YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

"KONUŞ EY AYŞE, "Dedi PEYGAMBERİMİZ (sav).

 Bundan ASIRLAR önceydi...Ø 
Allah’ın Resulü bir meseleden dolayı üzgündü. Ağır adımlarla “hane-i saadetlerine” doğru ilerliyordu. Bu, günümüze göre çok fakir saadet evinin kapısını zevceleri Hz Ayşe açtı. 
Yüzündeki tebessümle Peygamberi içeriye aldı. Selamdan sonra Allah’ın Rasulüne Hz Ayşe’ye yanından ayrılmamasını söyledi. Hz. Ayşe yanına oturdu.
“Konuş ey Ayşe dedi Peygamberimiz! Konuş da biraz içimiz ferahlasın!”

Ve Ayşe annemiz konuşmaya başladı. Allah’ın rahmetinden, merhametinden, Peygamberin şefkatinden, dünyanın faniliğinden bahsetti. O konuştukça Peygamberin üzüntüsü dağıldı, yüzüne bir tebessüm geldi, ferahladı. Rabbine şükretti…

  Yıl 2016…Ø 
Peygamber ümmetinden Mehmet Bey’in işyerinde canı sıkılmıştı. Yeni aldığı XX. marka arabasıyla evinin önüne geldiğinde park yerinin dolu olduğunu gördü. Canı bir daha sıkıldı. 
Arabayı kaldırımın kenarına park ederken söyleniyordu. Onuncu kattaki dairesine çıkarken asansör de çok ağır işliyordu. 
Sonra kapıyı çaldı. Sıcak bir tebessümle hanımı açtı kapıyı. Yemek hazırlıyordu. 
-O da ne; yine çocuklar ayakkabılarını evin kapısında bırakmışlar, dolaba almamışlardı. 
-“Nerede bu çocuklar?” diye sordu hanımına…
Daha sonra da içerideki çocuklarını çağırıp bir güzel fırçaladı. Zaten her zaman böyle yapıp ayakkabılarını dışarıda bırakıyorlardı. Etraf da hırsız kaynıyordu ve Mehmet Bey o ayakkabılara bir sürü para saymıştı.

Mehmet Bey içeriye girince “kurt gibi açım dedi. Sofrayı hemen hazırla da yiyelim:”

“Ben sofrayı hazırlıyorum, on beş dakikaya kadar yemek de pişer” dedi hanımı.

Mehmet Bey kızgınlıkla baktı hanımına:   “ Ben bütün gün iş yerinde bir sürü şeyle uğraşıyorum, kaç tane adamın derdini çekiyorum, sen bir türlü ben gelmeden şu yemeği yetiştiremiyorsun” dedi. 
O lavaboda ellerini yıkayıp üstünü değişinceye kadar hanımı yemeği yetiştirememesi hakkında pek çok mazeret sıraladı. 
Yemeği, biraz da bu fırçalar yüzünden kös kös yediler. Sadece çocuklar aralarında bir iki atıştı. Bu çeşit çeşit yiyeceklerin bulunduğu sofrada pek iştahları da kalmamıştı.

              Alelacele televizyonun başına oturdu Peygamber ümmetinden Mehmet Bey. Zira ekonomi yine kötü gidiyordu. Borsadaki küçük yatırımı yüzde otuz değer kaybetmişti. Döviz çıkıyordu.

Nasıl da ekonomideki bahar havasına aldanıp dövizdeki parasını borsaya yatırmıştı? İşyerinde durmadan borsayı öven arkadaşını hatırladı kızgınlıkla. Neyse ki başbakan her şeyin kontrol altında olduğunu söylüyordu. 
Mutfakta işini bitiren hanımı elinde çay tepsisi ile odaya geldi. Çocuklar ders çalışmaya gittiler. Hanımı az önceki olumsuz havayı dağıtmalıydı. Çay içerken biraz havadan sudan bahsetti. 
Mehmet Bey’in bir kulağı televizyondaydı, bir kulağı hanımında (Nasıl oluyorsa!). Hanımı birkaç defa “beni dinliyor musun” diye sordu: “Tabi tabi" dedi Mehmet Bey, "istersen son söylediğini tekrar edebilirim”.

Biraz sonra yemeğin verdiği rehavetle Mehmet Bey iyice uzandı. Televizyonla hanımı arasında gidip gidip gelmekten de iyice bıkmıştı. Onun gevşediğini fark eden hanımı kafasındaki bombayı patlattı:
- Biliyor musun x şirketi buzdolabını, çamaşır ve bulaşık makinesini ayda yüz liraya veriyormuş.

- İyi bizde bunların üçü de var.!!!

- Olur mu, bak karşıdaki Selda Hanımlar üçünü de değiştirdiler. Her şeyleri yepyeni oldu. Bizim bulaşık makinesi öldü ölecek. Buzdolabı da artık yetmiyor. Çocuklar büyüdü. Çamaşır makinesi da çok enerji yakıyor. Şöyle A sınıfı bir şey alalım da elektrikten tasarruf edelim. Bunları da veririz bir fakire, sevap işleriz. Bak zaten….

Mehmet Bey’in kafası karıncalanmaya başlamıştı. Artık iki kulağı ile hanımını ve televizyonu takip edemez olmuştu. Oysa her ikisi de mütemadiyen konuşuyor ve bir şeyler anlatıyordu. Kendi kendine söylendi
- Sus be Ayşe ya! Sus da biraz içimiz rahatlasın. Ne bu böyle her gün dır dır dır…”

Tabii ki bu sözü Ayşe Hanım duymadı. O hâlâ konuşmasına devam ediyordu.

• Bu cümleyi ASIRLAR önce hanımına “Konuş ey Ayşe!” diyen Peygamber’i duyan melekler işitti. 
• Sonra da, yüzyıllar önce hanımına “Konuş ey Ayşe içimiz ferahlasın, diyen bir Peygamberin ümmetinin bugün nasıl olup da, “sus ey Ayşe, sus da biraz içimiz açılsın” noktasına geldiklerine şaşırıp durdular (Güzel ve ders alınması gereken bir iktibas. Alıntı yâni)

 

19.12.2016
Bu yazı 707 defa okundu.

Diğer Yazıları