YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mehmet ÖZÇAKIR

ÜRGÜPLÜ MUSTAFA GÜZELGÖZ İLE EŞEĞİ, DÜN DE AYNIYDI, BUGÜN DE AYNI HİKAYEYİ

Yerel gazetelerimiz  ikisi hariç  her hafta tam  altı gün sizlerle buluşuyor.

Altı günün  hafta içi beş  günü sizlere Aydın’ın sorunlarını tespitlerini ve çözümlerini bu fakir’in kaleminden köşemizde yüz yüze paylaşıyorum.

Yazdıklarımız hep sorun ve kronik meseleler,

yani kasvetli  problemler.

hafta sonlarına doğru  artık daha güzel şeyleri paylaşmak istedim.

Ama hepsi gerçek hayat hikayeleri ve yaşanmış öyküler.
Kimi  50-60 yıllık olsa da,okuyunca adeta daha dünkü hikayeler.
İşte bu tatil günü sizlere  yaşanmış bir gerçek bir Türkiye öyküsü.
Yıl 1943..!
Türkiye Cumhuriyetinin  genç memuru , yaşı da  Genç Mustafa’nın bir öyküsü.

Mustafa’nın  tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: 

“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir. 

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. 

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

Haksız da değildir..!
devlette çalışan imzası bulunanlar , kısaca çok çalışanlar , sorgulanır , yargılanır..!

Teftişe gelen müfettişler , çalışmayana bir şey sormazlar, çünkü  ne bir evrakta imzası vardır, ne de bir sorunu çözmüştür.

Ama kim çok çalışır, iş yapar, imza atar, hiçbir iyilik cezasız kalmaz..!
Neyse biz gelelim ol gerçek yaşanmış hikayeye,
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. 

İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare (Ödünç) Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. 

Kütüphaneye de bir yazı asar: 

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” 

Köydeki çocuklar şaşırır. 
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.

Düşünün, Noel Baba gibi.

Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. 

Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. 

Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır.

Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. 

Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. 

O zamanların en bilinen dikiş makine üreticileri  Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der.

Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti).

Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur.

Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider.

 Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır.

Ama  madalya verilmesi gereken Mustafa nın başına gelenlere bakın, haydaaa deyin..!

 Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, evet, bunca çalışkan bir memura karşı  “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye dava açılır .

 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.



Vatanını en çok seven , onun için en çok çalışan ve yararlı olandır .

Ama gel gelelim hayat bu yazılandan farklıdır.
Girişimcilik  işte budur..!
Bulunduğun yere yenilik katmalısın. 
Mutlaka yeni bir adım  atmalısın. 
hayatında  farklı ve yeni bir  iz bırakmak için ,başkalarının gittiği izlerden değil kendi izinden yürümelisin..!
Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var..!

Bu öykünün bugünden ne farkı var..?
Mustafalar değişse de, Hikayeler hep aynı aslında.
salla başını al maaşını diyenlere olmalı küpe kulaklara..!

 hatırladınız mı bu öyküyü sosyal medyada..?

Bürokrasiden emekli olmadan önce  makam odamın  duvarında  asılı yazılardan aşağıdaki iki veciz söz ,

“SORUNUN BİR PARÇASI OLMAKTANSA ÇÖZÜMÜN BİR PARÇASI OLMALISIN.”

“HİÇ BİR İYİLİK CEZASIZ KALMAZ “

işte bu öykünün  özeti’dir.

Sizce,

Bugün hala bu   öykü  değişmiş midir..?

Hayır diyenler çoğunlukta anlaşılan..!

 

SÖZÜN ÖZÜ :

KİMİ MAKAMINDAN ŞEREF ALIR KİMİ O MAKAMA ŞEREF VERİR.

HİÇ BİR İYİLİK CEZASIZ KALMAZ. SONRA DA  HEYKELİ DE DİKİLİR.

 

MEHMET ÖZÇAKIR

 

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER -AYDIN

GSM : 0.5427608691
 

25.08.2017
Bu yazı 251 defa okundu.

Diğer Yazıları