YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

“Yılbaşı neyimiz olur?”

Arif Nihat Asya üstadımız böyle soruyor..

***

Hakikaten neyimiz olur Yılbaşı?

Neden Aydın caddeleri Batı şehirleri gibi yılbaşına hazırlanır?

Neden müslüman gibi davranıp, Batı taklitçiliği yapıyoruz?

Aydın hangi ülkenin kenti?

Türkiye’nin batısında olması mı bütün suçu Aydın’ın?

Batılılaşmanın gerekliliği gibi neden gözümüzün içine sokuluyor?

Neden sayın Belediye Başkanlarımız, sanki bütün Aydın Yılbaşını kutluyormuş gibi her tarafı Noel simgeleriyle süslüyorlar?

Bu süslemeler bizim vergilerimizle yapılmıyor mu?

Halka sordular mı böyle ecnebi âdet kutlamalarını?

Yani, illaki şunu mu dedirtmeye çalışıyorsunuz sayın Başkanlarım:

Biz CHP’li Başkanlarız…

Batılılaşmayı…

Daha doğrsusu “Modernleşmeyi” temsil ediyoruz…

Dolayısıyla sen istesen de istemesen de senin vergilerinle senin istemediğin Hristiyan âdetini Aydınlıya kutlatırım…

Yazık…

Çok yazık…

Biz bunları hak etmiyoruz…

En azın bendeniz “Yabnancılaşmayı” red ediyorum…

Kendi değerlerimle olmayı …

Kendi maddi ve manevi kültürümle var olmayı doğru buluyorum…

Sizin yaptıklarınızı da hiç  tasvip etmiyorum…

Velev ki halk böyle istiyor olsun…

***

Biz sözü Arif Nihat Asya üstadımıza bırakalım…

“Noel Baba”

-Yılbaşı neyimiz olur? diye soruyorum. Fakat,

-29 Ekim'imiz midir, 30 Ağustos'umuz mudur, Ramazan  Bayramı'mız mı, Kandilimiz mi, Kurban Bayramı'mız mı? diye sual açmak da yersiz olmazdı.

Biz muharremlerle, martlarla başlayan yıllar da biliriz... ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı.

Memleketimize, herhalde, Beyoğlu'ndan giren, Haliç'i atlayarak Fatih'lere, Aksaray'lara, sonra Rumeli'ye ve Boğaz'ı aşarak önce Kadıköy'lere, Moda'lara ve sonra Üsküdar'lara ve oradan Anadolu'ya geçen bu bunak neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

İstanbul'un Tepebaşı'ndan Adana'nın Tepebağı'na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız Rasputin'e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir... bunu hiç merak ettiniz mi?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O Haçlı Seferlerinden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit'tir... Kardeşlerini Mukaddes savaşa hazırlamaktan geliyor.

O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, şu memlekette ocağına incir dikildikten sonra, kılığını değiştirmiş... ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan; çocuklarımızdan başlamıştır.

Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz... sakalı elimde kaldı ve altından Lüsifer çıktı.

Bilirsiniz ki casuslar da kıyafetlerini ekseriya böyle değiştirirler.

Bu, mezar beğenmeyen hortlağa ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haç'ında çarmıha gereyim onu.

Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyimizi çalmıştır.

***

Bu milletin inancıyla, değerleriyle oynamayalım…

Aksi takdirde “umutla” muktedir olmayı beklerseniz…

01.01.2016
Bu yazı 1773 defa okundu.

Diğer Yazıları