YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

BABADAĞ’DAN AYTEPE’YE…! AYDIN’A SON YANGIN GÖÇÜ..!

İkinci dünya savaşının  en  sıcak  çatışmalarının geçtiği ,günlerde, 1944 yılında , Denizli   Babadağ’da  yaşanan bir yangın   son göçün  habercisiydi.

 Babadağ, 1879-1932 ve 1944 yıllarında büyük yangın geçirmiş, bu yüzden de günümüze eski tarihlere ait dini ve sivil mimari eserleri gelememiştir.

Bugünkü evler ve konaklar bu  son yangın sonrasında yapılmıştır.

1944 yılının  sıcak ağustos ayına denk gelen  b ir  Ramazan akşamı çoğu ahşap evlerin  birinde kızartma yapan bir ailenin neden olduğu  yangın başladığında , kuru ahşap binalar sıcağın esaretine yenik düşmüştü.

Genelde yazın yaylalarda yaşayan  beldenin içinde kalan  halkı canını zor kurtarırken , yaz sıcağı bir yandan ,alevlerin sıcağı bir yandan Babadağ  alevlere esir düşmüş Gündoğan Mahallesi  yanıp kül olmuştu.

Bu son yangınla beraber  üçte biri yanıp kül olan beldeden,  göç başlamış, bir grup Aydına gelerek günümüzde Aytepe olarak bilinen  Zafer mahallesi sırtlarına  mekan tutmak üzere Belediyenin davetlisi olarak  kentimize gelmiş ve böylece Aydın ile Babadağ arasında “ yangın”  kardeşliği doğmaya başlamıştı.İşgal yıllarına dek  Rum mahallesi olan bilinen ve eski adıyla  Kepez  (Türkçesi yüksek tepe ) olarak bilinen kentin güneyine ve ovaya hakim manzaralı arsa terk edilmiş boş bir yamaçtı.

 TARİHTE  BABADAĞ

Ege Bölgesi’nde, Denizli İli’ne bağlı bir ilçe olan Babadağ, aynı adlı Babadağı’nın eteklerinde kurulmuştur.

İlçenin 700 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. İlk adı "Beşikkaya"; olan Babadağ, daha sonra Kadıkeriyesi (Kadıköy) ismini almıştır.İlçedeki ilk yerleşimin Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Oğuz Türklerinden bir yörük aşireti 1386 yılında Babadağ’ın 3 km. kuzeydoğusundaki Oğuzlar Köyü’ne yerleşmiştir. Bundan sonra ilçenin 4 km. doğusundaki Yeniköy’e (Beşikköy-Kadıköy) de bir başka yörük aşireti yerleşmiştir. 
Bu ismin,geçmiş zamanlarda yaşanan halktan bir; kişinin eğitim görerek kadı olmasıyla alındığı söylenmektedir. İlçenin Kanuni Sultan Süleyman devrine ait 1528 tapu defterinde köy olarak kaydı bulunmaktadır.

Babadağ’ın Yeniköy olan ilk ismi, Kadıköy’e dönüşmüştür.

 Ancak bu isim İstanbul’daki Kadıköy ile karıştığından ötürü, Posta işlemlerinde sorunlar çıkmış, nahiye müdürlüğünün teklifi, belediye meclisinin kararı ile 1935 yılında Babadağ olmuştur.  

I.Dünya Savaşı sonrası ve Kurtuluş Savaşı öncesi Yunan işgaline uğramamıştır. Sivas Kongresi’ne üye göndermiş, Kurtuluş Savaşı sırasında da Milis kuvvetlerine asker göndermesinin yanı sıra malzeme yardımında da bulunmuştur.Taş döşenmiş daracık sokakları tarihi pitoresk  ahşap  evleri, yamaç konakları ile Babadağ ilk önce 1879 yılında büyük bir yangın geçirmiş, bugün bir çok ev o yangından sonra yapılmıştır.1932 yılında Gazi ve Fevzi paşa mahalleleri, en son 1944 yangınında ise Gündoğdu Mahallesinin nerdeyse tümü yanmıştı.1877 yılında Belediye olan Babadağ Sarayköy ilçesine bağlı Nahiye iken 1988 yılında dokuz köyüyle beraber, ilçe statüsünü kazanmıştır. İlçede   yerle­şimin ve dokumacılığın tarihçesi 700 yıl, öncesine dayanıyor. Rivayete göre Selçuk beylerin­den birinin 3 oğlu babalarıyla anlaşamayarak yurtlarını terk ederler. Bir tanesi Ahıllı, bir diğeri Oğuzlar köyüne, 3. genç de Babadağ'a yerleşir.. Baba­dağ'a yerleşen genç çoban ise şanslıdır. Çünkü yörede 105 tane su kaynağı yer almakta ve çevrenin doğal örtüsü hay­vancılığa elverişli bulunmakta­dır. Büyük bir sürüsü olduğu tahmin edi­len bu gencin dokumacılığa hayvanları­nın çalılara takılan yünlerini eğirerek heybe, halı ve kilim dokuyarak başladığı biliniyor. Bu ürünler solmayan, bozulma­yan kök boyalarla boyanıyordu. O günlerde yöreye yerleşen ve adı bilinmeyen bu çobanın ürettikleriyle başlayan tekstil gelişerek günümüze kadar gelmiştir.

İlçenin ekonomisinde dokumacılık çok önemli bir yere sahiptir. Babadağ’da  el tezgahlarıyla başlayıp yari otomatik tezgahlarla devam eden dokuma sanayii, tam otomatik tezgahlarla gelişimini sürdürmektedir.
Dokunan ürünler arasında ham bez, pike, kanaviçe, havlu, çarşaf ve çocuk bezi başta gelmektedir.

İlçe ve Köylerde konutlar genelde ahşap ve tuğladan yapılmıştır. Ancak arazinin yapısı nedeniyle imara açık yeterli arazi olmadığından yeni yapılaşma olmamakta, tamir yönüne gidilmektedir. İlçe halkının sosyal yönden aile bağları çok kuvvetlidir. Dışarıda çalışan veya yaşayan çok Babadağlı olmasına rağmen düğünde, bayramda ve cenazede mutlaka bir araya gelirler. Çalıştıkları  sürece  para kazanacaklarından ve dokumacılık dışında gelir kapıları olmadığından ahalisi hem yardımsever hem de gelenekçi ve ayrıca  çok çalışkandırlar. Sözünün eri sayılan Babadağ esnafı için  gerek ilçede gerekse Denizli'de hâlâ bir Babadağlının imzaladığı sıradan bir not kağıdı, çek ve senet gibi makbul görülür. 
 Eskiden Babadağ'da her evin altında bir dokuma atelyesi bulunur, bütün aile birlikte çalışır ve tekstil üretimi yapılırdı. Üretimde verimli Denizli ovalarında yetiştirilen birinci kalite Pamuk kullanılırdı. Yazları ise dokuma tezgahları sökülür ve katır sırtlarında yayla evlerine taşınırdı. Böylece üretim hem havası, hem de suyu güzel olan yaylalarda aralıksız devam ederdi. Kışa doğru ise tekrar ilçeye dönülürdü. Özellikle 2. dünya savaşı sırasında dünya üzerinde bez üretebilen sayılı yerlerden biri olduğundan "Tekstilin Başkenti" adı ile de anılmaktaydı.

Yörede keşkek  hayır geleneği asırlardır sürdürülmektedir.Din alimleri ve hocaları  ünlüdür.

İlçe dışına taşınmış Babadağlılar dahi bu geleneğe masraflara katılarak katkıda bulunmaktadır.

Tcareti ilke edinen Babadağlılar'ın çoğu  İstanbul'da Şehremini semtinde bulunurlar.Aydındakiler ise  Aytepe mevkiinde mesken tutmuşlardır.Geleneklerine bağlı Babadağlıların  ciltli albümlerde bilgileri ve adresleri  Babadağlı Sanayici ve İşadamları derneği tarafından (BASİD) yayınlanmaktadır. Zorlu ailesi ise Babadağlılarla özdeş  bir ailedir.

BABADAĞLILAR AYDINDA.

Aydında yaşayan  Babadağlı esnaf  İrfan Atmaz anılarında  anlattığına göre,  Aydın’a geldiklerinde çocuk olduğunu ve Aydın belediye başkanı Ethem Menderes    Babadağlıların   yangından sonra , yeni yer yurt aradıklarını duyunca, “ Babadağlılar çalışkan insandırlar, Aydın’ın ekonomisini canlandırırlar “ diyerek haber saldığını ve bir grup Babadağlı’nın  keşif yapmak üzere geldikleri Aydında önerilen bugünkü  Zafer mahallesi Aytepe semtini incelemişler ve Belediyenin cazip arsa önerisi ve desteğini kabul ederek, Aydın’a yerleşmeğe karar verirler.

Hemen  Saatçı  Osman  Hoca  lakaplı , (Osman  Yavuz )  hoca önderliğinde  ,bir yapı  kooperatifi  kurulur, o zaman çalılık boş arsa olan Aytepede teraslamalar yapılarak , müstakil bahçeli evlerin inşasına başlanmıştır. Manzaralı ve  havadar yüksek  eğimli mahallenin son misafiri olan  Babadağlılar yaklaşık 70 yıldır ,Aydın’ın son yerleşen sakinleridir.

Ancak bir grup Babadağlı tek bildikleri  dokuma işlerinin ipliklerin  Babadağ’dan gelmesi, pazarlaması için ürettiklerini Tekstil  piyasasının bulunduğu Babadağ’a geri götürülmesinin maliyetli olması nedeniyle , geriye memleketlerine taşınırlar.

Kalanlar ise dokumacılığı bırakıp , Ticarete yönelirler.Ancak bugün 60-70 yıllık tarihi binalar  rantsal dönüşüme yenik düşüp  üniversiteye yakınlığı nedeniyle , öğrenciler için yurt yapılmak üzere , yangın göçmenlerine mekan olan   bu konutların  üzerinde  artık, apart otel ve konutlar yükselmektedir.

Babadağlılar  gerek  ilçelerinde gerekse yoğun yaşadıkları İstanbul Şehremini de gerekse Aydın Aytepe’de , ad ve soyadları ile değil lakapları ile tanınırlar.

işte Aydında yaşayan Babadağlıların   Bugün hatırlanan ,saatçı Osman (Yavuz), bacanak Lütfi Özçakır  ve eşi Nadide Özçakır , Besalet Yavuz , Osman,Hacer ve Mustafa Özçakır ,  İstanbullu   İrfan Atmaz,ve Atmazlar sülalesi  (Şükrü Hüseyin Rıza Atmaz ), Gökmen Salih (Pürçetin ) ,Yılık boyun terzi İsmail Ersöz , Başterziler sülalesi , Rüştü Şensoy (Şehir lokantası sahibi ) , Mustafa Şensoy , Osman Oral (oppan osman ) Şükrü Tolacıoğlu,,Mehmet ve Osman Gürcen ,  Kelleciler ailesi Mehmet ve Tahsin Kandoğan ,Ali Kelleci,Osman Kurt (İlhami Ortekinin  kayınpederi ), amadamad lakaplı  Marangoz  Osman Yapıcıoğlu , Nail Ertuna , Osman Oral  Yüksel Oral Kamil ve Sait Boztepe ,ve Babadağlı olmayan,   ancak  hanımı  belediye başkanı Fuat Erlaçin  kızı olan  Bektaşi toplumunda en büyük paye olan dedebabalık   makamında bulunmuş hekim, araştırmacı-yazar, sanatçı ve inanç ve toplum adamı  Dr.Bedri Noyan ,  Aytepe’nin  ilk sakinleriydi.

 

MEHMET ÖZÇAKIR 

14.06.2017
Bu yazı 412 defa okundu.

Diğer Yazıları