YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

HIDIRBEYLİ’DE BAŞLAYAN DEVE GÜREŞLERİ (1)

Hıdırbeyli-Germencik caddesi üzerindeki 3 odalı önü uzunca salonlu evimizin,caddeye bakan odasındaki sobada,  zeytin odunları çıtır çıtır yanarken, penceresinden de  köye misafir giden develeri sayarak başlardı  o pazar günüm. Süslü develer dudaklarını köpürterek geçerlerdi sırayla... Kara Cennet ,Kara yılan gibi adları vardı. Bazılarının üstlerinde halılar olurdu. Aynalı , süslü aksesuarlarıyla göz kamaştırıcıydı hepsi. Kırmızı, sarı, mor renklerle  ipek ya da kumaş üzerine işlenmiş adları  olurdu. Hatta, Antalya, Çanakkale, Biga, Milas,Muğla yazan şehirleri de ... Develer podyuma çıkacak mankenlere meydan okurcasına hazırlanırdı güreşe. Gösterişleri, Nazilli pazeninin çiçek desenleri gibi renkliydi.

 

 

Sahipleri, güreş develerini,  çocuğunu sever gibi sevip, bakarlar bizim köyde... Çivit boyalı haney dediğimiz avlulu evlerde güreş develeri -Tülüler-in yanı sıra tek  ve çift hörgüçlü develerde olurdu. Bir eşeğin arkasında eşek nereye giderse arkasından giden bu develeri birbirinden ayrılan küçük farklar vardı. “hörgüç “adını verdiğimiz sırtlarındaki çıkıntılardı bunlar... tek hörgüçlü develer cılızdı, dişi develerdi ve güreşmezlerdi . Deveciler “yoz deve “derlerdi onlara.  Çift hörgüçlü ,yeleleri kabarık develer ise  erkek develerdi. Onlara da “ BUHUR “deniyordu. İki devenin eşleşmesiyle TÜLÜ adı verilen erkek develer doğuyordu. Erkek develer dişi develerden sayıca az olurdu. Yoldan geçen güreş develerinin yanında yoz develer olurdu...sanırım bu  annesini  yanında görme içgüdüsü...

Hıdırbeyli’de hiç oturmadık . Benim doğumumla Germencikteki arsalarımıza ev yapıp gelmişiz. Köyde kalan zeytinliğimiz vardı. Sık sık akrabalar ve zeytinliğimiz için köye gidip gelmeye başladık.  Birgün beldenin (o zaman beldeydi) Belediye Başkanından Hıdırbeyli’nin kuruluş öyküsünü , İlk deve güreşlerinin de bu köyde başladığını öğrendim.

   

 

Hikaye , iki yüz hatta üçyüz yıl önceye dayanıyor. Toroslarda yaşayan bir kolu Konyaya giden yörüklerden  Hıdırbey, Erbey, Ömerbey, ve GÜLLÜ hanım Aydına gelmişler. Dört kardeş ayrı ama yakın yerlere çadırlarını kurup birbirleriyle komşu olmak istemişler. Ve kendi adlarıyla köylerini kurmuşlar. (Hıdırbeyli- Erbeyli- Ömerbeyli- Alangüllü-) Gerçektende  Coğrafi konum olarak Hıdırbeyli- Ömerbeyli- Erbeyli- ve Alngüllü köyleri patika yollarla birbirine bağlıdır. Hıdırbeyli mezarlığının  yanındaki patika yolundan ilerlerseniz Alangüllü köyüne, Alangüllüden Ömerbeyli Köyüne, Ömerbey’liden de şimdiki Erbeyliye geçiş yapabilirsiniz. ) Hikayemize dönelim,

Hıdırbey, kardeşlerin en büyüğü olup, kardeşleriyle sık sık birlikte olmak istiyormuş. Bir gün yine toplanmışlar. Tam sohbet başlayacakken kardeşlerden birinin tülü’sü Hıdırbeyin tülüsüyle güreşmeye başlamış. Bundan keyif alan kardeşler diğer tülüleri de meydana getirip onların da boyunu posunu görmüşler. Köyden köye yayılmış bu etkinlik. Etkinlik diyorum aslında sosyalleşme ve birlik beraberlik anlamı taşıyormuş bu güreşler. İlk deve güreşinin ev sahipliğini Hıdır bey üstlenmiş. Köy meydanı hazırlanırken gelen konuklar, develeri evlerde misafir edilmiş. Yemekler hazırlanmış... Ertesi gün biri kaybedecek olsa da  kavgasız gürültüsüz kabullenmeyi öğretmiş  güreşler ... Gelenek haline gelmiş...

 

24.01.2017
Bu yazı 982 defa okundu.

Diğer Yazıları