YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

GEÇEN HAFTADAN OLAYLAR , NELER OLDU, BİTTİ YORUMLAR.

Yılın dört mevsime bölündüğü üç aylardan   sıcak yaz  mevsiminin  tam ortasındayız.

Temmuz’un ortası  yazın sona eren ilk yarısı.

Soğuk  kış günlerinde yazı özleyenler ,  hiç şikayet etmesinler.

İstedikleri   Sıcak yaz aylarının tam ortasındayız işte.

Bugün Temmuz ayının son iki haftasının ilk günü.

Kaldı Ağustos derken Eylül  demek kışın ayak sesleri.

Gerçi Aydınlılar  Ağustos’un yarısı yaz yarısı güz derler.

Geçen haftadan  olan bitenleri ve   basına yansıyanları  yorumlamaya devam edelim her hafta yaptığımız gibi.

****

Geçen hafta 15 Temmuz tüm ülkeyi damgasını vuran  kalkışma ve isyan  olaylarının bir yılını yaşadığımız haftaydı.

Her ile ve ilçede olduğu gibi Aydın ve İlçelerinde de anıldı  Cumartesi akşam üzeri.

Sosyal medyada  gündem 15 Temmuz.
Ne çok şeyler yazıldı söylendi bilseniz..!
İşin  farklı ve değişik yanı , ulusumuzun bir tarafı  millet ile Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Orduyu  afişlerde karşıymış izlenimi  bırakan görüntülerdi.

Askerimiz kurumal olarak hala görevde ve baştacımız , gururmuz, onurumuz, peygamber ocağımız.

Diğer tarafta 15 Temmuz da üniformalı bir grup  işbirlikçi hainin kalkıştığı darbe  ve karşısında buna karşı çıkan Millet .

Ordu Millet  zor günlerde iyi günlerde  el ele olması gerekirken ,  afişlerde  birbirine  karşıymış gibi görüntüler.

Bir avuç hainin simgelenmek  istendiği afişlerde tüm TSK  adeta milletle karşı karşıya imajı doğrusu kamuoyunda  hayli eleştiri aldı.

Gelecek yıllarda daha dikkatli olmalı , afişler daha özenle hazırlanmalı.

*****

Önceki  hafta  çoğunluk bulunamadığından bu haftaya ertelenen  Aydınspor 1923  kongresi  geçen hafta  Salı günü  klüp binasında tekrar toplandı.Ancak basına yansıyan malum olaylar da, bu kez hiç istenmeyen kaba kuvvet gösterisi üzerine tekrar ertelenmek zorunda kaldı.Güvenlik gerekçesiyle  yapılamayan bu Genel Kurul  artık gelecek dönem sonuna kalacak.
Aynı yönetim bir dönem daha devam edecek.

Ne diyelim , görelim ve izleyelim.

3. Lige düşmüş bir takımın milyonlarca lira borcu olduğu söylenen bir klübün yönetimine talip olmak cesaret işi.

Düşen ‘in dostu olmaz derler di eskiler, ama  bu söz ‘ün pabucu dama atıldı.

Eğer bu takım şampiyon olsa daha da çok yönetim  adayları çıkarmıydı bilmeme..!

 

****

15 Temmuz kalkışması tarihte bir başka olayı,  14 Temmuz’da  Kuşadası’nda meydana gelen KANAPİÇE  körfezindeki gerçek  bir olayı anımsamamıza vesile oldu.

Çoğu Aydın’lının bilmediği   bu  olayı  , tarih’in tozlu sayfalarından çıkarıp sizlerle paylaşmak istedim.

Çünkü 14 temmuz kanapiçe olayı ,kardak kayalıkları  olayındaki gibi , herzaman   ülkemizi işgal etmek isteyen,  bu kez  İngilizlerin pervasızlığına karşı tokat gibi bir yanıttır.

Tıpkı 15 temmuz da olduğu gibi.

Gelelim KANAPİÇE olayına .

Yıl 1934 , Yer Kuşadası  bugünkü Güzelçamlı Dilek Yarımdası  Milli parkı  Sisam adasının karşısı ve en son dipburun koyu.

Kuşadası Kaymakamı Dilaver ARGUN , Mustafa Kemal   Atatürk ise Cumhurbaşkanı . Bugün "Ben devlet adamıyım" diye geçinen bazılarının mutlaka okuması gereken bir olay.

“O dönemde bize yan bakmayı bırakın kaşlarını bile çatamazlardı” dedirtecek bir olay.

 Olay “Kanapiçe Koyu Olayı”. Tarih 14 Temmuz 1934. Kanapiçe Koyu, Aydın-Kuşadası sınırları içinde, Sisam Adası’nın hemen dibinde, karşıdan biri seslense sesi rahatlıkla duyulabilecek kadar yakın  askeri yasak  bir koy. 

O tarihte İngiliz donanması Sisam Adasına demirler. Sınırlarımızı yine askerlerden oluşan Gümrük Muhafaza Alayları korumakta. Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey, bir denetleme için Selçuk'tadır.. Mülkiye mektebini bitirdikten sonra gidip Fransa'da tahsilini tamamlamış, aydın ve çiçeği burnunda bir kaymakam olarak bilinen Dilaver bey  İlçe’ye hareket etmek üzereyken bir jandarma eri koşarak gelmiş ve elindeki bir kağıdı uzatmıştı. Kağıt’ta şu satırlar yer alıyordu: 
"Gümrük Muhafaza K-14 / 7 / 1934 saat 15 kararlarında Kanapiçe mevkiinde, içerisinde 4 kişi çıplak bir durumda kurşuni renkte yelkenli bir sandalın sahilimize yaklaştığını gördük. Beş arkadaş tarassut ve takip ettiğimiz sandal, Kanapiçe Koyu'na ve karaya yaklaşmıştı. Üç el havaya ateş etmek suretiyle "Dur" emrini verdik. Bu emre itaat etmeyenlerin, kendilerini denize atarak kaçmaya başlamaları üzerine beş arkadaş birden ateş ettik. Bu dört şahıstan üç tanesi ölü olarak denizde kaldı. Bir tanesinin ne olduğu meçhuldür. Mezkur sandal, denizde kendi kendine dolaşmaktadır. Ölüler sahildedir. Keyfiyet, Dipburnu Karakol erlerinin ifadelerine atfen arzolunur. Not: Mezkur sandalın Sisam Adası'nda bulunan İngiliz harp gemisine ait olduğunu arz ederim. Karine Muhafaza Memuru Mustafa."  Donanma askerlerinden dördü bir sandalla gizlice bizim tarafa  dipburun koya yaklaşır. Askerlerimiz kendilerini ikaz eder, ama İngilizler  dinlemezler. Bunun üzerine adamlara ateş açıp hepsini vururlar. Yalnız ölen İngilizlerden 3’ünün cesedi bizim kıyıda kalır, 1 İngiliz’in cesedi ise denize düşüp kaybolur.

 Kaymakam Dilaver Bey, dipnotu okuduktan sonra büyük bir şaşkınlık geçirdi. Sonra altındaki arabayı hiç vakit kaybetmeden en hızlı şekilde sürerek Kuşadası'na döner ve telgrafhanede makine başına oturarak derhal Ankara'yı arar. Ankara'nın ses vermesi gecikmez

. Dahiliye Vekaleti, daha çok tamamlayıcı bilgi istiyordu. 
Kaymakam Dilaver Bey, Ankara'nın istediği tamamlayıcı bilgiyi ancak uykusuz geçirdiği bir geceden sonra 15 Temmuz günü öğle sularında elde etti. Hemen hemen aynı anlarda da Ankara’yla konuştu.
"Başvekil İsmet Paşa Hazretleri'ne: 
Kanapiçe Koyu Dipburnu Karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16.00 sıralarında üç kişinin çıplak olarak bir kotra ile erlerin pusu yerine yaklaştıkları ve ikisinin karaya çıktıkları, erlerimizin 'Teslim olun' ihtarına mukabil karaya çıkan ikisinin derhal ve tekrar aşağıya atladıkları görüldüğünden, erlerimizin tekrar 'Teslim olun' diye bağırmalarına rağmen bunların denize atladıkları ve bunun üzerine ateş açıldığı... Birinin deniz üstünde kaldığını... İkisinin ateşten masun bir yere sığındıkları... Açılan ateşten birinin öldüğü, birinin de yaralı olduğu... İngiliz Harp gemisinin bir Yunan motorunu sahillerimize göndererek cesetlerin bulunmasını rica ettiği anlaşılmıştır... Arz ederim." 
Olayın üçüncü günü, yani 16 Temmuz öğleden sonrasına kadar, Kuşadası'nda kayda değer bir şey olmadı. Olmadı ama Ankara'nın bütün dikkatleri yine de oradaydı. Kuşadası ile Başkent arasındaki telgraf tellerine ambargo konulmuş ve her yeni haberin ivedilikle ulaştırabilmesi için bütün tedbirler alınmıştı. 16 Temmuz günü saat 14.00 sıralarında, üç bacalı bir İngiliz harp gemisi Dipburnu istikametinden gelerek, limanın dört mil açığında durdu. Kaymakam Dilaver Bey, aynı anda Ankara'ya şu telgrafı çekti: " Harp gemisinden bir motor sahilimize yaklaşıyor. Karaya çıkmalarına izin verelim mi?" Ankara'nın cevabı kısa oldu: 
"Gelen motoru yalnız liman reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece liman reisiyle görüşsünler..." Kaymakam, aldığı direktife uydu.. Ancak gelenler kaymakam ile görüşmek istiyorlar ve onu ayaklarına çağırıyorlardı. Yani limana. Bu sıralarda, telgrafın yanı sıra bir manyetolu telefon da Ankara ile temas halindeydi. Dilaver Bey, bu durumu telefonla Başvekil Paşa Hazretleri'ne arz edilmek üzere hemen aktardı.. Ve telefonun öbür ucundan gelen seslere kulak verdi: Gazi Paşa Kızılcahamam'da, şimdi bulduk, temas ediyoruz. 
Birkaç dakikalık bir beklemeden sonra, "Başvekil İsmet Paşa Hazretleri" buyuruyorlardı ki "Kaymakamımız liman dairesine gitmeyecektir. Kaymakamı ziyaret etmek istiyorlarsa, gelenleri Kaymakam Bey ancak kendi makamında kabul eder. Olayın nasıl cereyan ettiğini sorarlarsa, münasip bir şekilde bilgi verir." 
Kuşadası Kaymakamlık Binası o sıralar yeni inşa edilmiş ve Kaymakamlık makamı da oldukça iyi döşenmişti. Dilaver Bey'i odasında ziyaret edenler, göğüsleri nişanlarla dolu iki İngiliz subayı ile iki sivildi. Yabancılar, gösterilen koltuklara oturduktan sonra hemen konuyu açtılar. Sivillerden iyi Türkçe bilen ve Rum olduğu anlaşılan biri, konuşmanın Fransızca olarak cereyan etmesini istedi. Dilaver Bey, aralarında Türkçe bilen biri olduğuna göre bunu gereksiz bulduğunu söyledi. Sadede gelindi ve önce İngilizler laf aldılar. Onlara göre "Sisam Adası'na bir nezaket ziyareti yapmakta olan İngiliz Akdeniz Filosu'na mensup bazı harp gemileri, sahillerimize yakın demirlemişler. Bu gemilerden birinde, üç subay dürbünle kıyılarımızı seyretmişler. Kanapiçe Koyu'nun bulunduğu Dipburnu sahilinin plajını ve kumunu çok beğenmişler. Yüzmek üzere bir sandala binip buraya doğru gelirlerken, kendilerine kıyılarımıza 50 metre kala ateş açılmış ve subaylardan biri ölmüş, diğerleri yaralı olarak gemilerine dönmeyi başarmışlar. Türk makamlarının bu konuda karşı çıkacakları bir nokta var mıymış?" 
Dilaver Bey, olayın İngilizler tarafından geçiştirilmek istenen kısmını ele aldı önce, cevaplamasını yaparken. Üzerlerine ateş açılan İngiliz subayları karaya çıkmışlardı. 
"Dur !" emrine itaat etmemişlerdi. Bu, kaçakçılığı önlememize dair olan kanun maddesine aykırı bir davranıştı. 1918 Numaralı Kanun'a göre, bu tip hareket eden kişilere ateş edilirdi. Olaydan üzüntü duyulmaktaydı ama askerlerimizin hareket tarzı kanunlarımıza uygundu. Bu tarzdaki konuşma, iki saate yakın bir süre devam etti.. Sona doğru, İngiliz kumandan cebinden bir kağıt çıkartarak kaymakama hitaben şöyle konuştu “ Londra Hükümeti'nden aldığım üç maddelik talimatı size bildirmek isterim. Londra Hükümeti, Osmanlı Hükümeti'ne şu isteklerinin bildirilmesini talep etmektedir. “
Dilaver Bey, burada kumandanın lafını kesti “Kumandan cenapları yanlış temas aramaktadırlar. Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin temsilcisiyim. Osmanlı Hükümeti'nin değil...” 
İngiliz, kızararak ve özür dileyerek "Türkiye Cumhuriyeti" olarak değiştirdi lafını ve istekleri sıraladı! İngilizler ‘in istekleri üç bölümde toplanıyordu. Ve bu üç bölüm, sert bir hava taşıyordu. 
1- Öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz Donanması'na bağlı motorlar sahillerimize gelecekler ancak, bu araştırma sırasında kendilerine ateş açılmayacağı hususunda yazılı teminat verilecektir. 
2- İngiliz bayrağına tarziye verilecek, ölen subayın ailesine zarar ve ziyan ödenecektir. 
3- Subaylarını öldürdüğünü tespit ettikleri Balıkesirli er Musa, derhal yerinden alınarak cezalandırılacak ve verilecek ceza kendilerine bildirilecektir. 
Kumandan bunları bildirdikten sonra, Dilaver Bey'i gemilerine davet etti. Davet, nazik bir dille reddedildi. Atatürk  hariciye ( Dışişleri ) bakanlığına şu talimatı verir.” O İngiliz heyetinin karşısına  o yerin kaymakamı (Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun )  oturacak 

Ancak bakanlık endişelerini bildirir. “ Bizim oradaki kaymakamımız  Mülkiye ‘yi yeni bitirmiştir. Tecrübesizdir. hariciyeden bir heyet gönderelim”

. Bu cevaba karşın Atatürk ‘ün  genç kaymakama’a  güveni tam dır. 

“ Hayır efendim,Genç Türkiye’nin genç kaymakamı  bu müzakereyi yapmaya yetkilidir.

Muktedirdrt , öyle olacak “ talimatını verir.     

 Kumandan daha sonra, İngiliz denizcilerin gezmek için Türk kıyılarına çıkıp çıkamayacaklarını sordu. Bunun da cevabı kesinlik taşıyan bir cümleydi “Hayır. İngiliz denizcilerin Kuşadası'nı ziyaretleri için Türk Hükümeti'nden bir talimat alınmış değildir.”
Kaymakam Dilaver Bey, İngiliz heyeti ile konuşmasını derhal Ankara'ya geçti. Bir kahve içmeye vakit bulamadan, Ankara'nın cevabı geldi. Bu kez makinenin başında Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras bulunuyordu ve Kuşadası Kaymakamı'na, İngilizlere verilmek üzere bir mektup dikte ettiriyordu. Dikte ettirilen mektup şuydu "Kumandan cenapları, 2 İngiliz hafif motorunun kaybolan cesedi aramasına müsaade ettim. Ceset bizim tarafımızda bulunursa, tabiatıyla sizlere tevdi olunacaktır. Bu araştırmalara dünden memur edilmiş olan Gümrük Muhafaza motorumuz, İngiliz motorlarının araştırmaları esnasında beraber bulunarak, birlikte araştırmaya ihtimam edeceklerdir. Gümrük motorumuzun beraber bulunması, sahil muhafızlarını ateş etmekten men eder. “
Tevfik Rüştü, mektubun yazdırılmasından sonra kaymakama bir de talimat veriyordu. Talimat şuydu "Kaymakama, olayı yapan erlerin yerlerinden kaldırılıp kaldırılmayacağını ve soruşturma altına alınıp alınmayacağını sorarlarsa, soruşturmanın açıldığını ve bu nedenle erlerin yerlerinden alınmış olacağına şüphe etmediğini, kendi bilgisi olarak beyan eder. Bu konularda, kendisinden sorulmadıkça bir şey söylenmemesi lazımdır."
Mektup aynı gün, Kuşadası Liman Reisi tarafından İngiliz amiraline verildi. Amiral teşekkür ediyor ve ertesi gün bir kumandanı, cesedi arama zamanını kararlaştırmak için kaymakamı ziyarete yollayacağını bildiriyordu. 
17 Temmuz günü sabaha karşı saat 02.30 sıralarında, Başvekil Paşa Kuşadası'nı aradı. Ve buyurdu ki "İngilizler, çıplak adamlarının karaya çıkmadıklarını beyan etmekteler. Kaymakam Bey'in bu noktaya temas etmemiş olduğu, dikkatimizi çekmiştir. Hakikat nedir? Bunu hükümetin olduğu gibi bilmesi, meselenin halli için tek çaredir. Hükümetin yalan ve yanlış muameleye dayanması, çok zararlı ve muhataralı olur. Adamlar hakikaten karaya çıkmamışlarsa dahi, erlerimiz yine vazifelerinin gereğini yapmışlardır. Elverir ki Hükümet hakikate aykırı beyana düşmesin. Vekiller Heyeti şu anda toplantı halindedir. Binealeyh, memurlarımızın ve erlerimizin korkmayarak hakikati olduğu gibi söylemelerini isterim. Yarım saate kadar cevap bekliyorum." 
18 Temmuz günü saat 15.20 sıralarında, Sisam sahillerinin önünden 7 harp gemisi çıktı. Bunlar ağır yolla Darboğaz'a doğru seyrediyorlardı.
"Dahiliye Vekaleti'ne... Durumu yakından incelemek üzere, Gümrük Alay Kumandanı İlhami Bey, Genel Kumandan Seyfi Paşa'dan aldığı emir üzerine, şimdi bir Gümrük motoruyla Darboğaz istikametine hareket etti. Arz ederim. 
"İzmir Valiliği'ne... Darboğaz istikametinde durumu incelemeye gelen Alay Kumandanı İlhami Bey'in Genel Kumandanlığına Söke Postanesi’nden yazdırdığı telgraf raporunu, bilgi için arz ediyorum. 
RAPOR: Darboğaz'a geldim. Sisam önünde 4 kruvazör, 7 torpido var. Kruvazörlerden biri, 'Queen Elizabeth'tir. Cesedi aramak için yaptığım temasta, beni amiral gemisine çağırdılar. Gitmedim. Alay Kumandanı İlhami" 
Gazi Paşa, bütün bu olaylar sırasında Kızılcahamam'da bulunmaktaydı. Ve gelişmeleri de saati saatine izliyordu. İngiliz Donanması'nın tehditkar bir tavırla kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara'ya ve Kuşadası'na bağlı hatlardan emretti “Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için Britanya İmparatorluğu ile hali mahasama (savaş) göze alınır… Kızılcahamam’dan şimdi Ankara’ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi’nde kısmi seferberlik emrini veriyorum.” 
O dönemin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun, Ata'nın bu çıkışı ile ilgili olarak sonradan şöyle konuşacaktır "Bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. Bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Genç bir kaymakam olarak, bütün benliğim gurur ve iftiharla sarsılıyordu. O günden bu yana birçok valilik ve müsteşarlıklarda bulundum. Atatürk'ün görev aşkını koruyan bu laflarını başka kimseden duymadım ve sözleri hiç unutmadım." 
İngilizler'in davranışlarının ne olacağı beklene dursun, seferberlik emri de yerine getirilmeye başlandı. Kuşadası halkının telaşa kapılmaması için gerekli uyarılar yapıldı. Seferberlik emri mademki Gazi Paşa'nın ağzından çıkmıştı, o halde en kısa zamanda yerine getirilecekti. Öyle de oldu. Kuşadası ve havalisinde, en ufak bir aksaklığa meydan verilmeden her şey tamamlandı. Gazi Paşa'nın dediği gibi, gerekirse Balıkesirli Musa için bütün Türkler bir kere daha ve yeni baştan dövüşeceklerdi. Bu, haysiyetli bir lider ve haysiyetli bir millet için kaçınılmaz bir durumdu. İcap ederse birtakım şeyler inceldikleri yerden kopacaklardı. Suskun İngilizler, kısmi seferberlik hazırlıklarını tamamladıktan sonra konuştular. Bu bir telgraftı ve İngiliz Harp Filosu'nun başkumandanından geliyordu "Maktul zabitin cesedini aramak için İngiliz motorlarına müsaade verildiği anlaşıldı. Bunun tele teyit ve tasdikini rica ederim. Sisam'da İngiliz Başkumandanı..." 
Dilaver Bey bu teli aldıktan sonra, daha önceki talimatı icabı Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey'le konuştu. Güneş batarken, hava kararmak üzereyken de Ankara aradı. Başvekil Paşa Hazretleri görüşeceklerdi. 
Başvekil Paşa Hazretleri'nin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e telgraf başında verdiği talimatlar şunlardı "1- İngiliz Donanması'nın, cesedi aramak için sizden verilmiş olan müsaadenin telle tasdikini istediği anlaşıldı. Tarafımızdan, tasdik ve teyit cevabının verilmesi ve motorlarımızın her türlü kolaylığı göstermek için hazır bulunduklarının bildirilmesi uygun görüldü. İngiliz motorlarının araması esnasında, dostça davranılması ve bir hadiseye meydan verilmemesi lazımdır. 
2- Bugün İngiliz Büyükelçisi ile yapılan görüşmede aşağıdaki hususlar açıklık kazanmıştır: İki Hükümet, olay üzerinde iki tarafta da kötü niyetten eser bulunmadığına kanaat hasıl etmiştir. 
Soruşturmaya ve karşılıklı ziyarete lüzum kalmamıştır. 
İngiliz subayının öldüğü yerde, İngiliz Donanması'nın bir kısmı tarafından cenaze merasimi yapılacaktır. 
Türk Donanması, bir torpidosu ile bu merasime katılacaktır. 
Bu maksatla, bir torpidomuz 20 Temmuz 1934 Cuma günü öğle zamanlarında Kuşadası'nda olacaktır. İngiliz Donanması'nın merasim programı ve saati tarafımızdan haber alınınca, torpidomuz merasim yerine hareket edecek ve İngiliz Donanması'ndan önce orada hazır bulunacaktır. 
Torpidomuzda merasim topu bulunmadığı, İngiliz Büyükelçiliği'ne bildirilmiştir. Başvekil İsmet" 
20 Temmuz günü, törende Türkler tarafından denize atılacak olan çelenk İzmir'den Kuşadası'na getirildi. 
Ardından, Kocatepe Torpidosu Kuşadası Limanı'na girdi. 
Ve Kaymakam Dilaver Bey, Ankara'ya telledi: 
"İzmir Valiliği'ne, Başvekalet'e... Merasim, Kanapiçe Koyu'nda yapılacaktır. 
Kocatepe torpidomuzun arkasında ve sağda Quenn Elizabeth zırhlısı ile bunların arkasında maktulun mensup olduğu Dövenşayr ve amiral gemisi olan Londan kruvazörleri mevkii alacaklardır. Saat tam 09.30'da boru işareti ile sancaklar yarıya indirilecek, 12 dakika dini merasime ayrılacak, boru sesleri arasında kurşunsuz üç yaylım ateşi yapılacak ve 3 dakikalık sükut edilecektir. Daha sonra çelenk denize atılacak, mızıka İngiliz marşını ve paydos havasını çalacaktır. 
İngiliz gemileri, daha sonra demir alarak Sisam Adası'na döneceklerdir. 
Torpidomuz ise Kuşadası'na gelecektir. Kaymakam Dilaver" 
Kocatepe, Kuşadası'na öğleden sonra geldi. Akşamüstü ise İzmir'e hareket etti. Bu olayların sonunda, Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e bir takdirname ile 50 lira para mükafatı ve 1 hafta istirahat izni verildi. 
1934'ten sonra Dilaver Bey başka bir yerde görevliyken Kuşadası'na gelen Mülkiye müfettişleri, İngiliz amiraline çekilmiş olan 9 liralık telgraf ücretini uygunsuz bulup, hakkında soruşturma açtılar. Dilaver Bey, devlet parasını çarçurdan İzmir Asliye Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Hakim Kemal Aksüt, ilk celsede salonu boşalttıktan sonra Dilaver Bey'i yanına çağırtıp, ardından da beraat kararını çıkarttı.

   Durum hemen Kaymakam Dilaver (Argun)  Bey’e bildirilir. Kaymakam da durumu telgrafla Ankara’ya anlatır. Ankara’dan talimat gelmesi beklenirken, bir İngiliz savaş gemisi Kuşadası Limanı’na demirler.

Kaymakam’ı bu olayı açıklamak üzere  gemiye davet ederler.

Ancak kaymakam , misafirlerin  ayağına gidilmez , kendilerini makamında  beklediklerini söyler. Atatürk  hariciye ( Dışişleri ) bakanlığına şu talimatı verir.” O İngiliz heyetinin karşısına  o yerin kaymakamı (Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun )  oturacak ,müzakereyi o yapacak “
Ancak bakanlık endişelerini bildirir. “ Bizim oradaki kaymakamımız  Mülkiye ‘yi yeni bitirmiştir. Tecrübesizdir. hariciyeden bir heyet gönderelim”

. Bu cevaba karşın Atatürk ‘ün  genç kaymakama’a  güveni tam dır. 

“ Hayır efendim,Genç Türkiye’nin genç kaymakamı  bu müzakereyi yapmaya yetkilidir.

Muktedirdir  , öyle olacak “ talimatını verir.    

Bu talimatla İngilizlerle görüşmek üzere kaymakam ve jandarma komutanı  İngilizlerle buluşmak üzere toplanır.

İngiliz subayları karaya çıkıp, Kaymakamın makamına gider. Kaymakamdan askerlerin hesabını sormaya çalışır. Ancak Kaymakam, Atatürk’ün arkasında olacağını düşünüp, hesap sormalarına sert bir şekilde karşılık verir. Türk askerinin ülkemizin yasalarını uyguladığını anlatır.     Bunun üzerine İngilizler 3 maddelik bir ültimatom verir. Ültimatom maddelerinden biri de İngilizlere ateş açıp vuran Balıkesirli er Musa’nın kendilerine teslimini isterler.

İngilizler gidince,  Kaymakam durumu tekrar Ankara’ya bildirir. Ültimatomdan Atatürk de haberdar edilir. Konuyu inceleyen Atatürk şu emri verir:     "Görevini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için İngiltere ile savaş göze alınır. Şimdi Ankara'ya hareket ediyorum. Ege’de kısmi seferberlik emri veriyorum."

 Atatürk’ün emri derhal uygulanır. Ültimatomu kabul etmeyeceğimiz telgrafla İngiliz donanmasına, İngiliz donanmasınca da Londra’ya bildirilir. Kısacası bir er için gerekirse İngiltere ile savaşa girilecektir.     Sonunda İngiliz Hükümeti Türkiye’nin kararlılığını görünce, ültimatom maddelerinden sadece kayıp olan teğmenin cesedinin Türk karasularında aranmasına razı olur. Gıkları çıkmaz. Türk Devletinin iyi niyetiyle ortak bir arama faaliyeti başlatılır. 

 

  Bu olay sonunda, Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e bir takdirname ile 50 lira para ve 1 hafta istirahat izni verilir. 1934'ten sonra Dilaver Bey başka bir yerde görevliyken Kuşadası'na gelen Mülkiye Müfettişleri, İngiliz Amiral’e çekilen 9 liralık telgraf ücretini uygunsuz bulup, hakkında soruşturma açarlar. Dilaver Bey, devlet parasını çarçurdan mahkemeye sevk edilir.

 Yargıç Kemal Aksüt, ilk celsede salonu boşaltır, Dilaver Bey'i yanına çağırır, gerekli makamlara ağzına geleni söyler ve beraat kararı verir.  

Kanapiçe Olayı’nda  kararlılık  ve  cesaret var. Uluslararası siyasette dik duruş  En önemlisi ulusal gurur ve onur  ilke olmalıdır.

Bu öyküyü okusunlar ki devlet adamlığı neymiş, Atatürk’e  “Tek Adam”  diyenlere ithaf edilir.
(Bu gerçek olayın bir bölümü  Tarihçi Dr. Handan Diker tarafından   derlenmiştir)

 

Formun Üstü

SÖZÜN ÖZÜ :

BİR KİŞİYE YAPILMIŞ HAKSIZLIK , TÜM İNSANLIĞA KARŞI YAPILMIŞ DEMEKTİR.  Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.

 

MEHMET ÖZÇAKIR           

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER- AYDIN  

GSM . 0.542.7608691 

 

17.07.2017
Bu yazı 225 defa okundu.

Diğer Yazıları