YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

SİYASETTE MİZAH BİR SANAT’TIR. HİCİV İLE MUHALEFET USTALIKTIR.

Siyasette  kavga dövüş, küfür aslında  bir  vandallıktır.

En çok bağıranın ,en çok sesi çıkanın  , haklı sanıldığı ülkemizde,

Yine bir söz ne der bilirmisiniz..?
“boş teneke çok ses çıkarır..”
Muhalefet etmek kavga etmek değildir.

Dediğini nasıl söylemesini bilmek ve karşındakine anlatabilmektir.

Zaman gelir bir çuval söz yerine bir veciz söz  herşeyi anlatır.

Bir hiciv hem güldürür , hem de eleştirir.
Muhatabını da tebessüm ettirir..!

Eskilerden hiciv ustaları idarecileri, yöneticileri , hem güldürür  hem de  kendi menzili maksuduna yaklaştırırdı.

Kırmadan dökmeden taşı gediğine koyar, her siyasetçi de buna tahammül ederdi.

Hatta Demirel ve Özal mizah dergilerinde çıkan karikatürlerinin aslını çizerinden ister, duvarına asarlardı.

1950 yılında yayınlanan bir mizah dergisi  oyılların siyasi partilerini işte böyle hicvediyordu.

Mizahtan hicivden korkmamak gerekir.

Bu  küçültücü bir araç olarak görülmemelidir.

Tahammül etmek, olgunluktur , erdemdir.

Ama bunu bugün siyasetçilerde bunu görebilmek çok zor.

Bir karikatürden kaç siyasetçi dava açmıştır, kaçından çizer beraat etmiştir..!

Hakaret ile eleştiri ince bir çizgidir.

Eskiler bunu çok güzel yazar çizer ve  muhatabı da güler, geçerdi.

Akbaba, Markopaşa, Aydede,karagöz  Çaylak bu dergilere birer örnektir.

Akbaba dergisi ise Mizah ve hicvin duayenidir.

Şair Eşref kaymakam olarak tandığı Kurkağaç’ta bir ev satın alması üzerine söylenti çıkaranlara karşı ,

 

Ağzıma ne gelirse söylerim,
Ne solum Eşref, ne sağım var benim.
Ölsem ayrılmam vatandan bir karış,
Kırkağaç’ta çünkü bağım var benim.

Der.

 

Bugün İzmir de Fuar ın karşısında meydanda dikili  Şair Eşref anıtı  adeta görenlere  bir şeyler mırıldanıyor gibi  bakar gelen geçene..!
 

Şair Eşref’in dilinin keskinliği nedeniyle  İzmir’den Sivrihisar ‘a (Eskişehir )   tayini çıkarılması üzerine ,İzmir Valisi Kamil Paşa’ya bu dörtlükle seslenir.

Ben Sivrihisâr’a merhamet et oturtturma,
Kerem kıl Akhisâr’ı, dersen İzmir’den ırak olsun.
Mücerred bir hisâra gönderilmekse eğer maksad,

Efendim başı sivri olmasın da, bâri ak olsun!

Oturtmak, aynı zamanda atamak anlamına geliyordu.

Yapılan tayininine ilişkin itirazını bu dörtlükte Hisar olacaksa  , sivri değil “ ak “ olsun diyerek “Akhisar “ a tayinini yaptırır.

Abdülhamid’e yazdığı muhalif hicvinde;

Vakt-i fırsat gözetir şâh-ı cihân,
Tutar elbette elinden kaçanı.
Yine sahib olur inşâallah,
Mısır’ın kaldı elinde koçanı!

Neyzen Tevfik de Şair Eşref kadar güçlü kalemiyle akıllarda kalan bir hiciv ustasıdır.

 

Bir gün Neyzen’e sorarlar: “Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım” der.

Devrin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir toplantıda neyini üflerken kendisini dinlemeyip konuşanları görünce çok öfkelenip söylemiştir bu sözlerini.

 Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde süfehânın saza meftûn oluşu,
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

(bezm-i mey: içki meclisi, süfehâ: zevk ve eğlenceye düşkün kişiler, meftûn: gönül vermiş)

Başvekil İsmet İnönü’nün Sümerbank bez fabrikasını açtığı günlerde, Türk Dil Kurultayı’nda dil profesörü Ahmet Caferoğlu’nun  1932 yılında  yaptığı   konuşmasının yarattığı hoşnutsuzluk üzerine söylemiştir bu dörtlüğünü.

Fabrika yaptı Sümerbank bez için,
Çok muazzam bir eser bu, lâf değil!
Dil işinde ehl-i dil tezden dedi,
S…. Cafer, bez getirsin Başvekil..!

 

Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e içki içmeyi yasaklamış. İçmeye devam ettiği takdirde hayati tehlike doğacağını söylemiş. İleri derecedeki samimiyetlerine dayanarak içki içmeyeceğine dair bir de and içirmiş Neyzen’e. Aradan zaman geçmiş, Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e bir yerde içki içerken rastlamış, hemen hatırlatmış: “Hani sen içki içmemek üzere and içmiştin?” Neyzen şöyle cevap vermiş: “Üstat, biz fakir adamız.. Bulunca içki içeriz, bulmayınca and içeriz…”

Dr. Fahrettin Kerim Gökay ‘içkinin zararları’ konulu konferansını vermektedir. Bir ara: “Rakı’nın her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır” der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır: “Eyvah, yandık!” Hayrola, diye sorarlar. “Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş..!


İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen, “Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.” deyince adam, “Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?” diye sorar. Neyzen de verir cevabı: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya, fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

Neyzen’in sevmediği tek şey, otoriteydi. O yüzden devlet erkânı ile iyi geçinmezdi. Yalnız, Atatürk’e çok bağlıydı. Atatürk’ün ölümünden sonra günlerce evinden çıkmadığı söylenir. Yukarıdaki satırları Atatürk’ün ölümünün ardından 1938’de yazmıştır.

Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,
Kaybolunca O’nu kalbinde bulur her millet.
Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,
Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.
Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,
Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.
Ata geçtin ebedin mevki-i müstahkemine
Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!
Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi,
Ki O’nun kudret-i külliye, emirber neferi.
Bağladı dâr-ı fenânın ebede telsizini,
Güdelim açtığı yollardan mübârek izini.
Atatürk’ün beşere sunduğu peymânı budur:
Atatürk’e inananlar er olur, sulhu korur!

SÖZÜN ÖZÜ :

İNSAN GÜLEBİLDİĞİ KADAR İNSANDIR.

Mehmet ÖZÇKAIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691

 

 

03.08.2017
Bu yazı 226 defa okundu.

Diğer Yazıları