YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

YALNIZ DEĞİLİM

 

    Akşam üstü geç saatte gittiğim  Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinin kemoterapi  servisinde  ilaç alan hiç hasta yoktu. Görevli hemşire “Geliyorum şimdi “dedi.  O gelinceye kadar üzerimdeki mantoyu çıkarttım   kazağımın yakasını açtım ve koltuğa uzandım. Köprücük kemiğimin  ve derimin altına yerleştirilmiş  hafif kabarık duran suni damar plakasına  dokundum.  Unuttum sandığım günleri hatırlayıverdim.  Nerdeyse kalmamış kirpiklerimden  hakim olamadığım yaşlar yanaklarıma doğru süzüldü..

    Doktorum kolan kanserinin ne olduğunu açıkladığında  inanamamış  kendime yakıştıramamıştım. 58 yaşındaydım henüz görmek istediğim mutlu günler vardı.  Daha gencim demeye utanmış olacağım ki.. “Yapacak çok işim var, olmaz “demiştim. Doktorum ses çıkartmadı. İzlememiz gereken yolları anlattı, anlattı. Hiç zaman kaybetmeden ameliyat, sonra  kemoterapi... “Kemoterapi için deri altına port yerleştireceğiz” sözleri en son duyduklarım oldu. Bu bir yarıştı sanki, bir tarafta hızla çogalan hücreler diğer tarafta tıbbın ve uygulayıcıların engin bilgisi. Bir hafta sonra ameliyatla Kolondan kötü olan bölüm alındı... iyileşmem çok kısa sürdü.  İki hafta sonra onkologum program yaptı ve kemoterapi sürecime geçildi.

    O güne kadar sadece benim başıma gelen bir felaket sanıyordum. Yanıldığımı  kemoterapi servisinde onlarca kadını, erkeği, fidan gibi  delikanlıları, iri gözlü çocukları görünce anladım. Beni ilk sersemleten şey “ne kadar çok benim gibi kanserli varmış” düşüncesi oldu. Çaresiz anneler,  perişan babalar, konuşmaktan çekinenler, çok konuşanlar, kadınlar, kızlar, adamlar, çocuklar 7, 15 ,21, günlük periyotlarla geliyordu bu odaya..   Ortak noktamız ise benim tabirimle dallı güllü dediğim   umut ‘du.  Kabus dolu geceler dediğim kemoterapi etkilerinin  sonunda karanlığı aydınlatan ışığı görebilmekti.

      Kırılgandık, en küçük yan bakıştan alınıyorduk. İnsanların “ah zavallı , sanki kendilerine hiç birşey olmazmış olmayacakmış gibi bakışlarıyla  yavaş yavaş  hayattan kopup  evlere kapatıyorduk,  Üşüyen bedenimizi unutmuş,  saçlarımızda mı?kaşlarımızda mı? Yoksa zayıflamış bedenimizde mi  bir gariplik var hesabını yapar olmuştuk. Kimimizin en sevgiye ihtiyaç duyduğu o günlerde  hastalıkta sağlıkta diye söz verdiği eşi de gitmişti. Yoksulluk ve yoksunlukla sınanıyorduk...  nerden nasıl gelecek diye beklediğimiz umutun adı geliyordu  kulağımıza... LÖSEV !

      Açılımı Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı olan bu kuruluş “Biz kocaman bir aileyiz.” diyerek kollarını açıyordu.  O kocaman aile  Türkiye’de her yıl binlerce  çocuğa  lösemi teşhisi  konduğunu biliyor onlara yol yönder oluyordu. Bazen  çocuğun ilesinin dar gelirli olması,ailenin   diğer kardeşleri ile onun arasında seçim  yapmasına kadar gidebiliyordu. Bu nasıl olur dediğinizi duyar gibiyim. Egitim , ekonomik durumlar ve kimbilir daha neler ? Vakıf,çocukların ,ailelerinin sıkıntılarını topluma aktarıyor, onları bilinçlendiriyordu.  Tüm bu çalışmalarını  gönüllülerle gerçekleştirmesi arı ve kovan çalışması gibiydi. Harika değil mi ? Gönüllüler,  faaliyetlere destek olup, stantlarda görev alıyor, yardım kolisi yapım çalışmalarına katılarak, LÖSEV’in ihtiyaç sahibi ailelerine yardımları ulaştırmasında katkıda bulunuyorlardı. Buna da ilaç diyorum ben açıkcası...

      Yardım dedim de LÖSEV asla  sokaklarda ya da kapınıza  gelerek,  para toplamıyor. Öyle caddelerde satış fişi ile para toplayanla karşılaşırsanız inanmayın. Bu kişiler kurumun adını kullanarak halkımızı dolandırmaya çalışıyorlar. Karşılaşırsanız 155’i haberdar edebilirsiniz. LÖSEV yetkilileri eğitimli, güler yüzlü kişlerdir.Empati duygusunu  en  üst seviyede taşırlar. Onlar ,kendi  duygu ve düşüncelerini soyutlayarak bir başkasının inançlarının, arzularının ve özellikle duygularının  farkına varabilme ve onu anlayabilme yeteneğine sahip olan, karşısındaki kişiyi ,inciltecek söz ve davranışlarda bulunmayan kişilerdir.Onlar için fakir zengin, köylü kentli, engelli engelsiz yoktur. Sadece insan vardır.    Küçük bir anektodumu paylaşmak istiyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Aydın’da 18  lösemi tedavisi görmüş iyileşmiş çocuk annesini sinemaya götürdüler.  Bunu  Aydın’da kim duydu, kim biliyor? Yapılan yardımın dillendirilmemesi makbul denir ya, işte öyle bir tutum içindeler.

       Gönüllü çalışmalarıma 1998 yılında birkaç STK ya üye olarak başladım.  Daha sonra   yönetim kurullarında görev  aldım. LÖSEV’i ilk kez  “Bir tuğla da sen koy” hastane projesiyle duymuştum.  Ankara’da Lösante Hastanesi’nin açıldığını  gazeteler yazdı.  O günden sonra  “gönüllü olmalıyım “isteğimi sanki duymuştu LÖSEV . Geçen yıl, kalbinin güzelliği sesinden belli olan görevli kızımız  evrakları göndermemi istedi. Dünyalar benim olmuştu. Aileye kabul ediliyordum.

     Bugün, ben hem LÖSEV gönüllüsüyüm hem de LÖSEV’e kayıtlı bir aileyim. En güzel kelimeleri onun için yazmak , kurulmamış en güzel cümleleri kurmak, en güzel sözleri onun için söylemek istiyorum.Ne yazık ki yetersiz kalıyor... Onun için bir resim çizdim.  Resimde, veren elle alan el birbiriyle buluşuyor, veren el üstte,alan el altta ,altta ama  avuç içi  aydınlık. Aydınlık içinde yazan tek cümle “yalnız değilim”pırıl pırıl parlıyor.

 Sağlıcakla kalın...

04/04/2017

04.04.2017
Bu yazı 1298 defa okundu.

Diğer Yazıları