YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

İslam Dünyasında Tıp Çalışmaları(2)

1. Çalışma ve Tedavi Metodları

 

Müslüman tıp bilginleri, oldukça kıymetli çalışma prensiplerine sahiptiler. Diğer ilimlerde olduğu gibi, tıp ilminin çalışma sınırını biliyor ve sonuçlarını daima kontrol ediyorlardı. Böylece, bu çalışmalarla asrımız tıp alemine, orta zaman medeniyetinden kıymetli müşahede ve bilgiler hediye edilmiştir. Jacques Risler; yukarıda alıntı yaptığımız eserinde aşağıdaki tespitleri yapar:

 

"Eski Yunanlılar'ın hiç bilmedikleri yollara koyuldular. Sabırlı, sebatkar ve inceden inceye tetkikçi oldukları için, tıbbi müşahedelerini hiç yorulmadan biriktirdiler. O devirden itibaren tıp, artık tecrübi bir mahiyet aldı: 'Ali İbn Abbas' kendi tetkiklerini, kitaplarda yazılı ananelerden değil; hastanelerden toplamış olduğunu açıklamaktadır. İşte o devirden itibaren; medreselere Fen Fakülteleri'yle, Tıp Fakülteleri ve laboratuvarlar ilave edildi."

 

Aynı zamanda bir devlet adamı olan Ali ibn Abbas, büyük bir tıp alimi idi. Tıbbi çalışmaları, objektif ve deneysel mahiyette idi. O devirde tıp laboratuvarları bulunduğu gibi, hastaneler de laboratuvarları bünyesinde yaşatmaktaydı. Dr. Sigrid Hunke; adı geçen eserinde bu meseleyi şöyle kaydeder:

"Dünya'nın neresinde, eczacılık ve sağlık işleri, Müslümanlar kadar olgun ve kapsamlı bir şekilde gelişmişti. Dünya'nın herhangi bir yerinde, İslam şehirlerindeki modern hastanelerin benzerleri var mıydı? Tedavi metodları, araştırmalarının seviyesine uygun; hijyenleri ise, örnek teşkil edecek durumdaydı. Fransızların, onlardan tıbbi yardım istemelerinde, bilmem hala şaşılacak bir cihet var mıdır?"

Klinik müşahedelerini sistemli olarak biriktiren ilim adamları, bu bilgilerini, cerrahi bilgileri ile bütünlüyorlardı. Arthur Pellegrin, "L'Islam dans Le mond" isimli eserinde, bu konuda şunları söyler:

 

"Bütün ortaçağ boyunca Müslümanlar, bilhassa tıp sahasında, inkarına imkan olmayan bir üstünlük göstermişlerdir. Hakiki ilim adamları olan İslam hekimleri, hastalıkların menşeiyle, seyrini, klinik müşahedeleri ve hatta cerrahi ameliyatlarıyla derinden derine tetkik etmişlerdir. Cerrahlar ve göz mütehassısları, ekseriya sanatlarında üstad adamlardı. Batı'daki 'Salerno' ve 'Montpellier' tıbbiyeleri, uzun zaman ve doğrudan doğruya İslam tıp nazariyelerinin tesir ve nüfuzu altında kaldı."

İspanya'da yetişen bilginlerden İbn Züher, tıbba, "ilmi düşünme prensiplerini" getirdi. İbn Züher'in tedavi metodunda keşfettiği en mühim husus; "insan vücudunun muayyen hastalıklarda, kendi kendini iyileştirmeye muktedir olduğu" prensibidir. Cerrahi ve eczacılık hususunda da tam malumat sahibi olan bu bilgin, nefes borusunun ameliyatı hususunda makaleler yazmıştır. Rasyonel tedavi usullerini ortaya koyan İbn Züher; hastayı, kan ve suni yollarla besleme sisteminin geliştirilmesi ve mide kanserinin veya bir uzuvdaki kanserin, uzuvda umumi bir hastalığa delalet edeceği tezini ortaya atar.

25.07.2017
Bu yazı 263 defa okundu.

Diğer Yazıları