YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

EĞER TEKNOLOJİ YANLIZLIK İSE, ÇOCUKLUĞUMU VERİN GERİYE

Bizim kuşak yokluk içinde büyüdük ama , mutluyduk,

Apartmanlarda büyümedik ama, sobalı evlerde huzurluyduk.

O sobalar, sabah demli  çayın, ekmek arası sucuğun , akşama yetişecek  yemeğin ve banyo edeceğimiz  güğümün  suyunu ısıtırken aynı zamanda çamaşırlarımızı da kuruturdu.

Üşüyen  sırtımızı , ayak ve ellerimizi yaslardık kükreyen sobaya…!

Üstünde kaynayan çaydanlığın vızıldayan  sesini dinler,

sesi kesilince üzerinde kömürü acıkan sobaya dökerdik.

 geceleyin görüntüsü tavana vuran ateşin dansını  izlerdik.

ama eskiden  sobadan kimsenin  hayatını  yitirdiğini görmedik.

Yanı başındaki yer minderinde oturur, dersimizi onun baş ucunda çalışırdık.

Üstünde silgi parçaları dolu çizgili defterlerimize üflerken bir yandan da annemiz meyve soyar ve kabuklarını sobaya atardı.

O mis kokulu evlerden misafir eksik olmazdı.

Lakin bizi en çok ısıtan sobanın sıcaklığı ve kokusu değil onun vesilesiyle hep birlikte oturup ailemizle vakit geçirmekti.
İnternet, bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları yoktu.

Bizim eğlencemiz bez bebekle oynamak ve halı kenarlarındaki motiflerde oyuncak arabalar sürmekti.

Evlerde gırgır süpürgesi girmeden önce kara çalı süpürgemiz tozu kaldırır dağıtır , temizlik yaptık sanırdık..!


Sonraları elektrik süpürgeleri çıktı enerji yetmez oldu..!

sonraları ilk kaloriferli apartman yapıldı şehir meydanında.

Aydın’ın  bir yırtıcı  kuş adıyla  soyadları bilinen  tanımış ailesinin  evlerine gezi düzenledik  1966 da ,  asansör ve kalorifer nedir görmeye gittik meydana bakan o  dönemlerin lüks binasına ..!

yaşadığımız  Cuma mahallesi genelde tek katlı en  fazlası üç katlı bahçeli evlerde,

sokağa çıkmadan gülerce oynardık.

Her yerde boş arsalar oyun alanı ve çocuk bahçesiydi.

Gazı , tuzu bakkaldan alırdık.

Televizyondan önce radyolarda ajans dinler, Zeki Müren söylerdi.

 

İç çamaşırlarımızı atlet ve donumuzu anamız dikerdi.Sonraları dikiş makinaları çıktı da  her evde  analarımız  bir terzi  maheretinde  pijama ve gömlek dikerdi.

Yazları  soğuk suyu, adını verdiği,

Bugün Efeler ilçesi birinci sanayi sitesi demiryolu kenarındaki  “soğukkuyu ‘dan “ alırdık.

okula yaya gelir giderdik.Servis nedir bilmezdik.

Taa iki kilometre yolu yayan yürürdük.

Yolda arkadaşlarla  konuşur, ilk aşkların çocukluk filizleri yeşerir,  “face “ den değil ama, “face to face “ yani yüz yüze  sohbet edrdik.

hadi  ilkokul ve ortaokul mahallemize çok yakın  ve  kolaydı da,

Aydın lisesine  başlayınca,epey yol almağa başladık.

yaz kış demeden elde yüklü  çantalar , arkadaş gruplarıyla yollara düşerdik.

Ne servis , ne de şehir içi minibüs..!

Cumartesi güleri yarım gün derse girerdik.

tatil öğleyin başlar sadece Pazar günü geç uyabilirdik.

ilkokulu Yedieylülde  başlayıp , mekanı cennet olsun Ziya Gökçen müdürün,

 yaşımın tutmaması nedeniyle  erken gittiğimiz  okula , seneye beklemeden kaydedilme rüşveti olan   tavuk kümesine alınan tel  karşılığı  ilkokula kaydımızın yapılması ,

 Okuma heyecanımız olmuştu.

 ilk sınıfta zil çalınca eve geleceksin diyen evdekiler,

beni ilk dersten sonra evde görünce,

meğer beşinci dersin  zilini kastettiklerini,

tekrar elimde tutup götürdükleri  okulda anlamıştım.

yazı ayran ve simit, kışın süt tozu ve kumru yerdik beslenme saatlerinde

Amerika yardımı çuvallarda dolu süt tozu..!

Kütüphanelerde kitap okur özet çıkarır not alırdık.

Ortaokulda başımızda ters metal ayyıldızlı  siperliği ,

parlak rugan kumaşlı  koyu renkli şapkalar,

bize askerliği anımsatırcasına, okula  aidiyeti öğretti.

Biz okulumuzu bahçesini temizlerdik,

Efeler Ortaokulunun bahçesine çok ağaç diktik.

kimse çocuğuna okulda  iş yaptırdılar diye müdüre  kızmazdı.

“eti senin, kemiği benim” günleriydi.

Evlerimizde ansiklopediler yoktu,  ders için  klimasız hamam gibi kütüphanemizde kışın üşür yazın pişerdik.

Ama hiç mi hiç evzinmezdik. Çünkü kitap okumanın keyfindeydik.

Önce  oyun oynadığımız boş arsalara  çok katlı apartmanlar  yapıldı,

Komşuluklar   apartmanlar gibi yükselmedi  , hatta çok geriledi.

asansörlerde kimse kimseyi tanımadı.

geceleri  “ bir maniniz yoksa” diye başlayan komşu ziyaretleri,

evin kapı dürbününden  bakıp  ışıkları  kapatıp  sessizliğe  bıraktı yerini.

herkes yorgun ve  kalabalılarda yalnız,

şimdilerde cep telefonlarına  girenlerle , artık  dünya çok küçüldü,

ama  herkes kendi dünyasında da küçüldü ve tek başına kaldı.

teknoloji gelişip tavan yaptıkça,

insanlık   da aşağılara indi.

 Bu  teknoloji   çalacaksa   huzurumu, 

alın benim  bilgisayarımı , cep telefonumu,

geri verin sobaları , komşuluğu  çocukluğumu ..!

 

SÖZÜN ÖZÜ:

VEFALI İNSAN BİR ÇOK ZARARINIZI GÖRSE DE, BİR İYİLİĞİNİZİ UNUTMAZ ,

NANKÖR İNSAN BİR TEK ZARARINIZI  GÖRSE, BÜTÜN  İYİLİKLERİNİZİ  UNUTUR.

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcaki@hotmail.com

PK:110 EFELER- AYDIN ,

GSM : 0.542.7608691 

16.08.2017
Bu yazı 220 defa okundu.

Diğer Yazıları