YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Düzenin Kudsiyeti Ve Başkanlık Sistemi

-24 Mart 1995 Erzurum ‘daki yazımız-

Aynen yayımlıyorum.

 ***

Türkiye’deki idari mekanizmaların selahiyet ve mesuliyet sınırlarını tespit etmek o kadar güç ki; Tanzimat’tan itibaren tamamen dejenere olmuş ve halktan kopuk bir yönetim şekli ortaya çıkmış.Devletin mutlak hakimiyeti halkı kabuğuna çekilmeye zorlamış, katılımcılığını; olaylar karşısında göstereceği tepkisini pasifize etmiştir.

    Türk idare geleneğinin “halk” için olma vasfı, günümüz Türkiye’sinin idare kademelerinden tamamen silinmiş; halkın bir “bakıcıya” muhtaç olduğu devamlı işlenmiş. Hazırcılığa alışan halk, üretmemeyi meziyet saymış; hakkıyla çalışana “sıra dışı” gözüyle bakılmıştır. Kısaca toplum; zorla itaat ettirilmiş (Ben buna modern kölelik diyorum). Devlet yönetiminin başına gelen idareciler tamamen devletçi zihniyete sahip oldukları için ve bu zihniyetin ürünleri hâlâ mesul mevkide baş fail olmaları; seçilmiş halk idarecileri gibi de olsalar “ihtilal” girdabının seçilmiş hakim güçlerdir. Bunlar -sözüm ona- seçmenin oyu ile başa geçmiş,“derebeylerden”  farklı değildirler.

    Pekiyi, “evrensel”(cihanşumul) değeri yakalamak, katılımcılığımızı azami düzeye çıkarmak, içe kapalılıktan kurtulmak nasıl tezahür edecek?

   Bu sorunun cevabı çok basit: Devlet, asli vazifesine rücû edip; mahalli yönetimler güçlendirilecektir. Recep Yazıcıoğlu’nun**  ifadesiyle “devlet babalık yapmaktan” kurtarılmalıdır.

    Devletin asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesi ve Türkiye’nin hak ettiği yere ulaşması için gerekli şartlar:

    1- Başkanlık sistemine geçiş ve  mahalli yönetimlerin yetkice techiz edilmesi,

    2-Ekonomide liberal sisteme geçişin hız kazandırılması (Devletin düzenleyici rolü olmalı)

    3-Sosyal planda sivil toplum örgütlerinin etkin rolü,

    1- Başkanlık Sistemi; bizim Türk geleneğinde var olmuş bir sistemdir.

    Başkanlık sistemini“seçilmış padişahlık” olarak niteleyen ve bunu Türkiye için felaket olduğunu (olacağını) söyleyen Prof .Dr. Ersin Kalaycıoğlu’na (Aksıyon/Ocak’95) karşın, Recep Yazıcıoğlu ise bu sistemin çıkış noktası olabileceği yönde görüşler  ileri sürüyor.

    Karşı çıkanlar daha çok Latin Amerika örneğini gösteriyorlar. Halbuki unutulan hususun, bizim yönetim geleneğimizin örnek verilen ülkelerden farklı oluşudur.Yetmiş yıllık dönemdeki totaliter tutumun  bin yıllık geçmişimizi silemeyeceği bir hakikattır.Ki; Atatürk, İnönü, Celal Bayar ve Menderes dönemleri başkanlık sistemini çağrıştırır (Buradaki bazı  yanlış tutumlar  sistemin özünü değiştirmez). Son dönemde rahmetli Özal’ın fiili başkanlık sistemine  geçme çabaları “devletçi”lerle çatışmasına sebep oldu.

    Parlementer Sistem ile Başkanlık Sistemi mukayese edildiğinde de görülücektir ki, artıların Başkanlık Sistemi içerisinde daha fazla olduğu görülecektir.

  

    Parlementer Sistem

 1-Kuvvetler ayrılığı kat’i bir ayırım vardır

2-Yürütmenin başı başbakandır.      

3- Hükümet parlementonun güven Oyu ile gelir, güvensizlik oyuyla gider.    

4- Parlementodaki çoğunluk kavramı yasama ve yürütme organlarını bağımlı hale getirir                                                  

5-Meclisin feshedilmesi, seçimlere gitme  yetkisinin Devlet Başkanlarına verilmesi parlemento sisteminin tahribatı demektir.

 

Başkanlık Sistemi

  1- Yürütme ve yargı kuvvetleri  arasında çizgilerle ayrılmamıştır (içiçe sayılabilir)                      

2-Yürütmenin başı olan başkan Yasamanın güven oyuna Muhtaç değildir.    

3-Başkan, bakanları  yasama organının içinden seçmez.

4-Başkan hiç bir şekilde yasama organını fesh etme yetkisine sahip değildir.

 

İkinci nokta ise mahalli  yönetimlerin güçlendirilmesi: Bu da ancak yerel yönetimlere verilecek olan yetki ve sorumluluklarının artırılmasıyla olur. Yetki ve sorumlulukların artırılması da yetmez. Bunları uygulayacak olan idarecilerin özellikle valilerin konumu önemlidir. Atanmış valilerin “derebeylik” kurma ihtimali yüksektir. Seçilmemiş valilerin makamlarını manüpile etmeleri için ortam müsaittir (İstinalar kaideyi bozmaz). Ancak halktan gelmiş, halktan birisi, ekseri reyleri toplamış olan bir valinin hem çalışma azmi artacak, hem de halk tarafından denetlenmesi sözkonusu olacaktır. Bu aynı zamanda  halkın yönetime katılımını olumlu yönde etkileyecek ve artıracak, hem de seçtiği kişiyi sorgulama şuuru kendisinde ortaya çıkacaktır.

    Ancak bazı çevrelerin en çok endişe duyup karşı çıktıkları nokta Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin yapı açıdan (ayrılıkçılık noktasında) hazır olmadığıdır. Yani bölünmenin gündeme gelme korkusudur. Halbuki, bunu önlemek çok basit: O da devletin bu noktadaki denetleyici ve kural koyucu  rolüdür.

    Valilerin seçilmesi konusunda karşı görüşe sahip olan biri de (rahmetli) ErzincanValisi Recep YIZICIOĞLU’dur. O’na göre , “... valinin atanması, kadrosunun seçimle gelmemesi en doğru sistem.Bir şirketin genel müdürü seçimle mi iş başına geliyor? Şirketi yönetecek kişinin  uzman olması şartı arandığı halde, devlet şirketten daha mı az öneme sahiptir.” diyen Recep Yazıcıoğlu,valinin ihtisas sahibi olmasını ileri sürer. (22 Mart 1995’te Erzincan’da yaptığımız mülakattan.)

    Bize göre valinin seçimle gelmesi en doğru olanıdır. Ancak seçilecek vali veya valilerin bazı hususiyetlere sahip olması gerekmektedir.

    1-Yüksek tahsilli olma şartı.(Mesela hukuk, siyasal gibi)

    2-İdarecilik üzerine çalışmış (ihtisas) olması şartı aranmalıdır.

    3- En az bir lisan bilme şartı olmalıdır.

    5- Seçileceği bölgeyi çok iyi tanıması gerekmektedir.

    6- Mahalli gelenekler hakkında derinlemesine malumat sahibi olmalıdır.

    7-İdare etme, yöneticilik vasfı en önemli şarttır.

    Bunların hayata geçirilmesi, okyanusun ortasında delinmiş teknesiyle dalgalarla boğuşan ve kurtarıcı bekleyen bir insan gibi;o kadar muhaldır.Vali Recep Yazıcıoğlu’nun  mahalli yönetım fikri ne kadar reel ise, bizim şartlar da kadar reeldir.

         *24 Mart 1995/Erzurum

    **Recep YAZICIOĞLU, Erzican Valisi iken kendisi ile Genç Akademi Dergisi için 22 Mart 1995 yılında yaptığım röportajdaki ifadeleridir. Bu mülakatı vefatından sonra Aydın’da Gazete Flaş’ta da  (2003 Mart ) neşretmiştim.

02/02/2017

02.02.2017
Bu yazı 716 defa okundu.

Diğer Yazıları