YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

HIDIRBEYLİ’DE BAŞLAYAN DEVE GÜREŞLERİ (2)

Hıdırbeylideki köy meydanı  yetersiz gelmeye başlayınca  ortak bir noktada geleneğin sürdürülmesi düşünülmüş. Turanlar, Mursalı, ortaklar, İncirliova güreş develerin rahatlıkla gelip dönebileceği en uygun yer “Germencik “denilmiş.Uzaktan gelen develer hep Hıdırbeyli'de misafir edilmiş.  Gün gelmiş giderek yaygınlaşmış bölgesel olmuş.

Pazar günü erkenden çanların sesine davul sesi karışarak geçerdi güreş develeri. Köyden kilot pantalonlu, çizmeli erkekler gruplar halinde güreş meydanına sanki aceleleri varmış gibi giderlerdi. Kadınlar daha sonra  siyah büzgülü etek üzerine kareli siyah beyaz üslükleriyle (eşarba benzer örtü) çocuklarının elinden tutmuş gezmeye gidercesine konuşa konuşa geçerlerdi. Eskiden köye gidip gelen bir yada iki jeep vardı. Bu yüzden 2 km lik yol yürünürdü.

  Çay kenarı dediğimiz eski top yatağında(saha) olurdu.Çok geniş bir alan dikenli tellerle cevrilirdi. Erkekler önde , kadınlar arkada  kum taş tepelerinde gençler ise  ağaçlara tırmanarak  seyrederlerdi  güreşleri. Boyları küçük kadınların   parmaklarının ucunda yükselmesi ,  çocukların “ben de göreceğim” eziyeti mızıklanması görülen tabloydu.Kadınların ve çocukların geri planda olmasının nedenini kaçan tülü olduğunda  altında kalmamalarıydı..

     O yıllarda,deve güreşlerinin olmazsa olmazı,davul-zurna , köfte sucuk ekmek ve aslan sütüydü. Zurnadan çıkan türkülerle, davulcuların tokmak sesleri tülüyü de içeni de coştururdu.  Coştukça coşan acıkır, seyyar satıcılar da  ekmek arası isteyen gençlerle , tahta masaların arasında koşuştururlardı.

Panayır gibiydi meydan...Pamuk helva, macun, gazoz satanlar, kasnak atanlar,  çadır içinde deniz kızına bakanlar..  Çocuklar kazançlıydı bu güreşte.  Steril mi değil mi demeden alınan köfte ekmekten doyarlar  bir çubuğa sarılmış macunu çubuğu kalıncaya kadar yalarlardı.

  Denizin olmadığı yerde deniz kızı görmek   kadar komik birşey olamaz. Eğer masal kitaplarında deniz kızını okumuşsanız ve hayalinizdeki o çok güzel kız” çadırın içinde” diye bağıran bir adam varsa komik olmaz. İnsan  onu görmek için elinizden ne gelirse yapar.. . Öyle de yaptım  abimler çadıra girerken  “bende gireceğim” diye tutturdum.İtiraz ettiler. Ağladım sızladım. Abimler ”Kadınlar girmiyor “dedi. Tam o anda  roman bir kadın yanında bir gençle girdi. Mızmızlığıma dayanamayan delikanlı abimler”peki “ dedi. Birkaç genç bilet aldı.Birkaç çocuk kapıdan başlarını içeriye sokarken görevli onları uyardı. Hatta kovdu..İçeri girdik. Camdan bir bölme yapmışlar önünde yanyana hepimiz tek sıra sıralandık.Bölmenin arkasında sapsarı saçlı ,sarı pul,sim, palyetlerle süslü sütyenli , kıpkırmızı dudaklı, bir kadın samanların içinde dirseklerinin üzerinde duruyordu.Bacakları  simli bir kuyruk içindeydi. Beline kadar gelen bu kuyruğunu arada sırada sağa sola oynatıyordu. Saçlarında parlak taşlardan taç vardı.. Deniz kızları   erkekle göz göze gelince erkek ona aşık olurmuş.. Oradaki gençler camın arkasındaki kızın gözlerinden çok  aşağıya doğru sarkan sarı sütyenin içindeki memelerine  bakıyorlardı... Bense  dünyalar güzeli sandığım ince zarif deniz kızını,  tombul, kırmızı dudaklı, sarı saçlı  kadın görmenin hayal kırıklığını yasıyordum. 

       Bu festivalin bitiş saati gün batımıydı. Güneş ışıklarını çekerken meydandan önce kadınlar ve çocuklar ayrılırlardı. Sonra seyre gelen erkekler. Komite kazanan develerin seccade halısını hörgücünün üstüne atar sahibi de gururdan mest olurdu. Hıdırbeyliye geri dönen misafir develer, yenilenlerler,  yenenler ve de köylüler başka bir   güreşte buluşmak üzere hazırlıklara başlarlardı.

26/01/2017

26.01.2017
Bu yazı 917 defa okundu.

Diğer Yazıları