YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

MARSYASIN DOLAŞTIĞI KAYALARDA BİR KÖY...KURUKÖY

    Eski Çine Muğla yolunu  hatırlarsanız çine çayının üstünde kocaman kayaları hatta kayaları da  dikkat ettiyseniz biraz da çocukça hayalle, her birinin insan ya da hayvan şeklinde olduğunu görmüşsünüzdür.Çoban Marsyasin dolaştığını hissedercesine , flütünden çıkan notaları duyarcasına dağlara koşmak istemişsinizdir.Kuru köy  bu kayalarla dost olmuş bir köy.Köyde evlerin her biri  kayaya yaslanmış,  her biri birbirinden oldukça uzak...

” Bir tarafının da Çine çayına dökülen dere, diğer tarafında  zeytin ağaçları...verimli toprağında her türlü sebzenin meyvenin yetiştiği bu köyün adı neden Kuru köy ?” dedim evine  Konuk olduğum Necati Yönter;

- Kuru köyde su yoktu.Suyu şimdi baraj olan yerden eşeklerle getiriyorduk. Köylüler kendi bağ ve bahçelerinin içine ev yapınca köy evleri birbirinden uzak düştü.  İlk önce kayalar sağlam olur diyerek evlerimizin sırtını kayaya dayayıp taş ev yaptık. Sonra su geldi  biz de taş evleri bırakıp beton , briket evler yaptık...

Soğuk kuyu başında asırlık dut ağaçlarının altında rastladığım   Mürüvet teyzem yaşını hatırlamıyor . Baston yerine kullandığı değnek(sopa)yla bana yol gösterdi. Sonra kararını değiştirdi birlikte gidelim dedi yola çıktık.. teyzenin yaşına göre çevik hareketlerine bayıldım.

    

      70 kğ lık beş adam genişliğinde  iki  dut ağacını, etrafı  taşlarla örülmüş  üstü kapalı kuyuyu geride bıraktık yürüdük... Mürüvvet teyzem konuşmayı çok seviyordu. Soğukkuyunun hikayesini anlatıverdi.

      Kurtuluş savaşı başlamadan önce burada gavurlar yaşarmış. Seyyar kalaycılar da gezerler kaylanacak bakırları evlerden toplarlarmış. Kalaycının biri  dağlık denilen yerden geçerken küçük taş evden bir küçük çocuk çıkmış ( henüz konuşamıyormuş bile bu çocuk) kalaycıya bebek diliyle birşeyler söyleyip içeriye girmiş. Kalaycı “ev sahibi ev sahibi “diye kapıdan seslenmiş ama çıkan, kapıya gelen  olmamış. İçeriye girdiğinde çocuğun annesinin memesini emdiğini annesinin ise  öldüğünü görmüş. Bu kadın dulmuş. Ölü kadının boynundaki altınları almış, Bu para bana yaramaz hayır için kullanacağım demiş. Altınları satıp paraya çevirmiş.O parayla taş kırıcılara taş kırdırmış dut ağacının  yanına taşıtmış. Kuyuyu açtırmış etrafını da taşlarla çevirtmiş ki dut ağacının altında namaz kılınsın serin serin demiş. O güne kadar camisi olmayan kuru köye  cami yerine geçecek bir yer  yaptırmış..Suyu da öyle soğukmuş ki...kısa zamanda köylüler çine çayı yerine eşekleriyle buradan su taşımaya başlamışlar.

        Mürüvet teyzeye kurtuluş savaşıyla ilgili neler biliyorsun dediğimde; Çocuktum ama hatırlıyorum dedi. Babamlar amcamlar hiç erkek yoktu köyümüzde . Hepsi askere gitmişti. Beş altı kadın bir araya gelip( cavurdan)düşmandan  kaçmaya karar verdiler. Uzak köylere gidecektik. Eşyalar bohçalandı .Eşyaların bazılarını çukur açıp içine gömdüler.Dönünce çıkartırız diye olmalı. Abemleri beni diğer çocukları da aldılar. (Abemin )ağabeyimin ayağında ayakkabı bile yoktu. Bende nalin (nalın) vardı.. (heral)herhalde lazım olacakları da deveye sardılar. Bostan başından çıktık yola... yolda giderken bir sevinçle başka köylüler “dönün dönün savaş bitti” dediler.. Biz de geri döndük evimize. Bizim zeytin ağacının altına gömdüğümüz eşyalarımızı bubamın kızkardeşi biz gidince çıkarıp kendi evine götürmüş. Çok da hırsızlık oluyodu kızım..” dedi.

Biz patika yolda hem yürüdük hem bir nar ağacının altında oturduk dinlendik Mürüvet ninemle...Nar ağacından da bir nar koparttık . Ben sanki kırk yıldır elimle nar bölüyormuşçasına  parçaladım. Susuzluğumuzu giderdikten sonra     karadaş (karakaya)lara tırmanmaya başladık.Kayaların düz zeminine geldiğimizde çiçekli , tavuklu, hayvanlı genişçe alana geldik. Buradaki ev konuk olacağım evdi. Ev sahipleri  yer sofrasında yemek yiyorlardı. İçten davetlerini aç olan midemiz reddetmedi. İkimizde sofraya oturduk.Bamya , kızartma, yoğurt, kesik, zeytinle karnımızı doyurduk.Kahvelerimizi içerken “Bu taş evlerin taşlarını nerden alıyorsunuz ?”dedim.Necati amca başladı anlatmaya,” karadaşları kırarak başladım hayata . Kayalara onluk dediğimiz çivi batırır, balyozu, ya allah diyerek vururdum. Kaya parçalanır ,kırıldıkça daha küçük parçaya ayırırdım. Satın alanlar  kamyonetlere doldurur götürürlerdi. Bir traktör taş 1975 yılında 20 tl idi. Taş ustaları; su ile bizim buradaki toprağı karıştırır taş aralarına tutması için bunu sürerdi.  kireç kum çimento ile yapıştırıldı. 1975 yılından sonra çiftçiliğe başladım. Şimdi yer fıstığı  ekiyorum,zeytin, sebze, hayvancılık yaparak geçimimizi sağlıyoruz. Söz sözü açtı.Annem köyün lokman hekimi gibiydi.Ölmeden önce  bana el verdi ben başladım yapmaya dedi. Akapunktur dediğimiz iğneyle tedaviyi yapan annesini duyunca ilgilenmemem mümkün değildi.

 

 “Anam eskiden kulunç deddiğimiz ağrıyan yerlere kuru iğne batırırdı. Ağrıyan yeri parmaklarıyla bulur, orayı iyice basa basa uyuşturur sonra derisini baş parmağı ile işaret parmağının arasında tutar ve iğneyi batırırdı. İğneyi birkaç sanıye sonra çıkarırdı.

     Anam çalma da yapardı.  yüz yanıkları, herhangi bir yerdeki  şişlikler, çibanlar onun ilacıyla iyileşirdi.  Aktarlarda olur, al boya, al üstübeç, yedi kardeş kanı,süt üstünden alınan kaymak yağı karıştırır bunu  o bölgeye ince tabaka halinde sürerdi. 7 kardeş kanını eliyle iyice tohumlarını ezerdi. Birgün beni karşısına aldı, oğlum bildiğin duaları oku insanlara hizmet et, bunu hayır için yap dedi el verdi. Ben de  Lokman hekimlik yaptım bir süre sonra bıraktım.

Evin bahçesindeki fesleğenlere saksı saksı mercanköşküne bayıldım. Bölüm  bölüm evin ihtiyacı olan her sebze dikilmiş. .. Bir zamanlar zeytin konulan kuyunun üstünde eski  kıl çuval yağmurlardan iyice yıpranmış. Kullanılmayan taş evin içinde,küp,  telfenerler, gaz ocağı, lamba, yağ bardağı, yayık tokmağı, o yıllarda içinde ilaç yaptığı fincan, bir de arıcılıkta kullandığı pompa kalmış...  Ev iki kez yakılmış.. kurtarabildikleri bunlarmış...

  Dönüşümde bir saksı mercanköşk çiçeği, ciçeklerime koymak için toprak ve bir yığın anıyla geldim.

 

20.10.2016
Bu yazı 1389 defa okundu.

Diğer Yazıları