YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

YAZ AYLARININ RAMAZANI ve BAYRAMI…

 Yüzyıllık melengeç ağacının altında , hasırın üzerindeki   pamuk yer minderlerin   üzerine attı kendini babaannem. Gövdesi üç adam bedenine eşit olan ağacın diğer köşesinde akşamdan alınmış incir yığını seçilmek için bekliyordu.

   Ağacın gölgesi daha sabahın ilk saatleri olmasına rağmen  uzadıkça uzuyor, dallarına tünemiş kuşların  sesleri birbirine karışıyordu. Evin iki tarafını çeviren  zeytin ağaçlarının  gövdelerindeki  cır cır böcekleri de durmadan şarkı söyleyip  ramazanı uğurluyorlardı. Duvarların   içi dışı  her bayram olduğu gibi badanalanmış, toprak olan tabanı kabarmasın ,toz kalkmasın diye  beton gibi yapılmıştı. Tabanı kaplayan hasır  Germencik pazarından alınıp getiririlmiş üstü silindikten sonra kilimle  süslenmişti.  Büyükçe olan  odanın üç tarafına sedir yerleştirilmiş, çiçekli   minderler açılmıştı ve   bir köşesinde yatak ve yorganlar üst üste yığılmış üstü beyaz dantelli çarşafla  örtülmüştü.  Sedirde oturup pencereden baktığımda   çifti sürülmüş, dallarında ağzından bal akan incir ağaçları , pencere altındaki akşam sefaları  gözüme çarpardı.  önünde akşam sefaları mis gibi kokularını akşama saklıyordu.

   Bayram hazırlıkları  sıcaklardan dolayı son güne kalmıştı.İş güç bir yana her bayram gelenek halinde yapılması gerekenler bu bayram da yapılmalıydı. Tatlı maya ekmek   kıvrım böreği ve baklava üçlüsü ilk aklıma gelenler…

   Sultan teyze bahçe komşumuzdu. Afyondan gelmişler komşu bahçede kantarcı dediğimiz yardımcılardı. Çok hızlı ve güzel yufka yapardı. Kabı ayrı olanın tadı ayrı olur derler ya..Sultan teyze de o yufkadan birgün ikram etmişti. Kuru soğanı incecik kıymiş, acısını tuzla ovarak çıkarmış,sonra çökelekle  karıştırmış biraz kırmızı biber ilave ederek  dürüm yapmış bana vermişti.. Bizim nohut mayalı ekmeğimizi yapmayı da o,  babaannemden öğrenmişti.   Babaannem ağaçların dallarından çevrilmiş bahçeyi yoldan ayıran  çitten Sultan teyzeye seslendi. Bu arada  yengem de  nohut mayasınından ekmeklik hamurları tepsilere koymuş, kabarmasını bekliyordu.Üstüne susam serpilmiş mayalı hamur öğle saatlerinde fırına atılacaktı.

    Sultan teyze gelince sofra bezleri yayıldı. Malzemeler , oklava, tahta, tepsi sağına soluna önüne  konuldu. Hamur hazırlandı . Üstü nemli küllü sula yıkanmış tülbentle örtülmüştü.  Babaannem akşamdan susam kavurtmuş, susam irice  dövülmüştü.  Hazırlanan baklava yufkalarının arasına bu susam serpilmişti. “bolca koy Sultan “diyordu sık sık. Nişastayla açılan incecik 40 yufkadan sonra baklavanın üzerine  önce bir bardak kadar zeytinyağını iyice kızdırıp içine erittiği tereyağını da karıştırmıştı bolca kızgın yağı  özenle biten baklavanın üzerinde gezdirdi.  Ekmeklerin piştiği asırlık sayılacak  toprak fırında nar gibi pişirmek üzere Sultan Teyzeyle fırına gönderdi.. Babaannem baklavanın  şerbetlenmesini  arife günü yapardı. Kapanç adı veridiğimiz hasırdan konik büyükçe kapak altında karıncalardan korumak için büyükçe bir kaba su koyarak bekletirdi.

    Akşam serinliğinde diz dize oturup açtığımız iftar sofraları,  dedemin ,babaannemin anıları, gece yıldızların göz kırpması, irim dediğimiz  patikadaki kuyu, çıkrık…Geçirdiğim en güzel ramazan günlerimdi diyebilirim. Kuyunun ilginç bir hikayesi ni anlatmişti babaannem . O günden sonra, bayramlarda  babaannemim  bu anlatısını anımsarım. Kurtuluş savaşı başladığında yine ramazanmış. Züla kadın bizim üst tarafımızda bahçe komşumuzmuş. Kocası savaşta kalmış. Züla kadın iki küçük oglu ve ihtiyar babasıyla bahçeye gelip yaşamaya başlamışlar. Ama ne yaşamak. Gündüz Yunan askerlerinin korkusundan iki bahçe arasındaki böğürtlen çalılarının arasına saklanıp gece evlerinde yatıyorlarmış. O gün  ihtiyaç için kürlerin arasından çıkıp  su doldurmaya gelmiş babası ve çocuklarıyla. Ama Yunan askerleri de kuyuya aniden gelince yakalanmışlar. Züla kadını tartaklamışlar. Züla kadın karşı koymuş. Daha çok kızmış askerler…Çocuklarını korumaya çalışan Züla kadının  elinden bir oğlunu ve yaşlı babasını almışlar . Züla kadın önlerine geçmiş. Yunan askerleri yaşlı babasıyla oğlunu oracıkta öldürmüş. O günden sonra Züla kadın bir tuhaf olmuş. Bayram gelmiş neyime diye türkü tuttururmuş bayram günleri..Ben o günleri yaşayanların  daha çok kıymet bildiklerini şimdi daha iyi anlıyorum.

   Bayram sabahı ezanla birlikte uyanmam, namazdan gelen dedemden aldığım para,  gelen amca çocuklarımla ,akrabalarımla aynı sofraya oturup yediğim yemek,  melengeç ağaçındaki salıncak ve daha nice doğanın sunduğu güzellikleri artık bulamıyorum. Tabii ne babaannem kaldı ne de o çocuklar…Onların çocukları gelsin isterdim. Oysa hepsinin tatile ihtiyacı var ,onlar şimdi tatilde… Bayramlar sevdiklerimizle,bizi sevenlerle  güzel. Mutlu anılarınızın olması  dileğiyle….

 

 

  

 

     

 

 

  

24.06.2017
Bu yazı 1058 defa okundu.

Diğer Yazıları