YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Bir İhanetin Anatomisi(1)

 Rahmetli Yılmaz Öztuna’dan mülhem (Bir Darbenin Anatomisi adlı kitabından); Bir İhanetin Anatomisi.15 Temmuz 2016 Darbe  kalkışması üzerine çok şeyler yazılacaktır Yazılmalıdır da. Sadece tarih değil. Bir Milletin Ruh halini anlatan… Sonunu düşünmeden kendisine yöneltilmiş silaha bağrı açık koşan… Bunun tarifi yok… Çok defa duyduğumuz; ancak bizim her defasında itiraz ettiğimiz: Bu millet,  Vatan Ruhu’nu kaybetmiş… Gençlik  ruhunu  satmış vs vs.. Artık bir milletin; Müslüman-Türk Milleti’nin neler yapabileceğini yedi düvel gördü. Dolayısıyla, bu milletin mayasının sağlam ve temiz olduğu bir kere daha tezahür etti. Bir İhanetin Anatomisi olarak serlevha ettiğimiz makaleyi ( isimlendirme bize ait) tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil hoca kaleme aldı. Bizce malum; ancak geniş kitlelerin bîhaber olduğu meseleyi çok güzel tahlil etmiş ve biz de bu makaleyi bölümler halinde köşemizde neşretmeyi isabetli bulduk (Makalenin orijinali için bakınız: http://ahmetsimsirgil.com/asrin-ihanetinin-analizi/01.08.2016/20:50).

 

Bir hususu da buraya kaydetmeliyim. "Ağlayarak toplulukları arkasından sürükleyenler; iyi birer sanatçıdır!" isimli makaleyi  24.02.2006 tarihinde Gazete Flaş'ta yayımlamıştık. O zaman bizi, bu zihniyet (Darbeciler)  Aydın'a dar ettiler. Ailemi, çalıştığım kurumu ve gazeteyi ablukaya alarak psikolojik terör estirdiler. Yazarlığı bırakma noktasına gelmiştik. Toplantılar düzenlediler. Halbuki bir kimsenin ismini vermemiştik. Sadece bir tespit yapmıştık. Ki, makalenin büyük bir bölümü iktibastı. Bu makaleyi yayımladıktan kısa bir süre sonra da (5 Temmuz 2006) Aydın'dan tayin yoluyla ayrılmak zorunda kalmıştık. Mücadelemiz bu zihniyetle sadece bir makale ile değil, 2003'ten bu yana devam etti. Meseleyi uzatmayacağım. Ancak birkaç makale tarihi vereceğim. İşte onlar:  Gazete  Flaş: 02.03.2004; 28.07.2004; 29.07.2004, 05.11.2004, 12.01.2005, vs. vs... 2005 yılında neşrettiğimiz Muhafazakâr Değişim isimli kitabımızda bunlar ayrıntılarıyla mevcuttur. Biz mücadelemizi gizlenerek değil; Tapu da Müdür Yardımcısı sıfatıyla hâlâ sürdürüyoruz. Bu mücadele sadece Vatanımız için... Milletimiz için… Dinimiz için Velhâsılı istikbalimiz için. 16 Temmuz gecesi saat 00.43 ‘de sonumuz ne oluru hiç düşünmeden meydana çıkmamız, bu ifade ettiklerimiz için… Aradan 15 dakika geçmeden 13 yaşındaki kızım elinde Türk bayrağı ile tarihe şahitlik için meydana koştu. Ve tabi ki eşim de aynı duygularla darbecilere  karşı milletimizle omuz omuza verdi.. Her gün sosyal medya ve meydanlarda kalarak sürdürüyor. Biz, hâlâ 10 yıl evvelki savruluşumuzla 200 km uzakta ekmek mücadelesine devam… Ve, tabiî ki yazılarımızla tarihe not düşerek… Yine, her şey toz duman iken Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Merkezi (Yeni Fikir SAM) Başkanı sıfatıyla 01:02’de whatsapp’tan darbe karşıtı bildiri yayımladık.. Gece saat 03.00 gibi de www.yenifikirhaber.com sitesinden de resmi açıklamamızı yaptık… Bunu niçin yazdık: Karşı duruşlarımız menfaat gözetmeden yapmalıyızı ifade için.. ("Ağlayarak toplulukları arkasından sürükleyenler; iyi birer sanatçıdır!" isimli makalemiz www.yenifikirhaber.com’da yeniden neşrettim. Ola ki kulak verile…)

 

***

 

İşte, Prof Dr. Ahmet Şimşirgil hocanın analizi.

 

Fethullah Gülen (F.G.) 1980 öncesinin en ateşli vaizi idi. Nurcuların en kapalı gurubu olup özellikle Seyid Kutup gibi İslamcı denilen ihtilalci liderlerin tesiri altındaydı. Nitekim gençlik yıllarını Seyid Kutub’un eseri olan“Fizilali’l Kuran elimizden düşmezdi”, diyerek belirtecektir. Dönemin Cumhurbaşkanına, Genelkurmay başkanına her tür hakareti yapar, kasetleri elden ele dolaşırdı. Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Onun dokunulmazlık zırhı mı vardı? Kimler tarafından korunuyordu, bilinemedi. 1980-1982 yılları arasındaki irtibatlı olduğu kişiler ve görüşmeleri çözülebilse eminim bugünler çok iyi anlaşılacaktır. Zira Türkiye’yi 15 Temmuz ihtilaline götüren yolun o günlerde temelinin atıldığını düşünmekteyim. Sonrası hep o projenin uygulanması olarak devam edecektir.

 

 Nitekim 1983’de tekrar meydanlara çıktığında artık cübbe ve sarıklı bir vaiz yoktu. Bambaşka bir F.G. vardı. Özellikle okul ve medya ile ‘ağ cemaati’ yapılanmasına geçti. Hemen her vilayette okulları, ışık evleri ve yurtları öyle hızlı gelişiyordu ki takip edebilmek neredeyse mümkün değildi. Yurtlarında ve evlerinde sadece Said Nursi’nin kitapları okutuluyordu. Öyle ki gençlere “Kuran-ı Kerim değil risaleler okunsun” derlerdi. Bu itibarla diğer nurcu kolları da önceleri mesafeli durdukları F.G’ye kısa sürede ısınacaklardır. 1986 da Zaman gazetesi yayın hayatına başladı. 1990 yılına geldiğinde artık alt yapı tamamlanmış bulunuyordu. Bundan sonra hizmet kartopu gibi büyüyecekti.

 

Gürcistan ve Azerbaycan’la başlayan dış geziler kısa sürede yerini hizmet alanları ile doldurmaya başlayacaktı. Büyük seferberlik başlamıştı. Yabancı ülkelerde ticari şirketler, okullar ve üniversiteler süratle birbirini kovalamaya başladı. İlk olarak Orta Asya’nın pek çok ülkesinde okullar açıldı. Bunları üniversiteler izledi. 1992 yılında Kazakistan’a giden Gülen’in taraftarları iki yıl içinde 29 lise açtılar. Dört yıl sonra da Süleyman Demirel Üniversitesi faaliyete geçti. 1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Kazak lideri Nursultan Nazarbayev’e tavsiye mektubu yazmasından sonra F.G’yi izleyenler bu ülkede daha rahat çalışma imkanı buldular.

 

Ardından Gülen’in okulları Afrika kıtasını, Balkanları, Avrupa ve Amerika’yı bir ağ gibi sarmaya başladı. Okul açılmayan ülke kalmamış gibiydi. Gülen hareketi, eğitim alanında artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bu okullarda yerel nüfusun en yetenekli ve zeki çocukları kendilerine yer buluyorlardı. Üstelik okulları yüksek ücretli olup bedeli ülkedeki ekonomik şartlara göre belirleniyordu.

 

Nasıl oluyordu bu? Her tarafta okul açılmasına imkan veren sihirli değnek kimdi? Adlarını iftiharla andıkları iki isim aslında bütün soru işaretlerini çözüyor gibiydi. İshak Alaton veÜzeyir Garih çilingir vazifesi görmekte idiler. Bu büyük ilişkinin sırrı ne idi? Yahudi iş adamları Gülen’in okullarının bütün dünyaya yayılması için neden bu kadar gayretle hizmet veriyorlardı?

 

 

 

Üzeyir Garih, doksanlı yıllarda, Hürriyet Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda yurt dışı okulları için büyük destekler, maddi yardımlar yaptığını belirtirken Gülen cemaatini öve öve bitirememişti. Aslında onun ölümündeki sır perdesini de yeniden aralamakta fayda vardır.

 

1991 yılında Mihail Gorbaçov’un Glasnostu (açıklık politikası) ile Gülen’in okul faaliyetleri tam da denk düşmüştü. Gülenciler bir taraftan süratle Türk Cumhuriyetlerinde okullar açarlarken bir taraftan da Türk Cumhuriyetlerinden gelen çocukları kabul ediyorlardı.

 

Öyle ki sonraki bir beş-on sene içerisinde CIA raporlarında “Amerika, F.G. sayesinde Orta Asya’ya bomboş bir İslamiyet götürdü” denecekti.

 

Zira Gülencilerin götürdüğü İslam’ı kimse anlamıyordu. Dışa açılımın üzerinden birkaç sene geçtiğinde Gülen hareketinin CIA’nın tam kontrolünde olduğu Rusya ve Özbekistan’ın bu okullara karşı aldığı tavırdan da anlaşılacaktı.

Gülen gurubu sırasıyla 1980 ihtilali sonrasındaki Cunta Hükümeti ve ardından Özal’lı yıllar da gayet hızlı ve rahat bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştü. Sağ ya da sol bütün hükümetler ile tam bir uyum içerisindeydi. Fakat 90’ların sonlarına doğru, 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile bir türlü anlaşamadı. Refahyol Hükümeti’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Bu sırada 28 Şubat darbecileri kendisine karşı mıydı o da anlaşılamadı.

 

 (Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, http://ahmetsimsirgil.com/asrin-ihanetinin-analizi/01.08.2016/20:50).

 

03.08.2016
Bu yazı 872 defa okundu.

Diğer Yazıları