YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

İslam Dünyasında Tıp Çalışmaları(4)

XIV. asrın başlarında Avrupa'da görülen veba hastalığı karşısında Hıristiyan alemi büyük bir korku ve dehşet içerisine düşmüşken; Müslüman doktorlar, vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ve ondan korunmanın yollarını anlatan eserler yayınlıyorlardı. Zira, İslam Peygamberi daha VI.- VII. asırlarda, vebaya karşı alınacak tedbirleri ilan etmişti:

"Bir yerde veba olduğunu işittiğiniz zaman o yere, onun üzerine gitmeyiniz. Ve bulunduğunuz yerde veba zuhur edince de, oradan kaçarak o yerden çıkmayınız." (Buhari: 76/30, Müslim: 39/92)

Evet, Avrupa bu hastalık karşısında, korkuya kapılarak; onu hurafelerle izah ediyor ve meçhulleştiriyordu. Hastalığın, yerden fışkıran gazlarla ve yıldızların tesirleriyle meydana geldiğini zannediyor, dolayısıyla hiçbir tedbir alamıyordu. O devirde yaşayan Endülüs devlet adamı ve bilgini İbnHatib'in(1313-1374), ilmin sınırları içerisinde kalarak, vebayı nasıl algıladığını; Batı ve İslam medeniyetleri arasındaki farkı, Dr. SigridHunke'den dinleyelim:

"Söylemesi acıdır: İleri İslam medeniyeti ile, fikren geri kalmış Hıristiyan medeniyeti arasında, bu yönden de bariz bir fark kendini gösteriyordu. Her iki medeniyeti ayıran hudut, bir kere daha uzuyordu. İslam medeniyeti, vebayı, salim bir muhakeme ile incelerken, Hıristiyan medeniyeti onu hurafelerle izaha çalışıyordu. Bir Müslüman, korkuya kapılmış beşeriyetin bakışını, semadan Arz'a, en lüzumlu tedbirlere çevirir. İbnHatib; 'tecrübe, araştırma, akıl ve muhakeme ile otopsi ve kesin emarelere göre; sirayet, temastan ileri gelmektedir. Bunu, cerhedilmez deliller açıkça ortaya koymaktadır' der."

İslam Dünyasında Tıp Çalışmaları(5)

İslam tıbbının en gelişmiş alanlarından birisi, hiç şüphesiz cerrahidir. İlim adamları ve doktorlar, göz merceği(lens) hastalığını tedavi eder, mesanedeki taşları eritir ve akan kanın durdurulmasını bilirlerdi. Dağlayıcı aletler kullanırlar, ve fitiller vasıtasıyla, yaranın cerahatini boşaltırlardı. Yeni keşiflerden sayılan "anestezi"(hastayı uyuşturma) usulünü başarı ile uygularlardı. XIV. asırdan sonra yetişen dünyadaki cerrahlar, esas kaynak ve dayanak olarak, İslam cerrahisini almışlardır. Nitekim Ali b. İsa'nın yazdığı "Göz Hekimlerine Müzekkere" isimli eserden, XIX. asra kadar istifade edilmiştir. Gözden mavi suyu çekmeyi ve şırınga yapmayı başaran el-Muhassin'dir. Dr. SigridHunke, şöyle der:

"Ali İbn Abbas, 'kanser' hakkında şöyle söylemekteydi: 'Doktorlar bu hususta yardımda bulunabilirler.Tümörün organdan tamamen ayrılmasına çalışılmalı, köklerinden geride bir şey kalmaması için, tümörden muayyen bir mesafe uzaklaşacak şekilde etrafı kesilmelidir."

Bugün dahi "kanserin tedavisi"nin, tam olarak yapılamadığı; ancak kanserli uzvun kesilip alındığı ve böylece hastalığın yayılmasının önüne geçilmek suretiyle, tedavi yoluna gidildiği dikkate alınacak olursa; İslam tıbbının, ne derece gelişmiş olduğunu anlamak mümkün olacaktır.

En büyük cerrahlardan biri olan Ebu'l-Kasım, kadın hastalıkları ile ilgilenir. Onuncu asırda yaşayan Ebu'l-Kasım, cerrahide ve kadın-doğumda kullanılmak üzere; bugüne kadar gelen aletleri icat eder. Açık kırıkların tedavisinde kullanılan "pencere açma metodu", ona aittir. Ve yine göz ve diş doktorlarının kullandığı birçok aletlerin ilk sahibi odur. Ebu'l-Kasım'ın kıymetli buluşlarından biri de, "arterial damarların bağlanması" ve "kat küt dikişi"dir. Bu damarların bağlanması tıbbi keşfinin, Fransız cerrahı Pare tarafından 1952'de yapıldığı iddia edilmesine rağmen; bu keşif, gerçekte Pare'den 5 asır önce yaşayan Ebu'l-Kasım'ın, tıp alemine bir hediyesidir.

İbn Abbas, "Hipokrat'ın nazariyesi"ni yıkarak; doğumun, rahmin kasılması ve çocuğun dışarı atmasıyla vukua geldiğini izah eder.

XIII. yüzyılda yaşamış olan İbnNefis'in, "kan dolaşımı"nı izah eden ve çağımıza kadar bir ilave yapılmadan gelen eseri, biyolojide de önemli bir yer işgal eder. İbn Nefis, kalbin beslenmesini; kanın, damarlar vasıtasıyla kalbe ve akciğere gidiş gelişini, akciğerlerin fonksiyonunu, akciğerdeki kimyasal değişmeyi ve böylece kanın deveranını tamamlaması hadisesini açıklar. Halbuki, kan dolaşımının bu keşfi, haksız olarak M. Servet'e izafe edilmiştir.

27.07.2017
Bu yazı 189 defa okundu.

Diğer Yazıları