YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Batının İnsana Bakışı

Batı toplumları, Doğu’nun aksine beden üzerine sürekli yeni bir anlam yükleme çabasına gitmiştir. Tarih boyunca bu anlam yükleme çabası çok fazla çeşitlilik göstermiştir. Kimi zaman ülke yönetimini belirleyen temel güç olmuş kimi zamansa varlıkların en hakir görülen şekli olarak sunulmuştur.

Antik Yunan’da insan bedeni, gücün ve ülke yönetimindeki iktidarın simgesi olmuştur. Kaslı, iri bir vücuda sahip olmak, en az hitabet yeteneği kadar önemlidir ve beden olarak belirli standartlara sahip olamayan kişiler asla yönetici sınıfına alınmazlardı. Bu sebepten dolayı Antik Yunan’da çocukların eğitim hayatının en önemli parçalarından biri de beden eğitimiydi.

 

İnsani Kötüleyen Bir Anlayış

Antik Yunan’dan sonra Batı hakimiyeti Roma’ya geçmişti. Roma medeniyeti ise iktidarı beden üzerinden değil mimari yapılar üzerinden sergiliyordu. Bu değişim, insan bedeni algısını değiştiren ilk gelişme oldu. Hristiyanlığın yaygınlaşması ile bedene bakış açısı bir hayli değişti.

“İnsan günahkar doğar” anlayışı, tahrif edilen Hristiyanlığın temel prensibini oluşturuyordu. Yani bedenin günahkar olması, onun her türlü eziyete ve kötülüğe layık olduğu anlamına geliyordu.

Bu etki uzun bir süre devam etti. Bedenin değersiz bir varlık olarak algılanması, Batı toplumunun o çağlarda tıp alanında neredeyse hiç gelişmemiş olmasını açıklayabilir. Bunun yanı sıra akıl almaz işkence aletlerinin devletler tarafından kullanılmasını da mümkün kılıyordu bedenin değersiz olduğu anlayışı.

16. yüzyılda gerçekleşen reform hareketi ve protestanlığın doğuşu, Batı dünyasının bedene bakış açısını yine değiştirdi. Protestanlığa göre beden, çalışması ve üretmesi gereken bir mekanizmaydı. Görevi ve hedefi daima bu olmalıydı. Beden, sürekli çalışabilir durumda olması için sağlıklı tutulmak zorundaydı.

Bu değişimin sonuçları da yine bedenler için ağır oldu. Çalışmaya odaklı beden, çok ağır şartlar altında dahi çalışmak zorundaydı. Bu defa hakir görülmüyordu belki ama bedenler para kazanma uğruna harcanıyordu.

Tahrif edilen Hristiyanlıkta bedenin günahkar sayılması, onun her türlü eziyete ve kötülüğe layık olduğu anlamına geliyordu.

 

Sanayi Devrimi: Motor Gibi Çalışan Bedenler

Sanayi Devrimine kadar giden bu süreç 19. yüzyıla kadar çalışma uğruna bedenleri tüketti. Aslında Sanayi Devrimi ve bununla beraber gelen çalışma hayatının fabrikasyon sistemlere dönmesi, tam da Protestanlığın hedefindeki beden isteğiydi. Çok uzun süreler beden algısı, çalışmaya odaklı olarak devam edebilirdi; ancak medya kavramı sahneye indi.

Medya, insanlara çok hızlı bilgi akışını sağladı. Herkesin her şeyden haberdar olduğu bir toplum ortaya çıkmaya başladı. Özellikle 20. yüzyılda beden kavramı, görsellikten ibaret bir nesne olarak karşımıza çıkmaktaydı. Moda akımı da bu amaca hizmet ederek bedenin nesneleşmesine katkıda bulundu.

 

Medya ile Estetikleştirilen Bedenler

Doğu medeniyetlerinin bedene sabit bir bakış açısı vardı. Gerek tıp alanında gerek çalışma şartları konusunda beden algısı fazla değişiklik göstermedi. Batı medeniyeti de buna paralel olarak gelişen tıp ilminin temellerini Doğu’dan alarak kendi sistemine ekledi.

Doğudan aldığı tıp bilimini kendi teknolojisi ile birleştiren batı, tıp alanında kısa sürede ciddi bir yol kat etti. Bedenlerin daha sağlıklı olması

için bu önemliydi. Ancak değişen toplum yapısı sağlıklı bedenden çok estetik bedene önem göstermekteydi. Estetik cerrahiye ilham veren gelişme de bu olmuştu.

Beden yine estetik bir yapıya bürünmüştü. Tıpkı Antik Yunan’da olduğu gibi. Tek bir farkla, Antik Yunan’da erkek bedeninin estetiği söz konusuydu. 21. yüzyılda ise kadın bedeni. Kozmetik sanayisinin devasa boyutlara ulaşması bunun en büyük deliliydi.

21. yüzyıldayız ve bedenin çektiği acı bambaşka bir boyut kazandı. Yeme içme alışkanlıkları değişti. Sağlıksız yiyecekler en kolay tercih haline geldi. Buna bağlı olarak da bedenler hızla bozulmaya başladı. Bu hızlı bozulmayı hızlı düzeltecek yöntemler olarak da spor salonları devreye girdi. Evde spor yapmayı sağlayan bir çok alet üretildi. Menşei ve ihtivası belli olmayan yüzlerce hap piyasaya yayıldı.

Her sokak, köşe başı bir fast-food dükkanıyla dolu. O dükkanlar da vücudunu şekle sokmak için spor salonuna yazılmış, yüzlerce lira harcamış insanlarla dolu.

 

Para ile Sağlık Kazanılmaz

Günümüzde beden algısının en temel problemi, bedenin şeklini bozmak için de, bozulan şekli geri kazanmak için de ciddi paralar harcamak gerektiğidir. Gerek diyet programları olsun gerek estetik operasyonlar olsun beden günümüzde ekonomi döngüsünün bir parçası haline gelmiştir. “Bedenin metalaşması” diye anlatılagelen bu süreç ideal bedenlerin medya organları aracılığıyla şart gibi sunulması ile gerçekleşmiştir.

İdeal beden algısı aynı zamanda bir yönlendirme sürecidir. Mağaza vitrinleri sıfır beden mankenlerle doludur. Reklamlar daima dinç insanlarla hayat bulur. İnsan doğası, beden algısı değiştirilmek istenmektedir. Kilolu olmak ayıp sayılmakta, çok zayıf olanlar da bedenlerinden utanmaktadır.

Bundan sonraki süreçte beden ne gibi maceralar yaşar bilemeyiz. Ancak robot teknolojisi ciddi bir gelişme kat ettiğinde, muhtemeldir ki beden, robotlarla da mücadele etmek zorunda kalacaktır (Kaynak: .Abdurrahim Karagöl / İnsan ve Hayat/ Ekim 2015

 

25.11.2015
Bu yazı 1018 defa okundu.

Diğer Yazıları