YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

İncir Zamanı

Bu ad günümüzde çok kullanıldığı, reçeli, şarkısı olduğu için seçilmedi., Bu isim aslında aklınıza gelen birkaç aylık bir dönemde  değil…inanın benim için, İncir zamanı bir ay, bir mevsim hiç olmadı.. O, bizim coğrafyada bir ömür olarak aklıma kazındı.

 İncir zamanında doğar bebekler, incir zamanında kızgın toprakların üstünde incir ağaçların altında koşarak büyürler, İncirler bitince okula giderler, gençler evlenirler, incir bolluk berekettir, incir hayattır bizim memlekette.

  Analarımız doğumumuzu bilmezler. İğleklerde, tutunde, incir zamanında, incirlerden sonra derler anlatırken. Ayrıntıları hiç unutmazlar. Ben  güzel bir mayıs günü doğmuşum. İncir ağaçları yaprağa durmuş, iğleklersinekleniyormuş. Bahçede tütün diken çalışanlar da varmış. Annem sancılanmış incir ağacının altında.. Babam eşekle köye getirmiş. Köyün ebesi  Hafize anamızın maharetiyle gözlerimi açmişim. Çok sevinmiş annem babam. Babaannem dedem. Kısacası ailem. O yıllar köy katibi köyün doğum ve ölümlerini kaydeder sonra  Aydınanüfüs müdürlüğüne götürürmüş. Babam doğduğum gün  kaydettirmiş ama katip ta eylülde götürerek kafasına göre tarih yazdırmış..

  Gelelim adıma. Nasıl da incir zamanına uygun ad koymuşlar.. Ben şimdi köşeme nasıl incir zamanı demem? Havva,  cennetten kovulduktan sonra dünyada kendini bir incir ağacının altında bulmamış mi? Üstelik İncir zamanında göçerlik var yaşam biçimi de.. Ben bunları topladım İncir zamanı isminde kitap hazırlığı içindeyim. İçinde  Bir kültürü, kendinizi bulacağınız hoş anılar var içinde..

 Şimdi Havva ismini duymuyorum..ailelerde vermiyor. Tabii ağaçlarda yeni doğanlara o güzel meyvelerini vermiyor. Annelerimiz, babalarımızın çoğu göçtü gitti. Geride kalan bizler ne yazık ki onlardan kalan dilsiz canlıları koruyamadık.Gaflet uykusunda olup kemiklerini sızlatıyoruz.Uzaklardan dev adamlar geldi. Onların başlarındaki dumanlar incirlerimizi kirletti.

Agustos böceğinin vır vırı ile olgunlaşır incirimiz., adı cır cır böceğidir bilir misiniz?

Arkadaşım Necibe Mavi şöyle demiş bir söyleşide;

Hıdırbeyliden Kavaklıya incire giderken,

Dere önce benim suyumu iç sonra geç derdi.

Biz de suya “ne gerek var,balıklar suda oynuyor,onlariçsin”derdik.

O dereden babamız sırtında geçirirdi bizi,

İki tane dülekatardık.Balıklar zıplasın diye.

Geçtik mi dereden bu kez dam önünde oturan komşulara gülümseyip,

Ceviz ağacının altında soluklanırdık İncirle buluşmadan önce..

Cırcırlar desen..sankihoşgeldiniz der gibi öterdi.Ne güzeldi memleketim.

Şimdi ne dere kaldı ne balık,Ne ceviz ağacı.

Elde var hüzün… Ben ilave edeyim.  Garip kokular geliyor .

Cırcır böceklerini yakaladınız mı hiç? Ağacın gövdesine ,dalına yapışır adeta. Belinden aşağısını , aşağı yukarı oynatırken çıkarttığı ses kulağı tırmalar. Tam o sırada avuç içinizi hızla üzerine kapatırsınız böcek  birden bağırır yakalarsınız. Kanatlarından tutar seversiniz. Bu arada çok güzel kanatları vardır. Ve bırakırsınız.. pır diye uçarken geriye sıvı bırakır kanatlarını da çıpttıgından etrafa suya benzer sıvı  saçılır.

Başka zamanlarda, başka hikayelerde buluşmak üzere..

28.07.2016
Bu yazı 1013 defa okundu.

Diğer Yazıları