YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Çanakkale Destanı’ndaki Ruh

Türk milletinin tarih boyunca yaptığı muharebelerin; hususiyle Müslüman olduktan sonraki harblerin maddî cephesinin yanında mutlaka manevî bir ciheti de mevcuttur.Ecdadımız muharebe meydanlarında evvela manevî tedbirleri alarak maddî harbe başlamıştır.Leşker-i Gazâ (Gazâ Ordusu)diye inancımızın membaından tevellüt eden ve “mehmedçik” de kendini bulan maddî ordunun şahlanışı, ileriye pervasızca “Allah Allah” diyerek hamle yapmasında; Leşker-i Dua diye vasıflandırılan Maneviyat ordusunun ehemmiyeti Müslüman-Türk medeniyetinin inşasında en büyük rolü oynamıştır. İşte, “Türk” ruhu diye tarif ettiğimiz  kutsî telâkkinin ardında yatan esas âmilin, mânâdan maddeye seyr-ü seferine işaret vardır.Ve asıl ruhun burada yattığı unutulmamalıdır. Cesede ruhu veren inancımızın mukaddes kıymetlerine verilen  ehemmiyete binaen, bütün mücadelelerin buna matuf olmasından kaynaklanmaktadır. Nasıl ki, İstanbul’un bir maddî fatihi var ise,(ki Fatih Sultan Mehmed Han’dır) manevî fatihi de Akşemseddin Hazretleridir. Dolayısıyla Çanakkale Ruhu’na ruh katan, Çanakkale Destanı’nı maddilerin yazmasına vesile olan manevî zevatın; bu savaşın malum olan maddî ve manevî önemine atfedilerek yapmış oldukları ve deruhte ettikleri vazifelerinden bir misal verelim de, mânâsız maddiyatın olamayacağını, anlamayanlara anlatsın. Şöyle ki:

  Kilitbahirli Kaşıkçı Dede’nin Çanakkale ‘de destan yazanlara verdiği manevî desteği, 400 sene evvelden koşup geldiğini;Çanakkale Savaşı’na katılarak şahit olan Konya Ladik’ten Ahmet Ağa hadiseyi şu şekilde anlatır. “15 Temmuz 1915 sıcak bir yaz günü.Bir taraftan düşmanın ateşi, öte yandan güneşin harı kavurur yarım adayı.Mehmedçiğin en büyük ihtiyacı su olur o günler.Cepheye  yeni sevk edilen bir bölük asker, Bigalı Kale Kışlası’ndan Bigalı köyüne doğru yola çıkarılır.Düz ovada ilerleyen acemi askerlerimize susuzluğun harareti tam çökmek üzeredir ki yolun sol tarafında üç yol ağzında çeşme başında oturmuş sakallı bir dede seslenir onlara:

  -Gelin evlatlarım soğuk su vereyim, gelin doldurun mataralarınızı.Koşarlar o tarafa doğru. Geri kalıp susuz kalmamak için gizli bir yarış başlar içlerinde.Bir de bakarlar ki çeşme akmıyor.( Bu çeşme halen mevcut olup kışın aktığı halde Haziran gelince suyu  kesilir) Dedenin  elinde bir toprak testi vardır ama o da taş çatlasa 10-15 litre su alır.Önce suya kavuşmak için  askerler tıkış tıkış olurlar.Hiç 300-400 kişiye ufacık testinin suyu yeter mi? Kaşıkçı Dede: ”Acele etmeyin yavrularım, için kana kana, doldurun mataralarınızı.” der. Lâdikli Ahmet Efendi de gençtir,toydur o zaman ama kalp gözü uyanık nasipli bir delikanlıdır her halde. Hiç acele etmez ve hep en sonu bekler. Anlaşılan haberdardır bazı şeylerden. Nihayet herkes  su için matarasını doldurur ama testide hâlâ su bitmez!.. O da uzatır matarasını, içer kana kana suynunu.Hâlâ toprak testi de su vardır.Ahmedcik dayanamaz sorar:

 -Dede senin adın ne?

 -Kaşıkçı Dede derler evladım bana.Kilitbahirli köyünde otururum.

 O da hoşlanır vatana kendini kurban adamış delikanlıdan ve onun davranışlarından, tevekkülünden.İlâve eder:

 -Evladım cephede yaralanırsan matarandaki bu sudan döküver yarana.Bi İznillah şifa bulursun,der.

 Ahmed bu sözü unutmaz ve matarasındaki suyu da kullanmaz,saklar.Bigalı köyündeki İhtiyat Tümeni’nde eğitimi biter ve cepheye, ihtiyaç duyulan yere sevk edilirler.Gerçekten bir müddet sonra  savaşırken birkaç arkadaşı ile beraber yaralanır ve muhafaza ettiği su aklına gelir.Döker kendi ve arkadaşlarının yaralarına.Şifa bulurlar. Harb bu,çok geçmez bir daha yaralanır Ahmed Efendi ama bu defaki hem daha ağır ve hem de su bitmiştir.Önce sargı yerine oradan da Eceabat’taki vapur hastaneye getirilir.Yataklı tedavi görür ve biraz iyileşince  o da hava değişimine gönderilmek istenir.Bursalı Hüseyin Çavuş gibi o da kabul etmez ve cepheye gitmek ister.Soğanlıdere mevkiinde Fevzi Çakmak’ın kolordusunda asker olan ağabeyini ziyaret etmek  üzere bir günlük izin alır.Soğanlıdere’ye gidince de ağabeyinin şehadet şerbetini içtiğini öğrenir. İçinde fırtınalar kopar ve o duygularla dönerken Kilitbahir köyüne uğrar.Kaşıkçı Dede’yi sorar birkaç kişiye.Burada öyle biri yok derler. Bir başkası ise:”Burada şu anda yaşayan öyle biri de, evi de yok.Fakat yüzlerce yıl  önce yaşamış bir evliyanın kabri var.Yol boyunca, kıyıda.Biz ona Kaşıkçı Dede deriz.”der.O mübarek  Allah dostunun kabrini gösterirler.Hep beraber dua ederler. Bu arada Lâdikli uyanık Ahmed meseleyi  gönlünde çözer.Artık testiyi de anlar, suyu da.”[Mehmet İhsan Gencan( Nak.Salim Dağ) Ufuklar Dergisi, Mart-2001,shf., 15]

Çanakkale Destanı’nındaki “Türk” ruhu işte burada gizlidir.Bu ruhu veren inanca sıkı sıkı sarılmak bizim varlık sebebimizdir.

18.03.2016
Bu yazı 1069 defa okundu.

Diğer Yazıları