YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

TARİHE SAYGI PROJESİYLE . EFELER , ÇANAKKALE ‘DE

Efeler belediyesi Büyük taarruzu ve Çanakkale zaferinin 102 . yılında hemşehrileri için   1918  Çanakkale savaşları zafer günün ansısına  tarih turları düzenledi.

Yaklaşık 400 kişiyi  ellişer kişilik otobüslerle tarihi Gelibolu yarımadasını tanıtımı amaçlayan    gezilerin bir ayağında  yerimi aldım.
Geçtiğimiz Cuma  gecesi  beycami önünden tren vagonu uzunluğunda elli dört kişilik otobüsü dolduran  Efeler li hemşehrilerimizle ver elini Çanakkale saat 23.00 sularında yola koyulduk.
Bekle bizi Çanakkale…!
 Yörük Ali Efelerin torunları  geliyor şehit olduğunuz topraklara.
Otobüsün yaklaşık üçte ikisi bayanlardan oluştuğu ve yarısının da baş örtülü kadınlar olduğunu görünce, tarihimizin ve Milli Mücadelenin kabesi olan Çanakkale’ye kutsal topraklara , şehit şühedaların  kanını canını verdiği  yerlere yolculuk yaptığımızı düşündüm bir ara.
Konaklamalarla beraber 7 saat süren  gece  yolculuğu  sonrası yarı uykulu yarı uyanık , otobüsün yanan iç ışıkları ile sabah 6 da vasıl olduk Çanakkale meydanına.
Önce merkeze yakın bir otelde mütevazi bir sabah kahvaltısından sonra,  yola tekrar koyulduk  feribotla karşıya Avrupa yakasına . Sabahın köründe ve tatil günü Çanakkale boğazından geçen onlarca aracın bir kısmı bizim gibi tarihi yerleri  tanımak için geldiğini öğrenince gözlerimiz Söke den gelen 100 yıl Anadolu Lisesine takılıyor. Aydın’ın iki ilçesi Gelibolu da buluşuyoruz.
Rehberimizin anlattığına göre  Gelibolu yarımadası ancak bir  hafta kalınarak gezilebilecek büyüklükte bir tarihi SİT alanı. 
“Yaşadığın yer de ya deniz  kenarı   olacak ya da uzaktan da olsa denizi görecek “ 
 Deniz gören her yer , nedense bir cennet.
Ama Çanakkale boğazı 1918 yılında  müttefik güçlere cehennem olmuştu 102 yıl önce.
Eceaabata vardığımızda önce Kilitbahir kalesi ve tabyaları gezildi.
Adı üzerinde “kilitli deniz “ anlamı olan Kilitbahir fatih Sultan Mehmet ‘in İstanbul’u fethinden bir yıl önce boğazın dar yerlerine inşa edilmiş.  1452'de İstanbul  kuşatması esnasında Papalık Donanması’nın Bizans İmparatorluğu’na yardım etmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet, tarafından  Çanakkale'nin karşısındaki Kilitbahir köyünde yaptırılan kale, iç ve dış sur duvarlarından ve avlu içinde 7 katlı üçgen bir kuleden oluşmakta. İç kale  ise  7 katlı Çanakkale Savaşları’nda çok önemli rol oynamıştır. Kilitbahir  kalesi ancak   14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.
 1541 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından restore edilmiş, bu restorasyon esnasında güney kısmı çevreleyen bir sur duvarıyla dış uçta bir kule (Sarıkule) inşa edilmiştir. Kale, 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından ikinci kez restore edilmiştir .hemen yanında toprak örtülü tabyalarda askeri sığınak ve topların bulunduğu yerler.Bunlardan birinde Onbaşı rütbesiyle onurlandırılan ve o tarihte er olan Seyit onbaşı’nın ünlü anıtıyla karşılaşıyoruz. Gerçekten ikiyüz  kiloyu geçen devasa ağrılıkta top mermisini topa sürecek mekanizmanın bozulmasıyla sırtına aldığı topu  merdivenlerden topa yerleştirerek ,  ilki  isabetsiz atıştan sonra  ,   bunu üç kez yineleyen Seyit onbaşı sayesinde  işgal güçleri durdurulması ve bir ülkenin kaderinin değiştirilmesi bu kahramanlıkla gerçekleşiyor.Biz de bu kahraman’ın anıtıyla ve anısıyla   ancak  hatıra fotoğrafı çektiriyoruz.
Çanakkale Şehitler anıtı ise yarımadanın en güneyinde ve Ege denizine görkemiyle uzanan , dört ayağı ile her ayakta iki’şerden toplamda sekiz adet Çanakkale savaşlarını anlatan  figür resmedilmiş.  

Yüz yıl önce  Çanakkale savaşları sırasında bir Anzak askerin bir Türk şehidimizin başını Avustralya'ya götürüp mumyalayıp 87 yıl saklanan kesik  başı   torunu tarafından bulunarak şehidimizin başı polise teslim edilir. Daha sonra Avustralya Gaziler Teşkilatı Geri Dönen Askerler Birliğinin Türk Bölüm başkanı Ramazan Altıntaş'a ulaştırılır. Kadife kutuda saklan şehidimizin başında hala biraz saç ve birkaç diş bulunmaktaydı. Şehidimizin sol gözün üstünde ve kafatasının arkasında kurşun delikleri bulunan cenazesi   10 Mart 2003 tarihinde Türk makamlarına teslim edilmiş ve 18 Mart 2003 tarihinde resmi törenlerde abide bahçesine defnedilmiş
 Alçıtepe köyünde yenilen mütevazi öğle yemeğinden sonra yola koyulmadan önce köy’ün çarşısı sayılan geniş cadde üzerindeki  minik dükkanlarda köylülerin hatıra eşyaları ile zeytin ve zeytinyağı ve sabunlar yöresel ürünler dikkatimiz çekiyor.
Bungalow tarzında yapılmış ahşap satış reyonlarının üzerinde “tarihe saygı “ projesi kapsamında  akaryakıt firması  OPET tarafından yapımı üstlenmiş.
Tarih kokan bu toprakları vatan yapan şehitlerimizin çokluğu yüzünden insan  bu topraklara tuvalet ihtiyacını bile yapmaktan çekiniyor.
Öyle ki, her yer cenaze ve kahraman askerlerin cesetleri  gömülü.Adeta açık bir mezarlık yarımadası.
Çanakkale Büyükşehir değil.Köyler açık ve idareleri , Çanakkale girişindeki Özel İdare Müdürlüğünden  yapılıyor.Bu nedenle yaklaşan 18 mart Çanakkale savaşlarının en önemli birliklerinden 57. Alay ziyareti ise bir başka hüzün ve anlamlıydı.
  57. Alay, Çanakkale Savaşı’nın başlangıcı olan Anzak Çıkarmasını durdurmak için 15 Nisan 1915 sabahı harekete geçen efsaneleşmiş Türk alayıdır.  

19. Fırkaya bağlı üç alaydan biri olan 57. Alay, 1 Şubat 1915’de Tekirdağ’ın Yarkışla mevkiinde kurulmuştur. 57. Alayın komutanı Hüseyin Avni Bey’dir. 57. Alay, Yarbay Mustafa Kemal ve Binbaşı Hüseyin Avni Bey tarafından sürekli eğitime tabi tutuldu ve Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde askeri eğitim ve askeri tatbikatlar yaptı. 25 Nisan 1915 sabahı, Mustafa Kemal, kendisine herhangi bir emir gelmiş olmamasına rağmen düşman çıkartmasını haber alır almaz kişisel inisiyatifiyle Conkbayırı’na doğru hareket etmiştir. Conkbayırı’na hareket eden 3 taburu ve bir dağ bataryasını oluşturan yaklaşık 3000 subay ve askeriyle 57.  Alay, bizzat Mustafa Kemal’in yönetiminde kendisinden çok daha büyük bir düşman gücüne karşı saldırıya geçmiştir.
57. Alay, çatışmalarda mevcudunun üçte ikisini kaybetmiş, savaşın ortasında takviye edilmiştir. 13 Ağustos 1915'te 57. Alay komutanı olan Hüseyin Avni Bey, karargâha düşen bir top mermisiyle şehitlik mertebesine ulaşmıştır.  57. Alay, dünya üzerinde en çok madalya sahibi olan alay olduğu için dünyanın en kahraman alayı olarak nitelendirilmektedir.
Efeler gezisinin son durağında ise  Conbayır mevkiine gelindiğinde manzara hakim yüksek bir anıt bulunan bu alandaki savaşlarda Atatürk’ün saatine isabet eden o meşhur şarapnel parçası nın hikayesi geldi akıllara.  Savaş bütün şiddetiyle sürerken Mustafa Kemal ölümün eşiğinden döndü. Bu ana tanık olan 64 ncü Alay Komutanı olan Yarbay Servet olayı şöyle anlatır: “Süngü hücumu sırasında Conkbayırı tepesinde Mustafa Kemal’in yanındaydım. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan sonra elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek ve başını kaşlarını yukarıya kaldırarak bana sessiz olmamı işaret etti.” Mustafa Kemal’in göğsüne isabet eden şarapnel, O’nun göğsünde bulunan saatine çarptı. Saat parçalandı ve göğsünde küçük bir morluk oluştu. Bu saat Mustafa Kemal’ Türk milletine bahşetti. Taarruz saat 12.15’te Mustafa Kemal tarafından durdurdu. Akşama doğru Mustafa Kemal Kurmay Başkanı ile birlikte 5 nci Ordu Komutanı Liman von Sanders’in yanına giderek saldırı hakkında bilgi verdi. Mustafa Kemal, Liman von Sanders’e muharebe göğsüne bir şarapnel parçasının çarptığını ve şarapnelin saatine isabet ettiğini söyledi ve saatini o günün hatırası olarak Liman von Sanders’e hediye etti. Liman Paşa ise kendi altın saatini Mustafa Kemal’e armağan etti.  
Artık Çanakkale ye geri dönüş zamanıdır.
Tekrar son anda yetişilen feribot ile Çanakkale’ye yorgun dönen  elli kişilik  Efeler kafilesi Aynalı çarşı da mola verdik.Bu çarşı artı işareti ya da haç şeklinde inşa edilmiş uzun kenarlarının ucunda kapları bulunan duvarlarında aynalar bulunan bir  hatıra ve elişi çarşısı.  Çanakkale savaşlarına Kastamonu dan katılan bir askerin  ilk kez söylediği  ”Çanakkale içinde aynalı çarşı ,ana ben gidiyom düşma’a karşı “ türküsünün isim babası  Aynalı Çarşı diğer adıyla Halyo Çarşısı, Çanakkale'de  merkezde  bulunan kapalı bir  çarşıdır. 1890 senesinde şehrin Musevi cemaatinin ileri gelenlerinden Eliyau Hallio tarafından yaptırılmış. Aynalı Çarşı’nın giriş kapısının üzerinde beyaz mermerden yapılmış bir kitabe yer almaktadır. Kitabe  Üst iki satırı talik yazı tarzındadır. Sol alt köşede İbranice yazı yer almaktadır.
Kitabenin üzerindeki yazının Türkçe çevirisi:
“Adaletliliği ile tanınan Sultan Gazi İkinci Abdülhamid Efendimiz Hazretleri’nin lütuf ve sahip çıkmalarıyla.
Kendilerine bağlı, Musevi uyruğundan Eliyau Hallio kullarının çabalarıyla yaptırılmış ve gönülce yer tutacak çarşıdır.
Yıl Hicri Muharrem 1307 (1889)”
Henüz doğruluğu ispatlanamamış bir iddiaya göre ise, çarşı çok daha önceki bir tarihte yapılmış olabileceği  , Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Aynalı Çarşı’dan söz edilmekte olmasından kaynaklanmaktadır. 
Çarşı Mart 1915’de Gelibolu çıkartması sırasında bombardıman ve yangınlarla tahrip olmuştur. 1918 - 1921 yıllarında İngilizlerin Çanakkale’yi işgali sırasında, İngilizler atlarını barındırmak için Aynalı Çarşı’yı uygun görmüşler ve burayı ahır olarak kullanmışlar.
1921’den sonra bir dönem, giriş kapısı dışında büyük ölçüde yıkık kalmış ve çarşı olarak kullanılmamıştır. Resmi kayıtlarda bedesten arsası olarak yer almaktadır. Daha sonra arsaya 14 dükkan inşa edilmiş.
1934’de Yahudilere yönelik saldırı ve yağma olayları sırasında çarşının kapısının üzerinde yer alan kitabe sıvayla kapatılmış, 
 Aynalı Çarşı’nın içinde eskiden atlar için koşum ve süs eşyası yapan dükkanlar yer alıyordu. Ayna adı verilen at gözlüklerinin çarşıda satılmasından dolayı buraya Aynalı Çarşı denilmiştir.çarşı bugün Çanakkale belediyesinin kendi malıdır.
Tabii kadınların bu moladan Ezine peyniri ile peynir tatlısı için  kaybolmaları yerel ürünlere ilginin her yerde aynı olduğunu gösterdi.Hatta dönüş yolunda “zeytin lokumu “ yapıldığını da görünce hayretlere düştüm Ayvalık’ta..!
Gece saat 23.30 da aynı yere dönen ve beycamide son bulan  tam 24 saat süren  Çanakkale gezisi adeta tarih içinde bir yolculuktu.
Kentlerin Kültürleri, yerel tarihleri, yaşanmışlıklarının , mutlaka kayıt altına alınması ve gelecek hemşehrilerine aktarılması için  son derece önemli bir hatırattır. Çanakkale de çarşı içinde  , tabyalarda , şehitliklerde her yerde, tarihi anlatan anahtarlık, magnet ve şapkalarla resimler ve tarihi imitasyon objeler , Çanakkale  yi bir marka şehir yapmış.

Oysa bizim Tralles gibi  bilinen bir tarihi ören yerinin ne bir maketi var , ne de bir efe heykelimiz  ve Yörük ali efe, Ne de Eski doğanbey köyü evleri, ne de 22 antik kentin modelenmiş bibloarı antik tiyatroları, kalpak gibi efe fesleri ve çizmeleri.. ..!
Tarihi olmak için , önce  tarihi bilmek ve sevmek gerekir..!
Bu gezilerden dönenler Aydın’lılara sormalıdırlar..!
Neden Aydın bir Çanakkale değildir..? 

SÖZÜN ÖZÜ : 

TARİHİ ÖĞRENMEYENLER, ONU TEKRAR YAŞAMAK ZORUNDA KALIRLAR.

07/03/2017

07.03.2017
Bu yazı 630 defa okundu.

Diğer Yazıları