YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

“Ve dünyada ilk Hıristiyan devletin Habeşistan..”

  Misyonerler özellikle fakir insanları,açları, zor durumda olanları,fakru zaruret içindekileri; kısaca Müslümanların en zayıf noktalarını yakalayarak;oradan Hıristiyanlık şırıngası ile  zehrini boşaltmaktadırlar. Uçkuruna düşkün olanlara; kadınlar ile yaklaşarak; paragözlere para dağıtarak onları kenidilerine hizmet ettirmektedirler. Bir de cahil olan müslümanları rahatlıkla kandırmaktadırlar. Anlattıklarına bakan bir Müslüman o mevzu ile alâkalı yeterince malûmât sahibi  değil ise, misyonerlerin tuzağına düşmemesi mümkün değildir.Ne zaman ki karşısındaki müslüman şuurlu ve dine vukufiyeti var; o zaman çark ederek oradan uzaklaşmaktadır.Buna misal olması açısından rahmetli Ahmed Davutoğlu şöyle bir hadiseyi nakletmektedir.            

   “(B)ana birisi  şöyle bir vak’a anlattı:

    Talebe olarak üniversiteye devam ediyordum.Bir gün arkadaşlarım beni gecenin muayyen bir saatinde bir yere dâvet ettiler.Dâvete sebep iki ecnebi misafirmiş.Bunların biri İsviçre’li doktor, diğeri galiba Amerikalı bir mühendis imiş.Türk gençleri ile görüşüp tanışmak  istiyorlarmış. Arkadaşlara bu gibi misafirler sık sık gelir; beraberce sohbet ederlermiş. Söz verdim. Ve gittim. Sohbet toplantısı hayli kalabalık idi.Misafirlere bol bol çay, meyve ikram ediliyordu. Yerime oturdum. Az sonra ecnebi misafirler de geldiler.Ve hepimizi selâmladıktan sonra kendilerini takdim ettiler. Anlaşma tercüman vasıtasıyla oluyordu.Muhabbet başladı.Misafirler konuşmak istediklerini ve bunun için hazırlıklı oldukları hallerinden seziliyordu.Biri hemen söze başladı. Türkiye’ye geldiğinden, Türklerle ve bilhassa bizim gibi gençlerle tanıştığından çok memnun olduğunu söyledi. Söz arasında Türk’lerin zekâsına ve misafirperverliklerine bayıldığını, fakat bu kadar kabiliyetli  bir milletin nasıl olup da hâlâ İslâm dinine bağlı kaldığına çok hayret ettiğini kemâl-i iştaha ile  anlattıktan sonra Avrupa’dan misaller  verdi.

     -Bakınız!Bugün Avrupa’da bir tek  fakir devlet göremezsiniz.Çünkü Avrupalılar Hıristiyandır:Bizim dinimiz ilerlemeyi emreder;sizin dininiz öyle değil. O uyutuyor, geri bırakıyor.Onun için bana Avrupalılar gibi ileri ve zengin bir İslâm devleti gösteremezsiniz… dedi.

     Bu izahatı herkes sükûnetle dinliyor; kimsenin itiraz aklına gelmiyordu.Nihayet ben parmak kaldırarak söz istedim  Derhal verildi. Ben konuşan hatibe dünya yüzünde ilk Hıristiyan devleti neresi olduğunu sordum. Meğer bilmiyormuş.

     -Roma, dedi. Kabul etmedim.Başka bir isim söyledi. Yine olmadı.

     -Ben söyleyeyim, dedim. Ve dünyada ilk Hıristiyan devletin Habeşistan olduğunu anlattım.Şunu da ilâve ettim:

     -Sizin bu izahatınız gerçeğe uygun değildir.Çünkü Habeşistan dünyanın ilk Hıristiyan devleti olmasına rağmen hâlâ dünyanın en geri kalmış ülkesidir.Şayet Hıristiyanlık ilerlemeyi âmir bir din olsaydı, bugün Habeşistan dünyanın en ileri memleketi olması icab ederdi… dedim.

     Bu sözlerimi işten hatip kızardı ve biraz bocaladıktan sonra hemen sözüne nihayet vererek yanımızdan kaçtı.Bunun üzerine arkadaşlar galeyana geldiler.

   -Vay kâfir!Bizi ayartmaya gelmiş; şunun haddini birdiriverelim, dediler. Ben bin bir türlü rica minnet kendilerini güç halle teskin ettim. Yoksa belki de adamı linç edeceklerdi.”

(Davutoğlu,1989:26-27)

 

DAVUTOĞLU,Ahmed,Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri,Huzur Yay., İstanbul-1989

 

18.05.2016
Bu yazı 1014 defa okundu.

Diğer Yazıları