YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

UNUTULAN MESLEKLER

GERMENCİK’Lİ ŞAPKACI YAHYA!

    Anne ve babamım isteğiyle daha çocuk yaşlarda abilerim, okul tatil olunca kasabamızdaki terzi ya da şapkacının yanına gönderirdi. Erkek çocuk da olsa eli iğne tutsun kendi söküğünü kendi diksin okumazlarsa ellerinde altın bilezik bulunsun demişti annem. Altın bilezik mi takıyorlar? O zaman bende gideceğim demiştim. Beş on  yıl sonra  orta okul ve liseye gidip gelirken taktığım şapkalar hafızamda o yıllara ait daima izler bırakmıştır? Takmayınca okul yönetiminin “bir daha şapkasız gelmeyin uyarısında bulunduğu sadece ben miydim sorarım o günleri anımsayanlara ?

     Birkaç gün önce şapkacılık yapmış Germencik’te yaşayan enişteme ziyarete gittim. Bir zamanlar,usta çırak ilişkisi içinde Germencik’te tek şapkacı olan Turan Özaydın ‘ın yanında yetişmiş, yok yok büyümüş halamın kızıyla evli enişteme. Onun hayalinde sanata yönelip eline altın bilezik almak varmış daima. Ama rençberlik yapışmıştı çocuk bedenine olmuyordu. Babasına söyleyemediği bu durumu  amcalarına söyleyip ,babasına iletilmesini istemiş. İletmişler mi iletmemişler mi bilmiyor.Gerisini şöyle tamamlıyor. 

       1958 yılında, dedi  gözlüklerini düzelterek devam etti. ”  Eskiden kışın zeytinleri yazın incirleri toplayacak adam lazımdı. Her ev , her aile çiftçilikten elde edeceği gelirle geçinirdi. Ağaçların bakımı, toprağın bereketi sadece babamızın emeğiyle değil, bizlerin yardımıyla olurdu. Sabah erken kalkmak bedenen çalışmak zordu. Rençberlik deniyordu buna. Amcalarıma ,rençber olmak istemediğimi ,sanata vermelerini esnaflık istediğimi söyledim. Babam kimbilir belki yorgundu belki de yanında çalışan olması hoşuna gitmişti. Bu isteğimi ciddiye almamıştı.

     Birgün incir ağaçlarının köklerinin havalanması için gövdesine yakın yerlerdeki toprağı çapalarken, Ustam’rahmetli Turan Özaydın yakınımdan geçiyormuş bana seslendi. “oğlum “dedi “sen benim yanıma çırak gelirmisin? Sana mesleği öğreteyim” Nasıl sevindim nasıl heyecanlandım anlatamam kazmayı, çapayı bırakarak koştum koştum.. soluğu babamın yanında aldım. Soluk soluğa bayılacak gibiydim Turan amcamın söylediklerini aynen söyledim.  Babam izin verdi ve 39 yıl devam ettiğim mesleğime böylece adım atmış oldum.

     4 yıl 3 km yolu hergün  yürüyerek köyden gelip gittim. Bu gidip gelmeler hiç zor gelmedi bana . Bazen bir at arabası bazen bir köy jeep’i denk gelirse ne ala..yoksa koşa koşa soğukta, güneşte…

   Önce elime iğne iplik verdi ustam. Bir de bez bir yıl bu beze iğne iplik ile teğel almasını öğrendim. Dukkanı silip süpürüyor, misafirlere, ustaya nasıl davranılması gerektiğini öğreniyordum ustamdam.  yıllar geçtikçe bir üst konuma geçtim. Mesela şapkalara teyel yapmak gibi. Çırak oldum.  Çıraklıktan kalfalığa sonra da makine başına…evet evet, şapka dikmeye başladım. sabır işiydi usta çırak öğretisi.Öyle  Üç beş günde kalfa olunmazdı. Dört yıl boyunca şapkaların arasında mesleğin inceliklerini öğrendim. Ve Ustam yeterli gördüğünde makasımı verdi. İşte bu makas mezuniyet diplomamdı.  Bu makas kolumuza takılan altın bilezikti. Bu makas artık dükkan açabileceğimizin belgesiydi. Bu makas ekmek kapımızın başlangıcıydı. Zaman durmuyordu ki.. yıl 1962 ye gemiş, askerlik görevim için Mamak’a çağırılıyordum.  Vatani görevim için ayrıldım. İki yıl askerlik yaptım. Geri dönünce kendi yerimi açma hayaliyle iki yıl geçti. Askerlik bitti. Ablanla nişanlanıp 1965 yılında evlenik. Germencikte ailemize ait bu evde oturma kararımızı gerçekleştirdik. Çok geçmeden marshall yardımı ile Amerika’dan askeri kıyafetleri dikmek üzere gönderilen singer dikiş makinasını yaşlandığı için satan eski bir terziden bu makinayı alarak Germencik’te şapkacı dükkanımı açtım. Köylerden Perşembe günü pazara gelen köylüler hem Pazar sepetlerini dükkanıma bırakıp alışveriş yaparlar hem şapka alırlardı. Benim ustam Şapkacı Turan İzmire gidince Germencik’te son şapkacı olarak kaldım. O yıllarda Orta okul öğrencileri şapka giydiğinden onların şapkalarını hep ben dikerdim

    Buranın havası sıcak gündüzleri güneş yakıcıdır. Kasketlerin önünde siper çıkıntı olur, O siper güneşten yüzü korur. Erkeklerin çoğu bizim buralarda kasket kullanır. Şapkaların ise kenarları daha yuvarlak, daha süslü olur. Çeşit çeşit modeller yapıyordum.  Fötr şapkalar, Sekiz köşeli kasketler, öğrenci şapkaları, çocuk şapkaları, Asker şapkaları..  İçinde en çok Atatürk modeli dediğimiz kasketleri satardım. Atatürk dünyanın en şık giyinen lideriydi. Onun kasketli bir fotoğrafı mutlaka duvarımızda olurdu..

 Şapka kadının süsüdür. Erkeğin ise giysisi diye öğretti ustam bize… Bu yüzden kapalı bir toplumda kadın şapkasını çıkartmaz ama erkek  üst giysisi ,paltosuymuş gibi kasketini, şapkasını çıkartır. bizim buralara gelince köylük yerdir  kadınlar pek şapka takmazlar. O yüzden erkek şapka ve kasketi dikerdim.

   Şimdi emekli oldum. Babam çoktan göçüp gitti. Çocuklarım iş güç sahibi oldu. O ayrıldığım incir ağaçlarına geri döndüm. Yazın gelmesini dört gözle bekler mi insan bekliyorum. Ağaçlar beni bekliyor çünkü. İncirin inanılmaz çekiciliği çekiyor beni… O günlerden geri kalan Singer dikiş makinam ve Ustamın kalfa olduğumda bana verdiği makas şimdi eşimin hizmetinde. O, kendine  incr bahçesinde giyeceği giysileri dikiyor.

   ******

    Eniştemle bu sohbetimden birkaç yıl sonra Bayburt’ta çarşı içinde bir şapkacı dükkanı gördüm. içeri girerek onunla da kısa sohbetim oldu. Hacı amca “ bu işi yapan sayılı birkaç şapkacılardan biriyim. Ben de ölünce bu meslek yok dedi. Çırak gelmiyor. Kalfa yetişmiyor. El emeği ,sabır, zor zanaat anlayacağın  kızım zor zanaat… Ölüyoruz, ölüyor…” dedi.

 

 

18.08.2016
Bu yazı 1084 defa okundu.

Diğer Yazıları