YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Lider denince ne anlarız?

Lider deyince “devlet idarecisi” veya “büyük bir grubu idare eden kimse” akla gelir.

 

Hâlbuki “üç kişi yola çıktığınızda aranızdan birini emir/lider tayin edin.” Hadis-i Şerifini düşündüğünüzde, her insanın kendini lider olarak görmesi ve her an bir gruba liderlik yapmakla karşı karşıya kalabileceğini bilmesi gerekir.

Lider, idaresi altındaki insanları en iyi şekilde yönetebilmek için, onların her haliyle ilgili doğru bilgi almak zorundadır. Mesela iki kişi arasında meydana gelen bir anlaşmazlıkta, tarafları ayrı ayrı dinlediğimizde, ekseriyetle her iki tarafın da meseleyi kendi lehine olacak şekilde anlatma gayretinde olduğuna şahit oluruz. Tabi bunun sebebi insanda var olan ve eskilerin “izzet-i nefs” dedikleri “gurur”dur. İnsan, nefsinin telkiniyle her zaman hatasız olduğunu iddia ederek hatasını kabul etmeme temayülündedir. Bu yüzden liderler, herhangi bir anlaşmazlıkta kendilerine bir haber getirildiği zaman, meseleyi enine boyuna tetkik etme hususiyeti taşımalıdırlar.

 

Bu hususta Kur’an-ı Kerim bize en güzel yolu göstermektedir. Mesela Hucurat Suresi 6. Ayet-i kerimede mealen “Ey iman edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız

da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.” emriyle, getirilen haberlerin mutlaka tetkik edilmesi gerektiği anlaşılıyor. Bu Ayet-i Kerime’nin sebeb-i nüzülüne baktığımızda, asr-ı saadetten çok mühim bir hadise karşımıza çıkıyor. Rivayetler küçük farklılıklar gösteriyor. Ancak hadise özet olarak şöyle gerçekleşiyor: Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v) Velîd ibn Ukbe’yi (r.a) Müstalikoğulları kabilesinden zekat almaya memur ediyor. O da Müstalikoğulları’na gittiğinde, onların bir grup halinde kendi üzerine geldiklerini görünce (burada rivayetler farklılaşıyor) zekat vermeyi kabul etmediklerini zannediyor ve geri dönüp Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v)’e hadiseyi anlatıyor. Rasûlüllah Efendimiz de onların üzerine gidilmek üzere bir ordu hazırlanmasını emrediyor. Ancak Müstalikoğulları gelip de durumu izah edince onların böyle bir niyetleri olmadığı ve hadisenin doğrusu ortaya çıkıyor.1 Bunun üzerine bu Ayet-i Kerime nazil oluyor.

 

Burada bir hatıra nakletmek isterim: Ortaokuldayken, mesleğine yeni başlamış bir öğretmen, zamanı gelince sınıfı yazılı imtihan yaptı. Ancak sonuçları okuduğunda bütün sınıf hayretler içerisinde kalmıştı. Çünkü birkaç öğrenci iyi not almış, geri kalan herkese öğretmen “sıfır” vermişti! Öğrenciler olarak bu duruma itiraz ettik. Sonradan anlaşıldı ki öğretmen, sınıftan “güvendiği” bir öğrenciyi çağırarak kimlerin kopya çekip çekmediğini sormuş ve o öğrencinin verdiği bilgiye göre notları vermiş!

 

Tabi öğrencinin verdiği bilginin yanlış olduğu, ayrıca böyle bir metodun son derece mantıksız olduğu okul idaresi tarafından ortaya çıkarılınca öğretmen sınıftan özür diledi ve tekrar sınav yapmak zorunda kaldı. Ancak olan, ona haber götüren öğrenciye oldu. Bütün sınıfın güvenini ve arkadaşlığını kaybetmiş oldu.

 

Bir fert hakkında gelen bir haberi tetkik etmeden bir hükme varmadan iki defa düşünmek gerekir(2).

 

1 İbn Hişâm, es-Sîretu’n-Nebeviyye, Mısır 1375 / 1955, 11,296, Ahmed ibn Hanbel, Musned, IV, 279, Taberî, Câmiu’l-Beyân,XXVI, 78.

 

2- İnsan ve hayat dergisi:Ekim/2014

05.01.2016
Bu yazı 936 defa okundu.

Diğer Yazıları