YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

KARACASU’DA…

Bu kasabada aradığım herşeyi bulmuştum. Tarihi , doğası, havası, suyu, insanı yaşadığımı hissettirdi. Farklı deneyimlerim oldu.  Doğal taşları gümüş işçiliği ile birleştiren  meslek yüksek okul öğrencileriyle atölye çalışmalarım, onlarla Ankara’nın bir köyüne taş toplamaya gitmem ,80 öncesi okullardaki yoğun çatışmalardan dolayı yaşayamadığım öğrencilik günlerime geri götürmüştü.

   Belediye pasajının üst katındaki kursta  yönetici olarak işe başladım. Dersliklerimizin karşısında ADÜ Takı tasarımı ve İşletmeciliği bölümünün atölyesi vardı. Meslek yüksek okulu, derslik ve öğretmen sıkıntısı yaşıyordu. Eğitim öğretim yılı başlangıcında  müdürümüz  Aziz Bey ve bölüm başkanı Hakkı Babalık bizim kursun sınıflarını teorik dersler için kullanma  isteğinde bulundular. Sabah saatlerinde onlar öğleden sonra kurs olmak üzere prosedürler tamamlandı. Ben de böylece meslek yüksek okuluna adımımı atmış oldum.  Meydanda, pansiyon haline getirilen üç katlı bir evin odasında , Emine (pazarlama) ve Selin ile(Takı tasarımcı) kalmaya başladım .Selin, İzmirden gelmişti. Kızım gibi cok da iyi anlaşmıştık. Atölyeye ilk uygulama dersime girişim  onunla oldu. Bir çift sokman uzattı bana.  ”Havva Teyzecim bu günlük bu çizmeleri giy ama sana da alalım “dedi. Ayağıma büyük gelen lastik çizmeleri kalın çorabımın üstüne giydim.  Sonra verdiği  su geçirmez sarı önlükle, giysilerimi örttüm…  Üzerimde hiç bir şey bilmemenin sıkıntısı vardı.  Atölyeye girdiğimde herkes, “hocam hoşgeldiniz” diyerek karşıladı beni. Sıcak karşılama beni biraz olsun rahatlattı. Bir  taş kesme makinasının önünde durdum. Selin, üstü çamurdan sertleşmiş bir taşı, makinaya gelen suda yıkadı. Taşın nasıl kesileceğini anlattı ve de kesti. Birlikte taş  odasına gidip yeni bir taş seçtik. Geri döndük.Mermer kesme makinaları ve bıçaklarının çıkarttığı sesler kulağımızın zarını patlatır derecesindeydi. Makinanın bir yanında musluğa bağlı hortumdan su akıyordu. Taş ile bıçak arasındaki sürtünmeden kaynaklı ısınmayı önlemek için su önemliydi.  Uzun uğraşım sonucu ikiye böldüğüm  taştan bir desen çıktı, dalga dalga ve de renkli… “İşte bu sensin” dedi. Selin. “Bu taşa  şimdi bir şekil çizeceğiz ve yeniden keseceksin. Ne yapmak istiyorsun önce onu belirle.” “Yüzük” dedim. Bir yüzük taşı için aylarca uğraştım…

     Parmağımıza taktığımız taşlı bir yüzüğün nasıl emekle ortaya çıktığına şahit olmuştum… Onun da ötesinde o taşların aslında toprak içinden, yüzüne bakılmayacak kadar  çamurdan sertleşmiş  olarak toplanmasında bulunmuştum. 

    Aylardan Kasımdı. Hakkı bey “ taş toplamaya gideceğiz” dedi .  46 kişiden cüzzi mazot parası alındı ,kumanyamızı da Karacasu Eğitim ve Öğretim vakfı karşıladı . Kumanyalarla birlikte  kazmalar, kürekler, çuvallar kondu otobüsün bagajına. Yolculuğumuz  gençlerin şarkı,türkü, konuşma , hocalarına  takılmalarıyla akşam saatlerinde başladı.Zaman    ilerledikçe yavaş yavaş uyku moduna geçildi.. Sabah uyandığımda Ankara Çubuk Barajından geçiyorduk. Bir süre sonra adını unuttuğum köyün  girişinde ana yoldan çıkıp, tepeye bakan bir ağacın altında durduk. Kumanyalarımızı ağacın altında çocuklar gibi keyifle yedik. Öğrenci olmak çok güzeldi. Hakkı hocam”toplanın “dedi.  Bir taşı aldı ve  yaptığımız çemberin içinde elini havaya kaldırarak , hepimize bir taş  gösterdi. “bunun gibi taşlar  bulacaksınız! Burada opak taşı var. Elimdeki opak. ” dedi. Gördüğüm taş, tozlu, topraklı, yumruk büyüklüğündeydi.  Ağaçların altından  tepeye doğru  hepimiz çekirge gibi sırtımızda çuval elimizde küçük çapalarla dağıldık. Bulduğum taşı çuvala koyuyordum. Bir süre sonra çuvalı taşıyamaz hale gelmiştim. Sürüklüyordum. Çuvalım parçalanmıştı. Arkadaşlarımın yardımıyla hocamın yanına kadar getirdim. Bagaja koymadan önce Hakkı hocam kontrol etti ve “ Bunların çoğu çakıl taşı. Bunlar makinaya girince bıçak parçalar ve etrafa dağılır.  Damarlı olanları  seçelim “dedi.  portakal büyüklüğünde iki üç taşla bir kavun büyüklüğündeki  taşı seçti.    Gercekten zamanla  taşı kestiğimde ortaya  çıkan hareleri, dalgaları renkleri gördükçe hocamın ne demek istediğini anladım. Makinaya gelen suda taşı yıkadığımda su  parlatıyordu.…  Arkadaşlarımdan kimi “hocam” diyor kimiyle yurtta beraber kaldığımızdan teyze diyordu. Umurumda değildi. Ben farklı bir deneyimi yaşıyordum.  Öğrenciliğimde yapamadığım tatmadığım her eğlenceye katılıyordum. Onlardan biri de Hıdırellezdi.

      Karacasuyun yaylası meşhurdur. Her türlü ağaçların arasında yürürken bol oksijenden başınız döner. Yayla’ya çıkan yolun sağında ve solundaki evlerin bahçelerinde sebzeler meyveler boldur… beyaz badanalı tipik köy evlerinin yanı sıra çok güzel villalarla yayla hayatını yaşayan Karacasulululara özenmemek mümkün değil.

       Hıdır reisin, İlyasla buluşmasının kutlamasını  Kahvederesi yaylasında yapmıştık. Sınıf arkadaşlarımla minibüslere dolmuş koca çınarların boy ölçüştüğü Kahvederesine gitmiştik. Yazın bile oldukça serin olan yaylada  gecenin serinliği de eklendiğinden ateş yakmış ne güzel şarkılar türküler söylemiş sonra da ateşin üzerinden atlamıştık. Dilekler yazmış Kahvederesinin çağıl çağıl akan coşkun  sularına bırakmıştık. . 

  Uzun uzun cümlelerim kısa yazıma sığmıyor ne yazık ki… Zaman geldi ve Dışarıda delice yağan yağmurlu bir günde Mezuniyet törenimizi düğün salonunda yapmıştık. O gün güzel Türkçesi ve sunumuyla Karacasu Sevdalısı Hüseyin Kuruüzüm hocam bizlerleydi. Fotoğraflar nerelerde bilmiyorum. Geçen gün elime geçen beyaz gömleğimde arkadaşlarımın iyi dilek ve imzalarını gördüm. Belki birgün yine karşılaşırım onlarla… Karşılaşmazsam da hepsine başarılar ve mutluluklar dilerim. 

21/02/2017

 

21.02.2017
Bu yazı 1493 defa okundu.

Diğer Yazıları