YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

İNCİR ZAMANI ve KİRAZ FESTİVALİ

Bugün hava kimine göre 40- kimine göre 45 derece.Aydın Atatürk Meydanında otobüs bekleyenler hiç memnun değil bu durumdan. 1970 lı yıllarda babaannem  “,incirlerin ağzından bal damlayacak “derdi bu sıcak havalar için.  İncirler olgunlaşmadan,güneşin toprağa yumurta koysan pişirecek durumunu  fırsat bilir  kışlık  salçasını, biberini yapardı...

 Bir düğün töreni gibidir incir zamanı bu aylarda. Sarılop toplarının gelişmesi, gelinlik kızların hazırlanmasına benzer. Cırcır böcekleri bu düğünün orkestrası olarak sarkılarıyla eşlik ederler ...ta ki,,  Eylül ekim aylarında son yağmur tanesi düşene kadar.. . Cır cır böcekleri  topraga çekilip uyumaya hazırlanırken  incirler de bahtlarına çıkan  şehirlere  ,evlere doğru yol alır. Cennet meyvesidir ya, girdiği evde  sohbetler tatlı, insanlar sağlıklı olur...Bu zaman dilimine tanıklık edenlerdenim.

  Evet, Gündüzü ayrı güzeldir bu tanıklığın ,gecesi ayrı... O gecelerde yaşananlar da bir ömre bedeldir. “Benim gönlüm sarhoştur , yıldızların altında,”der ya şarkının ilk dizesi... Benim çocukluk hayallerim de yıldızlar altındaydı.  Ellerimi başımın altına koyarak sırtüstü uzandığım çiçekli pamuk minderde dolunaya  bakarken kendimi yıldız  olarak sahnede görürdüm.  Bir başka gece   öğretmen olup  kara tahta önünde elimde tebeşirle öğrencilerimle konuşurdum.  Yıldızlar kaydığında dilek tutar, astronot olup  uzayda  gezegen arardım.Annemin yanıbaşından ayırmadığı radyosundan her gece tekrarı yayınlanan Radyo tiyatrosundaki seslendirme sanatcısı Işık Yenersu nun repliklerini tekrarlardım.Unutmuşsam yeniden kendimce yazardım. Küçük kasabamızın  sinemamızda  gördüğüm İstanbul’un semtlerinde  gezer zengin kız fakir oğlan filmlerin degişmez isimleri  Filiz Akın,Tarık akan, Ediz Hun, Gülşen Bubikoğluyla tanışırdım. Sadece hayallerim değildi sıcak gecelerde eğlencelerimiz.

 Şimdi Germencik parkı olan alanda Çadır tiyatrosu ya da incir festivali şenlikleri için platform kurulurdu. Turkü ya da  şarkı söyleyen işiltılı kıyafetli kadınlar  Halk türküleriyle izleyenleri coştururdu. Parlak kırmızı rujları bozuk ses sitemini bastırırdı. Kadınlar yöresel kıyafetleri içinde yerlere oturarak seyrederlerdi.Germencik incir festivali için ilk kez  Poster ve afişler 1965-69 tarihleri arasında  basılmış  çeşitli yerlere asılmıştı. İcra memurunun kızı  Sema Kaspak ve Muhasebeci İrfan beyin kızı  Nalan Tınaz’a  yöresel üç etek giydirilmiş, saçlarına  renkli ipekten işlenmiş iğne oyalı krep bağlanmıştı.Kollarına küçük sepet takan iki arkadaşım incir ağacından sanki taze incir kopartıyormuş gibi poz vermişti.. Fotoğrafı da Germenciğin ünlü fotoğrafcısı Özer ağbi çekmişti.

Çadır tiyatrosunda ise dünya başkaydı. Boncuk adlı palyaço ve ip cambazlarının gösterilerini izlerdik. Akrobat Hediye Nadya ismi anons edilince küçücük ellerim şişinceye kadar alkışlardım. Hediye Nadya  beşinci sınıf öğrencisi bir çocuktu.Lastik kız da denirdi ona. Sahneye çıktığında terbiye edilen vucuduyla köprüler kurar. Başını bacaklarının arasından geçirir birkaç adım elleriyle bacaklarını tutarak yürürdü. Hediye Nadyanın proğramı iki bölüm olurdu. İkinci bölümde ,   mayosunun altına giydiği beyaz kilotlu çoraplarını  balerin ayakkabısına benzeyen   babetleriyle  tamamlar, uzun  siyah saçlarını  gösterisine çıkmadan toplardı. Onun İp merdivenlerden çıkışı bir sincap hızında olurdu.  Direğe çıktığında Boncuk ona denge sırığını verirdi. Nadya,merdivenin son basamagından sonra  dırekteki dinlenme yerinde ellerini  kutuya sokar pudralar.Kollarını yanlara açar, bize öpücükler göndererek selamlar sonra   sırığı denge yaparak ip üzerinde yürümeye başlardı.O beyaz bez babetlerini tele sürüyerek yürürken ben heyecanla “düşmesin” diye dua ederdim . Onu Telin karşısındaki boncuk dediğimiz palyaço-cambaz  karşılardı. Alkışlarla inen Hediye Nadya yı sahnede o dolaştırırdı. Arada göbeğine basınca pantalonun paçasındaki ışık yanardı .Biz o zaman kahkalarla gülerdik... O,şapkası çıkartır selam verirdi. Biz gülerken  onun rengarenk boyadığı gözlerindeki boyalar yanaklarından çizgi olarak akardı.

        O yıl, okullar eğitim öğretime başladığında  Hediye Nadya bizim sınıfa geldi. Sessizce duvar kenarındaki  üçüncü sıraya  Huriye’nin yanına oturdu.Öğretmenimiz “arkadaşınız bir süre bizimle “  dedi. Nadya,teneffüslerde  oyunlarımıza katılmadı. Beden eğitimi derslerimiz de de hiç köprü kurmadı. Ekim ya da Kasım sonunda Hediye Nadya geldiği gibi aramızdan sessizce ayrıldı.

       Dün Yukarı Kayacık köyündeki Kiraz festivalindeydim.   Araba 1600 m yüksekliğe çıkardığında Aydın ve ilçeleri ayaklarımın altına seriliverdi. Ceviz ağaçları , orman, yeşilin her tonuyla süslemiş doğa bu köyümüzü. Salı pazarından her hafta fasulye , domates aldığım köylü ağbiden duymuştum Yukarı Kayacık köyünü.  Araba  Şehit  Emrah Ünalan  parkınında durunca alışveriş yaptığım ağbi koşarak yanıma geldi. Sarıldı, heyacanlandı.  Yukarı Kayacıklılar, Aydından gelen misafirler, protokol, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve Efeler Belediyesi görevlileri   şehidimizi anarak park açılışını yaptık.   Şehidimiz  için seçilen alan ,kuş cıvıltıları içinde,  rüzgarın ağaçlara vurduğunda adını söylediği  Aydın ovasına bakan seyir terası şeklinde düzenlenmişti.Yolun diğer tarafındaki yüksek kayalar gün batımındakartal kanatları gibi  platformu koruma altına almıştı.

    Köy meydanına doğru  yürümeye başlayan Y. Kayacıklıların arasına karıştım.  Onlarla konuştum.  evlerin bahçe duvarlarında yağ tenekelerinin içine dikilmiş küpeli çiçekleriyle yan yana konmuş ihtişah çiçeğinin fotoğrafını çektim.  Taş damlarda damızlık danaların , süt vermek için bekleyen ineklerin yanından geçtim. Henüz Jeotermalin buraya uğramamasına sevindim.  Köy meydanına geldiğimde Aydının en güzel geleneksel yemeği keşekten yedim. Sonra meydanda el işlerini sergileyen genç kızlarımızın yanına uğradım. Kiraz festivali değil bolluk bereket ve doğal ürünler festivali olmalıydı bu festivalin adı. Böyle kaç köyümüz kaldı ?

 Hava kararmaya başladığında konser meydanında   misafirler ve köylüler yerlerini almaya başladı. Tıpkı Germencikte incir zamanında incir Bayramında olduğu gibi... Köyün askere gidecek delikanlıları da  en ön sırada halkaya katılmışlardı. Omuzlarında  annelerinin ya da nişanlilarının yaptığı iğne oyalı eşarplar ve Türk bayraklarıyla bu gece bizim gecemiz  edasıyla eğlencenin hemen başlamasını istiyorlardı. Efelerimizin gösterisinden sonra  İzmir radyo evinden gelen iki sanatcı türküleriyle  kah askerlerimizi kah seyircileri coşturdu.      Her yörenin türkülerini yumuşak sesiyle yorumlayan Senem Ersin Genç’in zerafeti kadar  , kariyeri de  bizleri hayran bıraktı. Yılmaz Demirtaşın askerlerle ve köylülerle olan diyaloğu sonucu  meydanda karşılıklı oyunlar oynandı.  Festival görevlileri bu kez vişne şuruplu kar helvası getirip dağıttılar. Yazmadan geçemeyeceğim. Aydının sebil ve çeşmelerinde  ,Kışın dağlardan toplanan  kar, soğuk yerlerde (mağaralarda)saklanarak  yazın sıcaklarda bardak bardak halk serinlesin diye  dağıtılırmış.

Gündüz  uzaktan gördüğüm evlerin ışıkları yandı birer birer... Işıklarla birlikte sıcaklık giderek köyü terk etti. Yayla serinliği bedenimizi sardı.  Cantamdan şalımı çıkarttım çıplak kollarımı örttüm. Türkülere ben de eşlik ettim. Bir ara gökyüzüne çevirdim yüzümü,  kutup yıldızının büyük cezvesi tıpkı yıllar öncesinde olduğu gibi   gülümseyerek göz kırpıyordu.

     Aydın’ın paşa yaylası kadar temiz havası olan bu köyümüzün  tüm ürünlerini  Salı pazarından gönül rahatlığı ile alabilirsiniz, benden söylemesi...

 

 

 

29.07.2017
Bu yazı 2313 defa okundu.

Diğer Yazıları