YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

HARRAN KONİK EVLER.. AY TANRISI SİN...

 Bir varmış Bir yokmuş..Bir zamanlar bir ülkede evler evlere benzemezmiş.Oradaki evler  karıncaların topragabıraktıgı, kum tepeciklerine benzermiş... Dünyada eşi benzeri yokmuş..Yerli halk   karınca ev demiş evlere.. 150-200 yılı aşkındır kullanılıyormuş.  Yanyana dizilmiş bir kaç huniyi andıran bu evler, yazları serin, kışları sıcak olurmuş.  Eski dönemlerde özel bir toprağın gülyağıyla ezilip karıştırılmasından yapılmış. Kendimi yine masalın içinde oralarda gezen kadın olarak buldum. Merak tavan yaptı...

Turistler için düzenlenmiş Harranın konik kubbeli evlerinin kapısına vardığımızda yöresel giysiler içinde evin sahibi karşıladı. Evlerin önünde bahçe dedikleri geniş alanda hoşgeldiniz çayı ıkram edildi. Yöreye ait geçmişte kullanılmış tüm eşyalar dekor olarak bu evlerin önünde yerini almıştı..testiler, hayvanlar için kullanılan esyalar, çanaklar, çömlekler v.s.  Çaylarımızdan sonra yanımıza rengarenk giysili evin gelini geldi. Konik evin içine birlikte girdik. Yan yana kare şeklindeki bir alan üzerine huni şeklinde yapılmış odaları birbirine bağlayan iç kapılar vardı. Gelin  bizi yöresel kıyafetlerin olduğu odaya götürdü ve bir elbise seçebileceğimizi, söyledi. Zamanımız olmadığını söyleyince     başımıza o yöreye ait poşi’yi bağladı. Odadaki divana oturduk  küçük bir çocuk fotoğrafımızı çekti. Yukarıda hava deliği şeklindeki  açıklıktan güneş ışığı  demir karyola üzerindeki yatağın üstüne bırakılmış gelinliğe vuruyordu. Kenarda duran beşikten çocuk yeni alınmış, başka odaya götürülmşgibiydi.Dışardaki havanın soğuğunu unutmuştum.  Garip bir yaşam ... Büyük bir ailenin evindeymişiz. Odaların birkısmıgelinin ,bir kısmı ortak alanmış. Çadır gibi, bir bakıyoruz bağımsız bir bakıyoruz iç içe odalarla bağlı..Ben bunları düşünürken başka odaya geçtiyoruz , yer ocagındasaçayağı dediğimiz üc ayaklı demir üzerine tencere kaynıyor görüyoruz.  Giriş kapısı üzerindeki kocaman geyik başı da bu aileyi nazardan koruyormuş.

Evlerden çıktığımızda rehberimiz “vaktiniz var, isterseniz güneşi SİN mabedinde batırın”teklifinde bulundu. Eski örenyeri kalıntılarında bu kez Akad kralı Naram Sinin izlerini sürdük. Babil ve Asurda  tapılan Ay tanrısı SİN in önce  imparatorluk sınırlarını genişlettiğini  fetihlerle büyük bir imparatorluk kurduğunu  ve daha sonra da tanrılaştığını öğrendik. Kanatlı bir boğayı süren Sin'in lapislazuliden bir bıyığı varmış.   Harran için şehrin adının Ay Tanrısı Sin Şehri olarak anılmasının nedeni buymuş. Harran üstelik  bu  bölgede son derece güçlü politik merkezi konumundaymış.  Kuzey Mezopotamya da yerel kralların tahta atanmaları, törenleri Sin mabedinde yapılırmış.  Sanat tarihçileri ve arkeoloğlar için bir cennetmiş Harran ....Sutunlar, motifler, sunak.. Mabedi ceviren duvarlar kalıntılar arasından ileride koruma altına alınmış konik evlere  baktım,önlerinde gül ve nar ağacı yoktu... 

23/03/2017

23.03.2017
Bu yazı 787 defa okundu.

Diğer Yazıları