YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

SAKALLI CELAL NAMIYLA YALNIZ BİRİ AYDIN ORTAKLARDAN GELDİ GEÇTİ

Sakallı Celal namıyla maruf ancak   adı  pek bilinmeyen , ama ömrünün bir bölümünü Aydın Ortaklar da geçiren ve Aydın Ortaokulunda Almanca öğretmenliği yapan  Sabahattin Ali ile yakın sohbet  arkadaşı  olan ve tanınmış bir aileden gelmesine çevresinin kalabalıklığına  rağmen  , bekar ve çocuksuz olarak ve   yalnız yaşadığından YALINIZ soyadını alan aykırı düşünceleri ile toplumda farklılığı ile bilinen  feylesof Celal Yanılız namı diğer sakallı Celal zengin bir aileden ve 2. Abdülhamit dönemi Paşanın oğludur. Galatasaray İdadisini bitirmiş ve iyi Fransızca konuşur, ancak kendisi üst düzey bir aileden gelmesine rağmen rindane ( bohem)  bir hayat sürer , mesela pantalonu yamalıdır. Ayaklarında koca galoşlarla başında kasket elinde ise Fransızca gazeteler , otobüse tramvaya bindiğinde gazeteleri yüzüne siper ederek yolcuların aksırık ve tıksırıklarından saçılan mikroplardan korumaya çalışırdı. Kapı tokmaklarına eliyle değmez, dirseği ile açardı. Bu yöntemlerin sağlığı korumakta çok önemli olduğunu anlatan broşürler bastırıp dostlarına dağıtırdı. Tüm bu sağlık konusundaki titizliğine rağmen 1962 yılında 76 yaşında geçirdiği beyin kanaması ile hayata veda eder. http://2.bp.blogspot.com/-UM4azeQw4fU/VIN1JZtzftI/AAAAAAAAM8Y/-cWoKew2xX4/s1600/sakall%C4%B1-celal-ayd%C4%B1n.jpgSakallı Celâl, 1886 yılının kazma kürek yaktırdığı bir Mart gününde Miralay Hüseyin Hüsnü Paşa ve Ayşe Melek Hanımın üçüncü oğlu olarak dünyaya gelir. Çevresine biraz tepeden bakan annesi ile Celâl’in yıldızı hiç barışmaz. Çocukken annesinin ‘paşa hanımı’ tavırlarına sinirlendiği için makam faytonunda kendini arabacı askerin yanına atıp, annesini utandırırdı. Zaten sonraları annesi için “askerler, babama selam durduklarından daha çok anneme selam dururlardı ! Benim annem Abdülhamit’in dişisidir” diyecektir. Aynı Ayşe Melek Hanım, Celâl devlet bursu ile Fransa’ya siyaset bilimi okumaya gittiğinde, oğlundan gelen makine Mühendisliği  okumak için , “devlet katında bölümü ile ilgili değişiklik ricasında bulunması” isteğine “devlet neyi uygun görmüşse onu tahsil et… onlardan daha iyi mi bileceksin?” cevabını verince, o günden sonra Celâl Bey, paris te okulunu terk ederek , o meşhur sakalını koyverip bir daha da kesmemiştir

Mum gibi yanarak hayatını Tevfik Fikret in dediği gibi "Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin” özdeyişine inanarak , herkesten farklı düşünen bu insanların parayla pulla ilgileri olmadığından 75 yıllık ömrü boyunca hiç mal mülk sahibi olmamıştır. Öyle ki, Galatasaray  Sultanisin de muallim muavinliği döneminde çocuklara askıdaki ceketini göstererek  “ parası biten ,cebimden alabilir “ dermiş.

Sakallı Celal, güreşe oldukça meraklı ve bir o kadar da güçlüdür.

 İstanbul’da olan hemen hemen tüm güreş müsabakalarının daimi seyircisi. Yine seyirciler arasında olduğu bir gün Fransa şampiyonu ile Türk güreşçi karşılaşır. Türk güreşçi Fransız’ın sırtını, hem de birkaç kez, mindere yapıştırır. Fakat "nedense" hakem bunu görmezden gelir.. Bunun üzerine dayanamayan Sakallı Celal kendini minderde, daha da ötesi hakemin üstünde bulur. Bağırmaktadır, hakeme: "Tü’ü galip ilan edinceye kadar seni bırakmayacağım!" Hemen jandarmalar müdahale ederler ve Sakallı Celal Bey şimdi de kendisini karakolda, komutan karşısında bulur. Karakolun komutanı, senin yerinde olsaydım ben de aynını yapardım, diyerek gönlünü alır ve Sakallı Celal Bey'e şu öğüdü verir:

"Bak oğlum, biz Osmanlılar bilek gücümüze güvendik hep. Onlar ise akıllarını kullandılar. Kuvvetten düştüğümüzü fark ettikleri için de,  şimdi üstümüze, üstümüze geliyorlar. Türkleri yok etmek ve haritadan silip atmak için. Bizler yaşlandık. Yapacak başka bir şeyimiz kalmadı. Ama, senin gibi gençlerin bundan sonra bileklerinden çok kafalarını çalıştırmaları gerekir. Güçlü bilek kafaları geliştirmez ama çalışan kafa bileğini güçlendirmeyi bilir."

Sakallı Celal İstanbul'da vapurlardan birinde ateşçi olarak  çalışmaya  başlar.
bir yandan ocağa kömür teperken bir yandan boş zamanlarında fransızca kitaplar okurmuş.
Günün birinde dönemin Milli Eğitim Bakanı bir iş münasebetiyle Ankara'dan İstanbul'a
gelir. Tesadüftür, Sakallı Celal'in çalıştığı vapura biner. Seyir esnasında kömür ocağının  karşısında her tarafı siyahlar içindeki ateşçinin sırtını duvara dayamış bir halde elinde  hiç de alışık olmadığı bir görüntü ,fransızca bir kitap tuttuğunu görür ve merakla “resimlerine mi bakıyorsun evladım? “ diye sorar.
Sakallı Celal , “yo hayır okuyorum.bu yazarı çok severim.” diye cevap verir.
Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı hemen Sakallı'ya bir kartını ve bir miktar para verir.
“burada hiç vaktim yok ama al bu parayı,   bir kaç gün sonra Ankara'ya yanıma gel beni gör”' der. O dönemde öğretmen sıkıntısı olduğu için kültürlü tahsilli ve dil bilenlere  bakanlıkça  hemen öğretmenlik verildiğinden Bakan’ın bu teklifine  Sakallı önem vermez ve  ateşçiliğe devam eder.

Bir gün tesadüfen bir arkadaşı Milli Eğitim Bakanının kartını görür ve durumu öğrenir. zorla sakallıyı  ikna eder ve onu Ankara'ya götürür. Bakanlığa gelirler ve kapıda sakalı sebebiyle  önce   içeri alınmazlar. Bakan ‘a   haber  verirler.  Sakallı’nın geldiğini duyunca  Bakan  hemen onu odasına almalarını emreder. Bakan Sakallı'ya  “evladım bu kadar sene bu ülkede okudun gittin, fransa’da yüksek tahsil yaptın gel şimdi de ülkene  borcunu öde, öğretmenlik yap” diyerek kanına girer. Bunun üzerine sakallı “tamam der  , borcunu ödemek  için öğretmenlik yapmayı kabul eder.  Bakan  , “öğretmenlik değil istersen müdürlük bile veririm” yeter ki  sen iste  der. Sonuçta Sakallı celal mezunu olduğu  Galatasaray lisesinde öğretmenliğe başlar.Günlerden
bir gün sakallı, çantası elinde okula gelir ve bahçede bir öğretmenin bir öğrenciyi tokatladığını görür. Bunun üzerine gider o öğretmene sağlam iki tane tokat asılır. Ancak bunun  neticesinde okulda huzursuzluk başlar .Okul müdürü Rıza Tevfik Sakallı Celal'in okuldan sıra arkadaşıdır. Sakallı'yı yanına çağırır
ve niye böyle bir şey yaptığını sorar. Celal'de bir öğrencinin hayvan muamelesi göremeyeceğini okulda bu şekilde dayak yiyemeyeceğini göstermek için bende ona iki tane asıldım der.  Bu olay  nedeniyle  okulda öğretmenlerin itibarı kalmamıştır ve topluca Bakanlığa şikayette bulunarak Sakallı'nın okuldan gönderilmesini talep ederler.

Milli Eğitim Bakanı da Sakallı Celal'i Eskişehir’de başka bir okula atar.
Fakat Sakallı Celal  “'öğretmen olmamı siz  istediniz,  öğretmen oldum,  İstanbul'a gönderdiniz,  eşekler   arasında öğretmenlik yaptım. Şimdi de Eskişehir’e gönderiyorsunuz. Kim bilir orada ne eşşekoğlu eşşekler arasında 
öğretmenlik yapmak zorunda kalacağım “  diye bir telgraf yazarak istifasını verir ve vapurda ateşçilik yapmaya geri döner.

 Untitled-4

Sakallı Celal , Bahriye mektebi Nazırı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğlu ve Mekteb-i Sultani mezunu olduğunu sık sık unutup ve unutturup herhangi bir sokaktaki adam kişiliğine bürünmekten çok zevk alırdı. Ankara vapurunun ünlü süvarisi Şefik kaptan  ön güvertede halatları saran sakallı bir çımacının  “Lamartin’in   Le Lac  “ şiirini ezbere okuduğunu  ve  bu kadar

güzel Fransızca bilen bu çımacıyı o güne kadar hiç görmediği için baş çarkçıya sorar. O da bu sakallı zatın İstanbul’dan İzmir’e biletsiz gitmek için boğaz tokluğuna çımacılık yapmak istediğini anlatır. Celal, istese bu kadarcık parayı dostlarından borç alması işten değildi,  ama öyle esmiş, kimseye söylemeden çımacılık yaparak yolculuk yapmıştı.

İstanbul da bir gün  on beş, on altı yaşlarında bir çocuk   Göztepe de  “ Baudelaire” i  aslından okurken yolda yürüyen Sakallı Celal ile karşılaşır. Sakallı Celal karşıdan gelen , çocuğu durdurup,  ” okuduğun o kitap ne senin ? ” diye sorunca, Çocuk , başını  kaldırıp  kitabı gösterir Celal’e. Ben o zaman suratı çil içinde sapsarı bir oğlandım. ” Sen büyük adam olursun oğlum! ” dedi ve yürüdü gitti. Büyük adam olamadık ama Baudelaire’in bir çok şiirleri aklımızda kaldı diye aktarır Sakallı Celal ile  anısını NAZIM HİKMET RAN ..!

SAKALLI CELAL ‘İN   AYDIN GÜNLERİ

Celâl YALINIZ , o dönem için “ çok fazla geniş “ vizyonu,  ve farklı düşünceleri nedeniyle   tahmin edileceği gibi dokuz köyden kovulur. Öğretmenliğe başladığındaki ilk görev yeri Üsküp’te öğrencilerden bir futbol takımı kurduğunda, şeytan icadı oyun yüzünden ‘”komünist” olarak nitelendirilir ve görevden alınır. Sonrasında gittiği Kastamonu’da öğrencilerine hurafelere inanmamaları yönünde verdiği öğütler nedeniyle,  sakıncalı ilan edilerek yine görevden alınır. Ankara Sultanisi’nde din derslerini azalttığı ve erkek öğrencilere bayan öğretmen atadığı için uyarılır. Devlet memuru olamayacağını anlayıp çareyi Aydın’da incir fabrikasında çalışmakta bulan Celâl, 1928 yılı ortalarında Aydın’da Karapınar İncir Müstahsilleri Kooperatifi’nin yeni makinalarla güçlendirilen  İncir İslah ve Tütsüleme Tesislerinde  çalıştırılmak üzere bir baş makinist aradığını öğrenir ve gerekli başvuruyu hemen yapar.

Fransa da  Makine Mühendisliği okumak istemesine rağmen  ,Siyasal bölüme zorlanan ve okulu yarıda bırakan  Sakallı Celal  makinalara duyduğu ilgiye rağmen,  farklı giyimi ve uzun sakalları ile  Fabrika yetkilileri bu ilginç adamdan biraz pirelenirler , fakat makinalara yatkınlığını görünce işe alırlar.

 Celal  Sakallı , esas işi dışında üreticilerle bire bir temas kurarak incir ve üzüm tarımının geliştirilmesi, taşınması, kurutularak paketlenip ihraç edilmesi konusundaki yepyeni fikirleriyle kısa sürede “ustabaşılığa” yükselerek ve işyerinin  çekip çevireni beyni ve direği durumuna gelir.

http://2.bp.blogspot.com/-UVG3SDylZyk/VIN0z0P4z6I/AAAAAAAAM8Q/yABgs7V0Z_Y/s1600/sakall%C4%B1-celal-2.jpg

O zamana göre yeni ve karmaşık makinaları kolayca çözmesinin yanı sıra okuması bile olmayan Anadolu çocuklarına bu makinaları öğretmekten ve benzerlerinin aksine bildiklerini onlarla paylaşmaktan zevk almaktadır.

 Ustabaşı sıfatına aldırmadan en ağır çuvalların altına girerek işverenlerini hayretler içinde bırakmaktadır. Onların, Aydın’ın tozlu yollarında bozulan otomobillerini bile bir çırpıda onarmayı başarmış ve ayrıca fabrikada işçilere yeni harflerle okuma yazma öğretmektedir. Ancak , burda da rahat edemez. İşçilere yardım ettiği gerekçesiyle komünist olduğu düşünülür ve evi basılır. Kitapları ve eşyaları talan edilen Sakallı Celal, polise ne aradıklarını sorunca “Fakir işçilere yardım ediyormuşsun! Yani komünistmişsin! Biz de bunun belgelerini arıyoruz” yanıtını alır.

 Celâl , işaret parmağıyla kafasını göstererek “aradıklarınız burada” yanıtını verir. 

AYKIRI DÜŞÜNENLER ,Farklılığımız ve zenginliğimizdir. Onların Zamanlarında söylediklerinden  yaptıklarından  acı çekenlerin , bugün dediklerinin  çoğunun gerçek ve doğru olduğunu anlıyoruz.

SÖZÜN ÖZÜ :
Ahmet Haşim ‘in Sakallı Celal için dediği gibi;

CELAL'İN SÖYLEDİKLERİ, KARANLIK BİR GECEDE ÇAKAN ŞİMŞEKLER GİBİYDİ..!

Mehmet ÖZÇAKIR

25.03.2017 

25.03.2017
Bu yazı 490 defa okundu.

Diğer Yazıları