YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Doğu Türkistan'da Çin Zulmü Ve Dram

 

Benim adım Aziz Tursuncan. Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye oldukça yakın olan Beşbalık'ta ilkokula gidiyorum. Gece vakti ne olduğunu anla­yamadım, ama babam gelerek, birden beni yatağımdan kaldırdı.

 "- Ne oldu baba?" diye sordum

- Bugün Ramazan'ın ilk günü. Müslümanlar oruç tutar. Oruç tutmak için ise sahura kal­karız. Bu sünnettir...

Gece vakti yenilen yemeğin ismi sahurmuş, Babam elimden tuttu ve beni yemek için mutfağa doğru götürdü. Hayret, acaba niye ışıkları yakmamışlar? Elimi ışığı yakmak için uzatırken babam beni engelledi

- Yapma yavrum; Hitaylar (Çinliler) sahura kalktığımızı görürse, bizi hapse atarlar.

- Ama onlara ne oluyor baba?

- Onlar kafir oğlum. Bizi dinimizden soğut­mak için ellerinden geleni yaparlar. Unutma ağabeyin, Barin Cihadi'nda şehid edilmişti. Sana anlatmıştım. Hatırlamıyor musun?

Evet hatırlıyordum. 'Allah'ın ismini yücelt­mek için ağabeyin şehid oldu' demişti ba­bam. Uygurların bağımsızlığı için.

Sabah annem beni yatağımdan kaldırdı.

-Unutma oğlum.Bugün oruçlusun.Aksa­ma kadar hiçbir şey yemeyecek ve içmeyeceksin.Söz mü?

- Söz...

Annem beni okula bırakırken, sabahları Hıtay öğretmenlerin bizlere zorunlu olarak yaptırdıkları spor için herkes sıraya girmeye başlamıştı bile...

Sabah sporunu tamamladıktan sonra; sınıflara geçtik. Hitay öğretmenimiz bize anlayamadığımız bazı şekiller île Hitayca öğretmeye çalışıyor ve Uygurca konuştuğumuz zaman bizi dövüyor.

Vakit geçiyor ve öğlen tatili yaklaşıyordu. Öğlen tatilinden önceki son teneffüste Hitay öğretmen beni yanına çağırdı. Çok güzel bir Uygurca île;

- Gel bakalım Tin Suan. (Bana verdikleri Hi­tayca isimdi bu) Seninle biraz konusalım. Annen, baban nasıl; diye sordu...

Benimle böyle yakından ilgilenmesi çok hoşuma gitmişti. Galiba artık dayak yemeyeceğim diye düşünüyordum.

- Çok iyiler öğretmenim.

- Siz evde neler yapıyorsunuz çok merak ediyorum? Hadi bana dün akşamdan beri ne­ler yaptığınızı, vaktinizi nasıl geçirdiğiniz! anlat bakalım.

Öğretmenimtn benimle ilgilenmesini kıska­nan arkadaşlarım olduğunu bilerek keyifle cevap verdim;

- Akşam babam geldi. Onunla oturduk ak­şam yemeği yedik. Televizyon seyrettik. Son­ra da yattım.

- Bu kadar mı?

- Haa, birde gece kalkıp yemek yedik. Biz Müslümanız, oruç tutarmışız. O yüzden de gece yemek yemeliymişiz. Sonra aksama ka­dar hiçbir şey yememeliymişiz...

Öğretmenim birden ayağa kalktı ve okul müdürünün ve onun yanındaki asker kıyafetli adamın yanına doğru koşmaya başladı. Benimle ilgilenmekten vazgeçmişti anlaşılan. Beni göstererek bir şeyler anlatmaya başladı. Benim ne kadar iyi bir öğrenci olduğumu anlatıyordu muhakkak.

 Öğle yemeğînden önceki son dersimiz de bitmişti. Birazdan öğle yemeği vakti gelmişti. Birden aklıma annemin söyledikleri geldi. Ona söz vermiştim; yemek yemeyecektim. Demek ki o yüzden annem bugün öğle ye­meği koymamıştı çantama. Zaten Hitay öğ­retmenler ve öğrenciler haricinde bize yemek vermiyorlar,

Hitay öğretmenim beni yanma çağırdı ve bugün öğle yemeğinin bedava olduğunu söy­ledi. Allah Allah? Normal zamanlarda bir ka­lem istediğimizde bile bize dayak atan Hitaylar yemek veriyorlardı?

-Teşekkür ederim öğretmenim, ama ben yemek yiyemem. Çünkü bugün anneme söz verdim, yemek yemeyeceğime dair.

Suratımda patlayan tokadın acısı, akşam olmasına rağmen geçmemişti. Hitay öğretmen tokadı attıktan sonra, zorla bana yemek de yedirmişti. Anneme söz vermiştim. Ne yaptacağım şimdi? Eve doğru giderken akan gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Anlayamıyordum? Müslümnan olmak mı yasaktı? Uygur olmak mı? Yoksa anneye söz vermek mi yasaktı? Birden aklıma yan evde oturan arkadaşım Rahimullah geldi. Babası ona Kur'an öğretirken yakalanmıştı ve babasıyla annesini hapse atmışlar. Rahimullah'ı da Urumçi'deki bir yetimhaneye vermişlerdi. Annemler konuşur­ken duymuştum. Rahimullah artık hiç Uygur­ca konuşmuyormuş. Ben Hitayım diyormuş...

Uzaktan evi görüyorum, ancak evin önün­deki askeri araba da neyin nesi acaba? Yalaştıkça annemi ve babamı askerlerin dövdüğünü gördüm. Babam Allah-u Ekber diye bağırıyor. Annem ise gözyaşları içerisinde. Onlara doğru koşmaya başladım. Birden bir as­ker tuttu beni. Annem bağırmaya başladı;

- Bırakın oğlumu....

Arkasındaki askerin dipçik darbesi île bane doğru devrildi annem. Artık hiç sesi çıkmıyordu. Babam ise gözleri ve elleri bağlanmış olmasına rağmen hala Allah-u Ekber diye be giriyordu.

Beni tutan askerin elinden kurtulmaya çalışırken, bir Hitay kadının bana doğru yaklaştığını gördüm. Beni tutan askere;

- Çocuk bu olmalı. Götürün, diye emir verdi...

- Bırakın beni, nereye götürüyorsu­nuz? Babamı, an­nemi istiyorum ben. Nereye götürüyorsunuz beni?

-Artık URUMÇİ'de yeni bir evin olacak Tin Suan merak etme…

  (Bu yazı www.hurgokbayrak.com./sitesinden alınmıştır.)

26.03.2016
Bu yazı 942 defa okundu.

Diğer Yazıları