YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Bir “Kent Efsanesi” Olarak Kişisel Gelişim

Kentler ve kentleşme, sanayi devrimi sonrasında oluşan bir sosyal hadise. Bu hadise beraberinde kurallarını, avantaj ve dezavantajlarını olduğu kadar kutsallarını da getirdi. Tabi bu arada bâtıllarını da üretti. İşte modern hayatın modern bir bâtıl üretimi olarak kişisel gelişim de kentlerde var oldu.

 

Kişisel gelişim, insanın iç dinamiklerinden kaynaklanan bir cehd değil, tamamıyla dışarıdan itmeli bir telkin ve zorlamadır. Bu haliyle aslında insanın kendisinden kaçmasıdır. Kendini tanımaktan korkmak, dolayısıyla da yaratılışa, insan tabiatına seraba tenakuzdur.

 

Kişisel gelişim öğretilerini uygulayanlar, tıpkı ortaçağın çilekeş manastır azizleri gibi, modernlerin ürettiği bâtıllarla kendiliklerinin dışına çıkmaya, kendilerini zorlamaya, varlıklarını esnetmeye, âdeta ruhlarına protezler takmaya çalışırlar. Böylece başarılı olunacak, daha ileriye gidecek ve istediklerine kavuşmaya çalışacaklardır.

 

Kişisel gelişimle kendinden kaçarak bir başkasına sığınmanın yolları aşındırılır. Bu durum, gayret olmadan gerçekliklerin peşinden koşmadır.

 

Kişinin kendini “olduğundan daha farklı görme” arzusunun bir yansımasıdır.

 

Kendi sınırlarını, kabiliyetlerini, özgünlüklerini tanımayanların, yaratılışlarına karşı çıkarcasına ona yeni bir şekil vermeyi, âdeta “kendini yeniden imal etmeyi” yüce bir vazife olarak görürler. Bunun için her türlü tekniği, bilimsel! bâtıl öğretileri, kutsal metinler gibi hıfzederler ve uygulamaya çalışırlar. Sosyal ve kültürel olarak kendileri ile hiçbir alakası olmayan insanların ve toplumların rahatlama, zayıflama, boş zaman geçirme, başarma vb. etkinliklerini öğrenmek için seferber olurlar. Böylece hayatlarının ne kadar tezatlar içinde olduğunun farkına bile varmazlar.

 

Kişisel gelişimin kendi içindeki tutarsızlıkları

 

Uzak Doğu’nun özellikle de Hint mistik kalabalıklarının dar coğrafyalara yerleşmek, sınırlı kaynaklarla hayatta kalabilmek, tasarruf ve kanaat niyetleriyle uyguladıkları öğretiler (yoga vb.) bolluk, sınırsız tüketim, hayattan olabildiğince zevk almaları, bu dünyanın tadını çıkarma derdinde olanlar tarafından uygulanmaya çalışılmaktadır.

 

“Bir Hint fakirinin kendi fakirliğiyle ve kendisini çevreleyen kalabalıklardan uzaklaşmak, modern dünyanın yıkıcı yakıcılığından kaçmak için uyguladığı meditasyon ve yoga teknikleri”, modernizmin illüzyonuna uğramış bireyler tarafından bir rahatlama, zamana, topluma daha iyi katılma aracı olarak kullanılmaktadır.

 

Özünde paradan, biriktirmeden, kalabalıktan kaçma olan eylem, bir başka coğrafyada para kazanmak, insanları bir araya getirmek ve biriktirmek olarak icra edilmektedir. Acaba bu tür eylemlere gönül verenler, _

 

modernizmin yaman çelişki ve paradokslarından birinin zebunu, olduklarının farkında mıdırlar?

 

Acaba modern insanlar, “başkalarının yavaşlamak, geri çekilmek için başvurduğu usulleri, ‘daha da hızlanmak’, ‘ileri atılmak’, ‘daha çok kazanmak’ için “hazır bilgelikler ve hazır reçeteler” olarak tükettiklerinin şuurunda mıdırlar?

 

Kendini tanımanın ve ilmin maliyeti

 

Bilgi olmadan fikir olmaz, bilgisiz fikir beyan etmek saçmalamaktır. Oysa etrafımızda tartışılan ciddi bir konuyla ilgili en ufak bir bilgi birikimi, zahmeti, gayreti olmadığı halde fikir beyan eden, görüş bildiren insandan geçilmiyor. Aslında fikir beyan etmiyorlar, sadece “geviş getiriyorlar”.

 

Bunun kişisel gelişimle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Kişisel gelişim guru’ları “Herkesin fikrine saygı duyma itikadını aşılamaya çalıştı” ve hepimize “Siz önemlisiniz, görüşünüz önemlidir, değerlidir” afyonunu yutturdu. “Bence böyle”, “Ben böyle düşünüyorum”, “Bana göre öyle değil” kibirlenmeleriyle doldu ortalık.

 

Yine kişisel gelişimin en çok gençliğe zerkettiği, “kendi kendine yetmek” afyonudur. Kültürümüzün “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” sözünü unutturan bu telkinle insanlar ne kadar aciz olduklarını unutarak, ben tek başıma her şeye yeterim, kimseye muhtaç olmam zehabına kapılmış durumdadır. Kişisel gelişimcilerin en çok tekrarladıkları ifadelerden biri: “İnsanlığın en temel ihtiyacı, değer verme, önemsenme ve kabul görmedir.” İnsanlar da bu yüzden ne kadar değerli olduklarını, ne kadar kabul gördüklerini ve önemsendiklerini göstermek için olmadık işlere başvurabiliyor, garip davranışlar sergiliyor.

 

İnsanlık yeni bir hümanizme mi doğuyor? (Kaynak: Mustafa Gündüz/TEMMUZ 2013)

 

12.07.2016
Bu yazı 862 defa okundu.

Diğer Yazıları