YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

HAYAT, HEYECAN VE HAYAL ETMEKTİR. RÜYA GÖRMEDEN ,GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.

İşim için gittiğim  ilçelerin en merkezi meydanlarında sırta sıra çadırlar , Ramazan geleneklerimizin yaşatıldığı  eğlenceye  dönüşüyor geceler.

Daha önce yazımda konu ettiğim ünlü meddah ve şair yazar  Sunay Akın’ı iki kez   izledim Aydın’ da.

İlki  iki yıl önce  Hidayet Sayın merkezinde diğeri ise iki yıl önce bu ay içinde  Efeler ilçesinde  Kent meydanındaki  sahnede.

 Namı diğer modern meddah  ve şair   Sunay Akın , içindeki çocuğu hep yaşatan bir    Karadenizli. Yaratıcı , mütevazi  ve meraklı bir o kadar da heyecanlı bir Trabzon’lu.

Hatta izlemek için Aydın’daki hemşehrileri  salonu doldurmuştu.

Ne yalan söyleyeyim, yaratıcı , Karadenizlileri tanıyorum, inşaat duyanei müeahhitleri biliyorum da , böyle bir kültür ve sanat meraklısı duyarlı ,içindeki çocuğu yaşatan Karadenizli ilk kez gördüm.

Sahnede yeni bir şey bulmuş  çocuk sevinci  edasıyla , heyecanlanan , yaratıcılığın keyfini izleyicileriyle çıkaran,kendinden geçen bir sanatçı.

İnsan beynini kıvrımlarını gıcıklıyor gün yüzüne çıkardığı bilinmeyenler.

Allah vergisi bazı şeyler.İsteseniz de parayla pulla  ölçülmüyor , kabiliyetler, içten doğaçlama gelmezse  olmuyor bir türlü o   karakterler.

Son derece mütevazi kişiliğiyle ,  sunumundan sonra ,imza verirken Köşe yazarı olduğumu duyunca, özel olarak   bana imzasıyla beraber,  bir İstanbul siluetini imzalayıp vermişti.

 Kimsenin araştırmadığı konuları bir, bir gün yüzüne çıkarmanın çocuksu sevinci zaten içindeki çocuğu  yaşatmasından belli. Öyle ki o koca yaşına rağmen , hala bir çocuk..!

Oyuncaklara olan ilgisini çoğu insan sen ben yapsak yadırgar, ama ona çok yakışıyor doğrusu.

Elliyi devirmiş yaşına rağmen  oyuncak müzesi açacak kadar içindeki çocuğu yaşatan bu yaratıcı adam ,  aslında yaratıcılığını da içinde yaşattığı naif çocukluğuna bağlı.

Öyle güzel  gerçek  hikayeleri var ki, söz verdiğim gibi birini sizlerle paylaşmak istedim.

Dersimiz İstiklal  . Kastamonu Lisesi’nin orta kısmında okuyan iki öğrenci, T.B.M.M’nin açtığı İstiklal Marşı yarışmasına katılma kararı alarak, birer şiirlerini gönderirler.

Bir süre sonra iki öğrenciye de Milli Eğitim Bakanlığı’ndan teşekkür yanıtı gelir, ama bir farkla; birinden ‘bu yolda devam etmesini’ istiyor ve de başarılar diliyorlardı.

Tahmin ettiğiniz gibi o farklı biri  istiklal Marşının  yazarı  Mehmet Akif Ersoy’dur.

Yıllar sonra  , 1991′de Beyoğlu’nda bir evin kiracıları, kirayı ödeyemedikleri için sokağa atılırlar. Onlar, Mehmet Akif Ersoy’un kızı ve torunlarıdır. 1985 yılında, Üsküdar Belediyesi emekli maaşıyla geçinmeye çalışırken hastalanan, zor ve bakımsız günlerin ardından gözlerini hayata kapayan adamın cenazesi ortada kalmasın diye tüm masraflarını karşılar. O unutulan insan, Mehmet Akif’in torunu Tahir Ersoy’dur.

Yıl 1962… Cağaloğlu’ndaki bir köşe yazarının odasına üstü başı bakımsız, kirli sakallı biri girer. Adını söyledikten sonra yazardan kendisine yardım etmesini ister. Köşe yazarı, karşısındakinin içler acısı durumundan büyük üzüntü duyar. Cüzdanını çıkararak istediği kadar para alması için adama uzatır. O da uygun bir miktarda para alarak iki büklüm kaybolur gözden… Birkaç ay sonra tek sütunluk bir gazete haberi çarpar, köşe yazarının gözüne… İstanbul sokaklarında, bir çöp bidonunun yanında bulunan bir cesetten söz ediyordur haber… Fotoğrafa dikkatle bakar, ünlü köşe yazarı… Bu, para istemek için odasına gelen adamdan başkası değildir. Emin Ersoy’dur; Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Emin Ersoy! İşte sizlere, İstiklal Marşı için devletin verdiği para ödülünü almayan, ticarete alet olmasın diye de İstiklal Marşı’nı kitabına almayan Mehmet Akif Ersoy’un bizlere bıraktığı çocuklarının yaşamlarından birkaç dakika..!

Üzerinde paltosu dahi bulunmayan ve İstiklal Marşı için ödenecek ikramiyeyi almağı red eden Mehmet Akif Ersoy’un asil ve hazin sonu..!

Bir de günümüze bakalım..!
Nerden nereye..?

Bugün hangi değerlerlere..?

***

Bir başka öyküsünde ise,

Atatürk’ün nasıl hayatta kaldığının ve kaderinin öyküsü beni çok etkilemişti.

 

Yıl 1910.

Fransızlar yeni buluşları olan uçağı tanıtmak için tüm uluslardan 
katılımcıları davet ederler... 

herkes böyle bir icatın gerçekleşmiş olması nedeniyle şaşkın ve 
meraklıdır... 

dönemin Osmanlı hükümetine de katılımcı için haber gönderilmiş... 

hükümet icatlara oldukça meraklı olan Ali rıza paşa’yı gönderelim o meraklıdır demişler  ve derhal saraya çağırmışlar... 

kendisine fransızların buluşundan bahsetmişler ve osmanlı’yı temsilen gitmesini istemişler... 

Ali rıza paşa “bunu biz yapmalıydık”  demiş içinden hayıflanarak... !

Yalnız demişler paşa’ya  ‘davet 2 kişilik , yanına 1 kişi daha al onu da sen belirle ‘ demişler... 

Ali rıza paşa biraz düşünmüş ve bir delikanlı var onu götüreyim demiş... 

neyse ali rıza paşa ve  o   delikanlı Paris'in yolunu tutmuşlar... 

Paris'te otel’e yerleşmişler.

Buluşun gösterileceği gün kalabalık meydan ve pist herkes merakla beklerken  ortaya çıkan bir  pilot hazırlıklarını yapar...üstüne mont giyer birde gözlük takar...uçak havalanır... !

Gökyüzünde  parendeler ,taklalar ,manevralar müthiş bir gösteri sürüp gider sonunda   alkışlar arasında piste inen uçaktan  kahraman edasıyla iner pilot..!

herkes merakla izliyor , ama şaşkın.

O sırada  bir yetkili , bir gönüllü istiyor.

pilotun arkasında ona eşlik edebilecek cesareti olan birini uçağa bindirmek üzere. 

Paşanın yanındaki  bizim delikanlı atılıyor.. “ben ben...”

 tamam, deniyor ve delikanlıya gözlük ve mont veriliyor... 

delikanlı montu giyiyor gözlüğü takıyor.!

kalabalıktan sıyrılmak üzere iken Ali Rıza paşa kolundan tutar ve kenara çeker..! 

- boşver sen binme bırak başkası binsin diyor...neden diye soruyor delikanlı ,  birşey mi hissettiniz.. yok, sen yine de binme evlat diyor.! Derken  bir   başkası biniyor uçağa.
uçak havalanıyor 
delikanlı öfkeli paşa’ya . Hava da   parandeler, manevralar, derken uçak bir anda beklenmeyen şekilde  ,alev topuna dönüyor ve piste çakılıyor.

Pilot ve yanına sonradan binen  kişiyle beraber 2 ölü.! 

delikanlı paşaya bakıyor hayretler içinde...!
Paşa mağrur ve mutlu bir insanı kurtardığı için...!
ama bir başkası ölmüştür. 

Ali Rıza paşanın  kurtardığı bir insan değildi aslında,

bir ulustu... !

çünkü o delikanlı  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘ tü.... !

Böylesine olmuş gerçek hikaye insanın kaderinin , bilinmezliğini ortaya koyuyor.
Kimbilir, 1919 da Anadolu’yu  işgal eden  Avrupalılar ,  ne çok sevinirdi bu olaya ,eğer o uçağa binmesini engel olmasaydı  Ali Rıza paşa..!


SÖZÜN ÖZÜ :

İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜ İSTEDİĞİ HERŞEYİ YAPABİLMESİNDE DEĞİL ,

İSTEMEDİĞİ HİÇBİRŞEYİ YAPMAK ZORUNDA OLMAMASINDADIR.

 

18.07.2017

 

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER-AYDIN

GSM : 0.505.8077828


   

18.07.2017
Bu yazı 240 defa okundu.

Diğer Yazıları