YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Bilgi, Bilim ve Bilimsel ya da İlmî Bilgi nedir?

R.Garaudy, 20. Yüzyıl Biyografisi adlı eserinde Bilimciliğin macerasını şöyle niteler (Komünist bir bilim adamı iken Müslüman olmuştur):   “ Galile’den Descartes’a,18.yüzyıl Fransız filozoflarından 19.yüzyılın büyük buluşlarına kadar Bilim, gittikçe  artan bir şekilde  mümkün olan tek bilgi olarak ve doğanın karşısında tüm yapabilme gücüyle insana varlığının anlamını veren bir şey olarak değerlendirildi. Bilimsel bilgilerin sürekli büyümesi üzerine kurulu olan, insanlığın sınırsız gelişimine inanç, kabul görmüş  bir çeşit dogmaya dönüştü. Bilimin bilimciliğe doğru  bu genelleşmesi birçok gizli postulata (öndoğru) dayanıyordu…Bu bilimci anlayışın ana çizgilerini Auguste  Comte belirlemişti ve felsefeyi dışarıda bırakıyordu. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde bilimin gelişmesi bu ölü ve küçültücü anlayışı ortaya çıkardı” (Akt.: Karaman, 1996, 32).

 

   Bilimin batıda nasıl bilimciğine dönüştüğüne bu şekilde izah ettikten sonra tanımlara geçerek konumuzun temellerini atalım.

 

  Bilgi; insan bilme etkinliğinde bilen; yani özne; karşılaştığı nesneler ise bilinen; yani objedir. Bu takdirde, bilme etkinliği, özne (bilen) ve nesne (bilinen) arasında meydana gelen bir süreç sonucunda çıkan üründür (Mengüşoğlu, 1992, 47-48).

 

   Bilim, doğru düşünme, sistematik bilgi edinme sürecidir. Bilimin amacı dış dünyada doğru bilgiyi yanlış ayırarak onu sistematik bir biçimde değerlendirmektir. Bir çeşit doğru düşünme sanatıdır  (Türkdoğan, 2009, 21). Yani bilim devam edegelen bir haldir. Yenilenebilen, sonuçlar üzerinden sorgulanabilen bir vetiredir.        

 

   Bilimsel ya da ilmî bilgi ise bir sonuçtur. İnsanların doğru ile yanlışı birbirinden ayırmalarına imkân verir .

 

   Başta Vahiy bilgisi olmak üzere diğer nitelikli bilgi kaynaklarını, bilinçli ve samimi bir şekilde yaşadığı hayata uygulayan bir kişi, nispeten “şahsiyet” bulur ve “kâmil insan” yani mükemmel insan olur (Eroğlu, 2010, 21).

 

   Bilimsel bilginin doğruladığı  şu gerçek gibi: “Osmanlılar nev’i şahsına münhasır (sui generis) bir iktisadi sistem oluşturmuştur. Orta Asya ve Orta Doğu’nun tecrübe birikimi, Anadolu’nun ve fethedilen bölgelerin mahalli gelenekleri İslâm çerçevesinde asırlarca süren ve birbirlerine eklenen çabalarla özgün bir sistem oluşturmuştur. Bu sistemin batı ile etkileşim halinde olduğunu ve XVIII. yüzyıl sonlarına kadar batının oluşumuna katkıda bulunmuştur” (Tabakoğlu, 2005, 17).

 

  Yüz elli yıllık bir dönem içinde, yani 1750’den 1900’e kadar, kapitalizmle teknoloji dünyayı fethetmiş, bir dünya uygarlığı oluşturmuştur. Kapitalizm de teknik yenilikler de aslında yeni bir şey değildir. Her ikisi de  Batı’da da Doğu’da da yüzyıllardır hep tekrarlanan olgulardır. Asıl yeni olan bunların yayılış hızı, bir de kültürleri, sınıfları, coğrafi uzaklıkları aşıp dünyanın her yanına yayılabilmeleridir (…).

 

   Bu değişimi güden şey, bilginin anlamında yer alan köklü değişikliktir. Hem Batı’da, hem Doğu’da ,bilgi her zaman  için var olmaya uygulanan bir şey olarak görülmüştür. Ama, şimdi birdenbire, var olmak yerine, yapmaya uygulanan bir şey haline gelmiştir (Drucker, 1994, 33).

 

   Başlangıçta gerçeklik varlık, bilgi ve saadetti-Hindu geleneğinde sat, chit ve ananda; İslâm geleneğinde ise Allah’ın sıfatları, arasında olan kudret, hikmet ve rahmet -ve ‘başlangıçta’ da var olan ‘şimdi’de bilgiyle kutsal ve her şeyin kaynağı olan asıl ve kadim gerçekli arasında derin bir ilişki vardır. Zaman ırmağının akışıyla ve Gerçeklik’in makrokozmik ve mikrokozmik görünüşlerin sayısız aynasındaki kırılmaları yansımalarıyla bilgi varlıktan ve bilgi ile varlığın birliğini karakterize eden saadet  ya da vecdden ayrı düştü. Özellikle modernleşme süreciyle dönüşüm yaşamış olan toplumlarda bilgi neredeyse tümüyle zahirileşmiş, kutsal olandan ayrılmış ve Bir olana birlikte olmanın ürünü ve kutsal olanın rayihası olan saadet neredeyse elde edilemez ve yeryüzünde bulunanların çoğunluğunun idrakinin ötesinde olan bir şey haline gelmiştir (Nasr, 2001, 11-12).

 

DRUCKER, Peter F. , Trc.: ÇORAKÇI, Belkıs (1994): Kapitalist Ötesi Toplum, İnkılâp Kitabevi, İstanbul

EROĞLU, Feyzullah (2010): Davranış Bilimleri, Beta Yayınları, İstanbul

KARAMAN, Hayrettin (1996): Bilgizlik ve İletimşizlik Çağı, İzlenim Dergisi, Sayı:30, İstanbul

 MENGÜŞOĞLU, Takiyettin (1992): Felsefeye Giriş, Remzi Katibevi, İstanbul

 NASR, Seyyid Hüseyin,Trc.:YAZAR,Yusuf (2001): Bilgi ve Kutsal, İz Yayıncılık, İstanbul

 TABAKOĞLU, Ahmet (2005): Toplu Makaleler I, İktisat Tarihi, Kitabevi,İstanbul

 TÜRKDOĞAN, Orhan(2009):,Bilimsel Araştırma Metodolojisi, Timaş Yayınları, İstanbul

08.03.2016
Bu yazı 1619 defa okundu.

Diğer Yazıları