.

      Gelinin yüzü, başından, omuzlarına, sırta ve göğse döküm yaparak bele kadar inen üç pembe bir yeşil kreple örtülmüştü. Kreplerin üzerinde başını saran bant vardı.  Tuba, renkli kreplerin anlamını açıkladı; “pembe hayaller kurmuştum, yeşille muradıma erdim”

     Duvağı tamamlayan “tac”ı yapmaya gelmişti sıra. Bunun için; damat evinden , kayınvalidenin de aralarında bulunduğu,  süsleme (taçlama) yapacak kadın ve akrabaların hazırladıkları ve bir tepsi içinde kırmızı, beyaz karanfillerin renk verdiği, fesleğen, mercanköşk, kekik, iğdişah çiçekleriyle kombin yapılmış , 5-10 cm. boyundaki, çok küçük demetcikler, usta bir kadına verildi. Kadın aldığı her demeti, gelinin başındaki, bantayerleştirdi  ve gelinin başı hoş kokular saçan çiçekten bir taca dönüştü.

      Gelin evindeki, o salondaki hüzünlü havaya ferahlık verdi. Çiçeklerin dayanıklılığı önemliydi, hemen solmamalıydı. Giderken gözyaşları kadar onu hatırlatacak kokular bırakmalıydı. Yeni evine de çiçekler kadar güzel girmeliydi. Tepside bulunan uzunca bir ipe dizilmiş küçücük mavi nazar boncuklu kuru karanfillerden (baharat olarak da satılan) yapılmış kolye oldukça dikkat çekiciydi. Gelinin boynuna takıldı. Kolyenin uçları duvak üzerinde şekillendirildi. Başındaki çiçeklerin arasından zincirli “beşi bir yerde” alnına doğru ve duvağın iki tarafına da altın bilezikler takıldı. Geline parlak taşlardan kraliçe tacı dedikleri yarım ay şeklindeki taç da yerleştirilerek süsleme tamamlandı. O kadar altının yanında kuru baharat karanfilden yapılmış kolyenin önemi ve nasıl bir anlamı vardı?

Bu sorumun cevabını gelin kızın babaannesinden öğrendim. “Biz kadınlar, kadına, hayatta 3 kez böyle hizmet ederiz. Biri doğum yaptığında, biri evlendiğinde biri de ölünce. Gelin kız çiçeklerle öyle güzel olur ki, nazardan korkarız. O yüzden yüzünü duvakla örteriz. Kuru karanfil kolyesi bu üç, (düğün, doğum, ölüm) önemli gün içindir. Bir sırasıyla düğün günü banyo suyuna koyar yıkanır. Kolye sandıkta saklanır.  Sandığını her açışında, düğün gününü hatırlar. Bir kısmını doğumdan sonra bebeğini yıkarken kullanır. Bebeğinin daima  güzel kokması içindir. Diğer parçayı da ölünce mezara götürmek üzere saklar”

04.08.2016
Bu yazı 3888 defa okundu.

Diğer Yazıları