YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

BATILININ GÖZÜYLE TÜRKLER’DE HAREM(1)

 Oryantalistlerin doğuya bakışı, dolayısıyla bundan neşet eden batılıların kafasındaki doğu( Müslüman dünya),hep olumsuz olmuştur. Tamamen aslı astarı olmayan tarafgirane yazılmış eserlerle Müslümanlar hep kötülenmiştir.Özellikle Müslüman kadınların durumunu öyle yazmışlar ki, -özellikle Müslüman Türkler’de-, kadınlar birer meta  gibi batı insanının kafasında canlandırılmış  Ancak bazı batılı yazarlar  da var ki hakkı teslim etmiş.  Batılılara kafalarında özellikle harem konusunun bildiklerinin tam aksi olduğunu ifade eden yazıları en azından kendi ülkesindeki( İngiltere) insanların peşin hükümlerine mani olmaya çalışmıştır. Ki, bu hakikatler karşısında insanlar şaşırıp kalmışlardır. Aşağıda nakledeceğin yazı Osmanlıyı bir dost olarak gören H.A.Munro Butler Johstone’a ait. Kitabının ismi ise Türkçe’ye tercüme edilmiş şekliyle ” Karakterleri, Terbiyeleri ve  Müesseseleri TÜRKLER” (Trc.,Yrd.Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1996,Ankara) 

Ben kesinlikle inanıyorum ki, Türk haremi hakkında halihazırda   bilinenlerin,   büyük   çoğunlukla,   popüler komedilerden  öteye  bir  kaynağı  yoktur.   Sözkonusu komedilerde genellikle oturmuş bir paşa ve etrafını sarmış bir yığın kara gözlü çerkez cariyenin karikatürize edilmiş halleri Türk haremi diye takdim edilir. Bu tip kaynaklardan kanaat sahibi olan iyi niyetli insanlara "Harem" in Türk evinden başka bir şey olmadığı, evin bazı Avrupalılar için olduğu gibi, Türklerin de gözünde temiz ve kutsal bir müessese olduğu anlatılınca hayret ederler.

Ben burada kesinlikle, ne çok büyük görünen kadın erkek ilişkileri meselesine gireceğim; ne de konuyla ilgili olarak Müslümanların durumunu  Hıristiyanların durumu ile mukayese edip savunacağım, sadece yeri gelmişken bir iki gözlemimi aktarmak istiyorum. Birincisi, Avrupa'da diğer birçok yaygın kanaat gibi, İslâm dininin kadın haklarını reddettiği şeklindeki saplantı da yanliştır; ikincisi her ne kadar İslam dini, Yahudilikte olduğu gibi birden fazla evliliği yasaklamamışsa da Türkiye’de kamuoyu ağırlıklı olarak tek evlilikten yanadır. Gerçek şu ki, Türkiye'de iki kadınla evlilik   bile başka yerlerden çok daha az rastlanan bir durumdur. Her ne kadar gerek dinin gerekse felsefenin konu ile ilgili son sözlerini söylediğini zannetmiyorsam da enine boyuna düşünüldüğü zaman, şayet tercih, haremde tutukluluk ile kadınların hürriyetine kavuşturulması arasında ise, aklı basında olan herhangi bir insanın bu konuda tereddüt edeceğini zannetmiyorum.

 Masum Türk kadını evin dışındaki "kadın hakları" ndan mahrum kabul edilse bile haremde onun tartışmasız bir üstünlüğü vardır. Haremin duvarları içersindeki hiyerarşiyi ve adab-ı muaşereti gözleyenler sanırım ki bu müessese ile ilgili olarak bilir bilmez söylenenlere daha çok hayret edeceklerdir. Özellikle annelere gösterilen saygıyı Batı'daki durumla karşılaştırmak mümkün değildir. Sultanın kendisi bile Valide Sultan'ın huzurundan ayrılmadan oturmayı hayalinden geçirmez. Batı'da kutsal kabul edilen ve tasvib edilen birçok adet Türkler tarafından kabul edilemez. Mesela, dul kalmış annenin evden ayrılması veya evdeki pozisyonunu geline bırakması Türk evinde kabul edilir bir durum değildir. Böyle bir davranış onlar için tabiata aykırı bir davranıştır. Tıpkı bunun gibi, çağımız için övünç kaynağı kabul ettiğimiz ve malların ailenin bütün çocuktan arasında eşit bölüşümünü zorunlu kılan Napolyon kanunları, beynelmilel ve milli tercihler gibi birçok meselede Batı ile onlar arasında anlayış farkı vardır. Gerek annenin geri plana itilmesi gerekse malların çocuklara bölüşümü, baba otoritesine uymadığı gibi, bütün Doğu toplumlarının dokusunu oluşturan onların karakterinin temelinde yer alan babanın aile içindeki gücü ile de çelişir.

             Zira hürmet, Türk ailesinin temel karakterini oluşturur. Her sabah hane halkı aile reisinin etrafinda toplanır ve saygıyla elini öper. Bu onlar için lüzumsuz bir formalite değil, aksine gerekli ve kaçınılmaz bir saygı ve sadakat ifadesidir. Sadece çocuklar değil, dilimizin ifade etmekteki yoksulluğundan dolayı "köleler" demek zorunda kaldığımız kimseler de dahil olmak üzere hiçbir yerdeki aile, Türkiye'deki kadar St.Paul'un "Hizmetçiler, efendilerinize itaat edin" ve "oğul da babasına hizmetkar olmalı" emirlerine uyduğu kadar uymaz. Eğer, "ülkelerin birliği ferde değil aileye bağlıdır' hükmü doğru ise,denilebilir ki gerçek anlamda aile kavramı sadece Doğu’da vardır.

Başka hiç bir yer yoktur ki, insanlar böyle sürekli bir arada, beraberce yasasın. Romalılardan biri bir zamanlar şöyle demiş, " Bana öyle bir ev inşa edin ki günün her saatinde evdeki herkes tarafından görüleyim." Bu durum tam anlamıyla Doğu'da icra ediliyor. Devamlı beraber, bir arada yaşamaları konusundaki davranışları, kamuoyları (Batılılar) için konu olmakta ve onları etkilemektedir.  

18.02.2016
Bu yazı 1185 defa okundu.

Diğer Yazıları