YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

ATATÜRK GERÇEKTEN TRENDEN İNSEYDİ, KİMLER ÜZÜLÜR , KİMLER SEVİNİRDİ…?

Bugün 3 Şubat,  Atatürk’ün Aydın’a gelişinin 86 . yıl dönümünü.

Ülkemizin ilk demiryolu ,Yüzü aşan  senelerce  ,kimleri ağır vagonlarda taşıdı..!
 Tarihe tanıklık eden   raylar ve garlar  nice   konuklarını misafir etti..?
1919 da  Ülkemizi işgal eden Yunan işgalcilerine karşı direnmeyen diye Payihat’tan yola çıkan  Sultan Damat Reşat paşa hükümetini temsilen   İkinci Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abduraahim    paşa  ve nasihat heyetini  taşıyan  Aydın demiryolu ve tren garı ,tam 12 yıl sonra 1931 de  Nasihat heyetinin aksine Anadolu’yu işgalden kurtaran gazi Mustafa Kemal paşasını da ağırlamıştı.

Her iki ağırlama da törenle yapılmış olsa da,  nasihat heyeti   zoraki , Gazi Mustafa Kemal paşa  ise halkın içten sevinci..!  

Gelin gibi süslenmiş bir vagonuyla,

Aydın’da tren garında Ata’mızın  86 yıl önce  Aydın’a geldiği günü kutlayacağız.

Her yıl  yapıldığı gibi  aynı kutlamalara sahne olacak tren garı.

Atatürk Meydanı’nda çelenk koyulması, Gar önünde  protokol konuşmalar ve saygı duruşu.

Soğukta yerini alan protokol, Aydın Garı’na yerleştirilen sandalyelerde paltolarına daha sıkı sarılarak dinledikleri konuşmalarından sonra,

gelin gibi süslenen treni karşılayıp Türk bayrağımız üç kez  öpülerek katlanacak, her sene aynı fotoğrafların yer aldığı fotoğraf sergisi  gezildikten sonra,

yarım saat içinde dağılan Aydınlılarla  kutlayacağız bu sene de..!

ATATÜRK’ÜN AYDIN’A GELİŞİNİ KUTLAYACAĞIZ.

 

O  keskin ve içinde kararlı bakışlarıyla, Aydın’da trenden inen Atatürk’ü düşündüm.

hani o şiirdeki gibi.

“Bıraksalar, ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı”

İşte bugün Menderes ovasına  trenle  atladığı  3.Şubat 1931   gününü  hatırlayarak,  86 . Yılı’nı kutluyoruz büyük misafirimizin.

O günün canlı tanıkları bire birer göçtü gitti.

Son tanık Aydın’ın  Çınar’ı Haydar Özde bundan 3 yıl önceki törende anlattığı bir anı  hala kulaklarımda.

Atatürk’ün ve İsmet Paşa ile İstanbul valisi hakkında, bir köylünün dediklerini,

Florya köşkünde davetliler huzurunda anlatmasını isteyen anekdot..!

Onu da bir başka köşe yazımda  , nasihat heyetinin gelişindeki yaşananlarla  paylaşalım.

Atamızın 86  yıl sonra aynı trenle Aydın’a geldiğini düşündüm törende…

Sadece  büstü ve Bayrağımız  değil de,  ince  kaşlarının ardındaki derin bakışları ve   bedeniyle  ağır adımlarla,    çerçeveli fotoğrafı değil de gerçeğinin yani kendisinin   Aydın tren garına indiğini düşledim.

Dile kolay yaşasaydı  tam 129 yaşında olacaktı bugün.

Biraz daha   yaşlı,  ve  biraz rahatsızdı.

Dokuz yıl önce  1922 de çıktığı   büyük taarruzda  ,Afyon   Kocatepe’deki çevikliği kalmamıştı.

-“ neden bu kadar az silah arkadaşım var gar’da ..? nerde diğerleri.:?

Geçiştirdiler , biri  arkasından sessizce ,

-“Paşam diğerleri  maalesef ya huzurevinde ya da,  tutukevinde “  dediğini  iyi ki  duymamıştı Gazi.

Bastonuyla ağır ağır yaşlı  gar binasının  merdivenlerinden çıkarak,

kendi adı verilen ama yerinde yerleri  mermer , çıplak ve  içinde havuz olan     meydana baktı uzunca,

-“Geçen geldiğimde  ağaçlı koruluk  meydan değil mi burası ..?

“Kentin meydanında ne işi var  havuz ile  kafeterya ve büfelerin..”?

Meydanın kenarındaki kaldırımda ellerinde pankart, gösteri yapan ve slogan atan iki grubu görünce, yaveri Salih BOZOK’a ve Belediye başkanı Ahmet Emin ARKAYIN ‘a dönüp;

-Ne oluyor burada, nedir bu nümayiş ?

-Paşam atanamayan öğretmenlerle, maaşlarını az bulan emekliler   protesto ediyorlar!

Yanıtını alınca da, gözlerinin çakmak çakmak;

Biz  “vekillerin maaşı ne kadar olsun diye soranlara “ öğretmen maaşlarını geçmesin  “ cevabını verdiğimiz günlerden sonra,  hem öğretmenlerimizi işsiz,  emeklilerimizi de  artık  böyle sokaklara mı düşürdük, sorunlarını dinleyen hiç kimse yok mu ?

 

Hışımla, Omuzlarından düşen paltosunu düzelterek, geldiği  PTT binasına gözlerini de kısarak uzun uzun üzerinde yazan yeni levhasını  okumak istese de tam çıkaramadı ?

Heyet ile adını tam okuyamadığı bu binanın önünden ayrılırken  bu yazı da nesi..?
“ne oldu bizim  Kurtuluş Savaşındaki  telgrafhaneye “ diye söylendi.

 Ekabirden birisi paşa’nın duyamayacağı ksık sesle,

“Paşam artık her şey özelleşti.” Dedi.

Yanındaki şehir klubüne  geçerek bir yorgunluk kahvesi içmek istedi ise de, liseli gençlerin alman markalı biralarını yudumlayıp, terasta ellerinde amerikan sigaralarını görünce aralarında şu diyaloglar geçmiştir diye düşündüm.

– N’apıyorsunuz gençler?

– Biz Üniversiteye hazırlanıyoruz, şu karşıda oturan arkadaşlar da,okullarını bitirdi ama işsizler.!  çok  ama çok umutsuzuz paşam, efkâr gideriyoruz..?

Bir tek sen  anlarsın  bizi..!

-Bu ülkeyi on yılda demir ağlarla örerek,   o yoklukta   Nazilli Sümerbank’ı  ve diğer iş sahalarını   açtıktan sonra  hala işsizler ordusu mu var bu ülkede..?

-Hem sonra  noldu bizim  yerli tütünlere, nedir bu yabancı cigaralar. ..?
Ben de içiyorum ama mis gibi Türk tütünüydü?

– Ooo görmediniz mi az önce aşağıda paşam, TEKEL ve  PTT  çoktan satıldı elin yabancısına üç kuruşa. Artık tütün ekimi de unutuldu gitti.

– Biz, Yörük Ali Efeyle, silahla kanla denize dökmüştük  bu  işgalcilerin adamlarını zamanında..!

– “İşte geri geldiler tekrar malları, ve markaları   ile paşam.” Dedi gençler.

Sert hareketle yerinden kalkan Paşa yanındakileri geride bırakırcasına, bir elinde şapkası, uçuşan pelerini diğer eliyle örterek,  Ziraat Bankasının hemen yanından kıvrılıp,  isimlerini okumakta zorluk çektiği  binaların  bulunduğu Hükümet Bulvarından çıkarken, İstasyon meydanının ve  bulvarın    yabancı banka şubeleri ile dolu  olduğunu  görünce,  “liseli gençler haklıymış”  diye mırıldandı.

-haklıymış gençler sadece malları ile değil paraları ile de geri gelmişler geriye…!

Yolda çocuğunu öne sürüp dilenenleri, işsizlikten kahvede oturanları görünce  ,

-“Ben daha önce de halk evinde  masada kağıt oynayanları gördüğümde sinirlenip , Cumhuriyet düşmanları etrafta cirit atarken sizler miskin miskin oturmaktan, işsizlik almış başını yürümüş “

Gazi  daha da sinirlenerek İş bankasının altından ara  sokağa daldı.

Ticaret odasının alt sokağındaki Yunanın işgalden sonra çıkan yangından kurtulan  ayakta kalan tarihi yapıları, han ve hamamları  görünce yanında kendisine eşlik eden Vali Fevzi TOKER ve Belediye Başkanı Ahmet Emin ARKAYIN ‘a dönerek,

– “Hala her yer Yunanın yakıp, yıktığı ile duruyor. 86  yıldır bir şey yapılmadı mı buralara.?

Neden tarihimizi korumadınız ?  “çıkışına etrafındakiler yere bakarak cevap yeremediler

Atatürk bunun üzerine sinirle;

–  Haydi, Türk ocağına geçelim deyince, herkes yine sessiz kaldı. Belediye Fen İşleri Müdürü İrfan (Saylam) Bey ;


– “O bina yıkıldı paşam yerinde iş hanı yapıldı” deyince Atatürk en nezaketli tavrını  koruyup, kıpkırmızı olan yüzünü gizleyerek, bir sigara daha yaktı.

 

Topyatağı’ndaki Garnizonu ziyaretinin ardından Tralleis’in hala inkişaf etmemiş, içler acısı halini görünce başını bir iki kez  yana  sallayarak ;

– ”ne  Tralleis’in  ne de Arsenal’in,  değerini hala öğrenememişsiziniz. Oysa Herodotun “en güzel gökyüzünün altındaki  en güzel bu toprakların insanları hala  ne  kadar duyarsız..!

-“Buraya gelirken Söke’de  askeri tatbikat sonrası Kuşadası’nda adımın verildiği Gazibeğendi tepesinden seyrettiğim Ada, verimli zeytinlikler  terk eylemiş,  yerleri  adeta bir beton yığınına dönüşmüş. Böyle miydi, en güzel gökyüzünün altı..?”

İstasyon meydanına  geri  dönerken bir  beyaz eşya  mağazası  önünde açık duran devasa ekranlardan anayasa ve referandum oylama haberlerine takıldı mavi gözleri.

Ayakta uzun uzun dinledi  ,  kurduğu Cumhuriyetin  akibetini..!

Yüzünde bir acı belirdi, Başını  yavaşça  ,  aşağı yukarı   salladı.

Sanki yıllar sonra  indiği trenden  artık her şeyi anlamıştı.

 – “Dönelim Salih” diye  kızgın ve sinirle  seslenir. yaverine;

-Vali ve protokol   “ efendim Belediyeye ve  Valiliğe de bekliyorduk”  deyince Mustafa Kemal  “Uzun zamandır görmediğim Nazilli’deki Basma Fabrikasını görmek istiyorum. Bu nedenle fazla kalmayalım “deyince daha da derin bir sessizlik oldu.

Sümerbank  fabrikasının kapandığını söyleme cesaretini kimse kendinde bulamadı.

Bu sessizliği yine kendisi bozdu. Yaverine dönüp;

– “ Haydi, Salih treni hazırlasınlar.”

Tekrar gar’a gelindiğinde Stadyuma bitişik büyük binayı gören Atatürk, parmaklarını çenesine götürüp uzun uzun batan akşam güneşiyle parlayan binaya bakarak  “ biz demiryolunu bu adamların ülkesinden satın alarak, İzmir’de yaptığımız 1. İktisat Kongresinden sonra ticareti de bizim tüccarlarımıza emanet etmiştik.” Ama bugün? Ne haldeyiz diye mırıldandı.

Garda bekleyen özel trenine binen Atatürk kimseyle el sıkışmadan kendisini uğurlamak için bekleyenlere daha çatık kaşla seslendi,

HALA 86   YIL ÖNCE BIRAKTIĞIM AYNI YERDESİNİZ.

BENİ  ANMAK İÇİN  SÜSLÜ TÖRENLER YAPARSINIZ!

SÖYLEYİN İNANAYAYIM MI , ŞİMDİ BEN BUNA.

YAZIK OLMUŞ BOŞA GEÇEN  ONLARCA   YIL’A!…

Yanımdaki  arkadaşımın kolumu sarsmasıyla uyandım.

Tören için geldiğimiz koltukta dalıp gitmişim.

-” Hadi gidiyoruz tören bitti…! Uyan..!   dedi ve ekledi…Ne o  pek keyifli bir rüya görüyordun galiba ”

-“Yok yok” dedim, iyi ki uyandırdınız kabustu, kabus…!

 

SÖZÜN ÖZÜ :

KENDİ GELECEKLERİMİZİ KENDİMİZ HAZIRLAR, SONRA DA KADER DERİZ.

03/02/2017

03.02.2017
Bu yazı 947 defa okundu.

Diğer Yazıları