YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

PAŞA YAYLASI

       Güzel Aydında hava tahmininin paşa yaylasına göre yapılmasını pek severim. Dağlara bakar ve yorum yapar büyüklerimiz.” Paşa yaylasında kar var, Paşa yaylası tarafı bulutlu, paşa yaylası tarafında yangın var ! paşa yaylasının suyu yazın karpuz çatlatır, paşa yaylası ve her daim paşa yaylası..sanki  paşa yaylası meteoroloji istasyonu ve bu istasyondan Aydına yayın yapar..

          1993-95 yılında bir yaz günü Reno arabamızla piknik yapmak üzere yola çıktık.  Aydının sabah serinliği bile o gün baharın öğle sıcaklığındaydı. Merak ettiğim Paşa yaylasını görecektim. 

         Yılmazköy üzerinden dağa tırmanmaya başladık. Yol dar ve virajlıydı. Zirveye çıktıkca geride yeşilin tonlarını bırakıyorduk. Kestane ağaçlarını da ilk kez o zaman görmüştüm.Dikenli keskane kabuklarının içinden  kastanelerin çıkarılması  oldukça emek isteyen bir işmiş . Ha bu arada Bursada kestane yetişmez,üretilmezmiş.. Olsada çok azmış. O ünlü kestane şekerlerini bizden aldıkları kestane ile yapıyorlarmış.  Onu da o gün öğrenmiştim.Yolun bitimi, paşa yaylası girişinde dağ evleri çıktı karşıma. Sağda  bir iki,üç, devam ediyordu.” Artık deniz kenarında  değil, Aydınlıların zenginleri  burada  ev yaptırıyor” dediler.benim evden çok yıldızpalas dediğimiz   ağaçların altından kimi traktör arkalarındaki romorklerden, kimi yorganlarının altından kimi kendince yaptığı  dört tarafını çarşafla naylonla çevirdiği çadırlardan uyanan insanlarla karşılaşmamdı.  İnsanlar yüzlerini yıkamak için derenin yanındaki çeşmeye geliyorlardı, Uykusunu almış dertsiz insanlardı onlar.Kimi dereden akan suyun içine karpuzlarını çoktan koymuş soğutuyordu.

      Bir ağaç gölgesine biz de yerleştik. Mangal yakmak için yerler yapılmış  orada  mangalı yaktı kayınvalidem. Çayı koydu. Ben kısa kollarımı ceketimle örttüm. Kahvaltıları çıkartmaya başladım. Sonrası bilinen sabah seranomisi... Kahveler yapıldı mangalda içtik ...ve dolaşmaya çıktık eşimle. Çam ağaçlarının arasından,geldiğimiz yoldan aşagıya inerek,  ileride bahçesine sebze dikmiş beyaz badanalı eve doğru yürüdük. Sırıklara sardırdığı fasulye bahçeli evin sahibi Fatma hanımdan fasulyemizi aldık.  Gece kalanlardan da duydum ki, yolun elektriklerinin ışıklarından faydalanıyorlarmış.  Yıldızların altında pilli radyolarını çalıp haberleri dinliyorlarmış.

      2006 senesinde Eski Eserleri Sevenler Derneği Başkanlıgım sırasında Haydar ÖZDE  amcayla tanıştım. Rahmetli canlı tarihti .Paşa yaylasının adının nerden geldiğini anlattı. Ben de  sizlerle  paylaşıp kulaktan kulağa geçsin ve  böyle bilinsin istedim.

    PAŞA YAYLASI   ;1826 yıllarında 2. Mahmut zamanında Aydın’a Veli Paşa adında Vali Tayin edilir. Vali Atçalı Kel Memed’ten vilayeti teslim almak için bir tabur askerle gelir.

Vali astım hastasıdır. Sorar sorusturur yaylayı tavsiye ederler. Yaylaya çıkar ve çok memnun kalır. Buraya bir ev yapılmasını ister. Hemen emri yerine getirilir.Paşa ,yazın  yaylaya gelir ve bu evde kalır.O günden sonra yaylanın adı;PAŞA YAYLASI olarak kalır.

     Paşanın evi Aydın Valiliğince ele alınıp tadilatlarla otel haline getirilmişti. İlk zamanlar gidilip müthis orman manzarası içinde kahvaltı yapılıyordu. Son halini gören var mı ?

     Yeşili görmeyen göz, göz zevkinden mahrumdur... Yeşili korumayan, sahip çıkmayan topraksız köksüz kalır... SEVGİLER...

 

27.12.2016
Bu yazı 1470 defa okundu.

Diğer Yazıları