YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

Heybemdeki Bayburt...

     Bir yanı gümüş diyarı Gümüşhane diğer yanı doğaya yaslanmış...

     Erzurum havaalanından sonra küçük bir otobüsle yolculuğumuz başladı. Sanırım bir birbuçuk saat kadar daha gittik. Uçsuz bucaksız arazi, arada sırada gördüğüm köyler yeşermemiş dağlar,beni şaşıttı. İlk kez Doğu Anadoludaydım. Yolcu indirmek için otobüs durduğunda, nereye geldiğimizi anlamaya çalıştım. Aşkaleymiş. Meslek Yüksek Okulu tabelası bana yardımcı oldu.

   Şehre girişte Bayburt Üniversitesi,Rektörlük binası, fakülteler bulunuyor. Meydandan geçtik Şehirden biraz uzakta en son yapılmış yeni bir otelin resepsiyonundaydık. Resepsiyondan iri puntolarla yazılmış  YASAK levhasından daha çok altında yazan uyarı dikkat çekiciydi. “ODAYA GİRERKEN AYAKKABILARINIZI DIŞARDA ÇIKARTINIZ” “nasıl yani dedim ?” “ Terliğiniz yoksa terlik veriyoruz. İçerde namaz kılınıyor “açıklamasında bulundu Resepsiyonist.

    Bayburt, hem Karadeniz ,hem Erzurum'un etkisi altında kalmış bir şehir. Yemekleri otelin sabah kahvaltısında bile kendini gösteriyordu. İlk kez sabah kahvaltısında Kuymak yedim.Ben nehrin iki yakasına kurulan şehirleri çok severim.Çoruh Nehrinin sağında ve solunda kurulan şehir kaleye doğru ahşap ve Bayburt taşından evlerle dolu. Nehir kenarında askeriye, sağlı sollu lokantalar,kahvehaneler ve çay bahçeleri mevcut.

     Meydandaki saat kulesi geceleri ışıl ışıl.  Bayburt Saat Kulesi'nin yapımı 1923'e dayanmakta… Cumhuriyetin ilan edilmesiyle yapımına başlanan kulenin inşaatı tam 1 yıl sürmüştür. Muhittin Usta adında bir taş ustası on yardımcısıyla Bayburt taşını oyarak   başlanmış, Rizeli İbrahim  tarafından tamamlanmıştır. Kulenin uzunluğu 21 metreyi bulmakta. Aynı zamanda şerefesi de mevcut. Kulenin saati ise İsviçre'den getirilmiş olup, sağlamlığını hala korumaktadır.

     Bayburt kalesine çıkmadan olmaz dedim ve çıktım. Şehrin manzarasını görmeniz lazım. Muhteşem. Bir de Atatürk portresini ışıklandırmışlar kaleye çıktıkça kendinizi daha bir huzurlu ve güvende hissediyorsunuz.

     Kadınların üzerinde yöresel kıyafetleri (ehram ) var. Vali Kerem Al zamanında kadınlar ehramlarını dokuyarak satışa da sunmaya başlamışlar... kadınları samimi misafirperver.

    Kuşburnu gördüm çuvallar içinde ,paketlerde ama tekerlek şeklinde kalıp haline getirilmiş kuşburnunu burada gördüm.  Hani zeytin çekirdeklerinden prina yapıyoruz ya..onların kalıbı da yuvarlak simit şeklinde. Soğuk da içiliyormuş Kuşburnu. Böyle alıp kaynatıyorlarmış ve soğuk olarak yazın tüketiyorlarmış.

     Lahanası, fasulye kızartması,peyniri çok bilinenlerdenmiş.  yemek olarak da Bayburt kavurmasını ve Kadayıf dolmasını yazmalıyım.

     Bayburt'tun bir köyünü de yazmadan geçmek istemiyorum. Kırkpınar köyü burası. Bu köye  her yıl mayıs ayında yüzlerce insan geliyor ve köyün dere kenarından çıkan yılanlarına ağrıyan yerlerine  koydurarak şifa arıyor. Bir köylü “Bu tedavinin geçmişi 300-400 yıla dayanıyor. O zamanlarda ihtiyar bir kişi, köyde yaşadığı değirmende büyük bir yılanla kalıyormuş. Yılandan korktukları için insanların yanına gelememesi üzerine yaşlı kişi, şifa dağıtması dileğiyle yılanı dağa bırakmış. Aradan yüzlerce yıl geçse de herkes bunu bilir, buna inanır. Bizler de bu tedavi şeklini yapabildiğimiz kadar devam ettireceğiz.”diyor. Bilimsel hiçbir dayanağının olmadığı söylense de geliyorlar diyor köylüler.

     Zigana ve kop dağlarının aşıldığı çinilerin olduğu bir kaleye sahip Bayburt..  Kaleyi ilk yapanların Bagrat ailesi olduğu   söyleniyor, daha sonra Roma, Ermeni , Bizans , Arap ve Kommenos hakimiyetlerinde kalmış. Uzun tarihi geçmişi var. Kanuni sultan Süleyman zamanında onarım görmüş.Halk arasında Çinimaçin Kalesi de denilen Kale, dede Korkut hikâyelerinden "Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder" adını taşıyan hikâyede Beyrek'in (Bey Böyrek veya Bamsı Beyrek) fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.

Osmanlı döneminde bu kaleye Çinimaçin Kalesi ismi verilmiş. Bunun da nedeni kalenin dış yüzeylerinde mor, yeşil ve firuze renkli çinilerin kullanılmış olmasıymış.

        Birkaç yıl önce gittiğim Bayburtla ilgili  gördüklerimi yazmak yeniden orada birkaç gün kalmak gibi geldi bana..

 

 

08.11.2016
Bu yazı 1116 defa okundu.

Diğer Yazıları