YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Milletini seven bir adam: II.Abdulhamid Han(2)

İKİNCİ MEŞRUTİYET VE 31 MART AYAKLANMASI

Abdülhamid Han yönetimine karşı zamanla muhalefet de giderek güçlenir. 1889 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti kurulur. 1908'de İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklanırlar. Bu baskıların üzerine, Abdülhamid Han 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kalır ve II. Meşrutiyet ilan edilir.

Yapılan seçimlerle oluşturulan yeni meclis 17 Aralık 1908'de açılır. Ancak artan huzursuzluklar ve İttihat ve Terakki karşıtlarının baskıları sonucunda, 13 Nisan 1909'da İstanbul’da bir ayaklanma çıkar.

Rumi takvimle 31 Mart günü patlak verdiği için bu ayaklanma 31 Mart Olayı olarak bilinir. Selanik'te kurulan Hareket Ordusu 23-24 Nisan gecesi İstanbul'a girerek ayaklanmayı bastırır.

HAL’İ VE SÜRGÜN

II. Abdülhamid Han'ın, 33 yıllık saltanatının ardından 27 Nisan 1909'da birtakım düzmece bahaneler ve iftiralarla tahttan indirildiği zaman 66 yaşındaydı.

Abdülhamid Han’a hal kararını bildirmeye Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah'ın uzun yıllar yaverliğini yapmış olan devşirme Arif Hikmet Paşa gönderilir.

Abdülhamid Han bu heyeti gördükten sonra “Bir Türk pâdişâhına, İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?!”  demiştir.

Tahttan indirildikten sonra, kendisi ve ailesi hazin bir yolculuk hikâyesi ile Selanik'e sürgüne gönderilir, burada bir Yahudi zenginine ait olan Alatini Köşkü'nde 3.5 yıl hapis hayatı yaşar. 1913 yılında başlayan Balkan Savaşları sırasında Selanik'in tehlikeye düşmesi üzerine, buradan ayrılmamakta ısrar etmesine rağmen, zorla ikna edilerek ailesi ile birlikte İstanbul'a getirilir.

I. DÜNYA SAVAŞI VE VEFATI

İstanbul'daki hayatını da Beylerbeyi Sarayı'nda gözaltında yaşayarak geçiren Çileli Padişah, bu sıralarda patlak veren 1. Dünya Savaşı'nı buradan izler.

Daha silâhların ilk patladığı günlerde savaşın çok uzun süreceğini, boşu boşuna pek çok masum insanın kanının döküleceğini ve zor da olsa İngiltere tarafının savaşı er geç kazanacağını söyler.

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmemeyi başarabilmesi için dua eder. Ama bir yandan da büyük devletlerin ne yapıp edip Osmanlıları savaşın içine çekeceklerini belirtir.

Osmanlı Devleti savaşa Almanya tarafında girince, endişeleri son derece artar. Savaşın Osmanlı Devleti ve İslâm âlemi için felâketle biteceğini düşünür. Mahzun ve çileli hükümdar, bu sonucun iyice yaklaştığı bir tarihte, yaşlanmasına rağmen yılmadan kucakladığı devletin hazin sonunu görüp üzüntü ve keder içinde 10

Şubat 1908 tarihinde 76 yaşında vefat eder.

"Evlâtlarım" diye hitap ettiği ve canından çok sevdiği milletinin Fatihalarını beklediği kabri bugün İstanbul Çemberlitaş'ta bulunan II. Mahmud Türbesi içindedir.

ABDÜLHAMİD HAN’IN DIŞ POLİTİKASI

Abdülhamid Han uçurumun kenarında bulduğu Osmanlı Devleti’ni dengeli bir politikayla uzun yıllar yönetmiş ve tehlikelerden korumuştur. Batı’ya karşı dengeyi önceleyen Sultan, Doğu’ya karşı İslam’ı ön planda tutmuştur.

Abdülhamid Han’ın Dış Politikasını anlamak için iki örnek olayı aktarmak yeterli olacaktır.

ABDÜLHAMİD HAN’IN FİLİSTİN POLİTİKASI

Osmanlıların mülkî idâre sistemine göre Kudüs, 1887 yılında merkeze bağlı müstakil bir mutasarrıflık hâline getirilir. Bir yıl sonra Beyrut vilâyeti oluşturulur ve Kuzey Filistin'deki iki sancak, Nablus ve Akkâ, bu vilâyetin sınırları içine alınır.

Filistin'in Osmanlı idâresinde bulunması, Siyonistlerin bütün teşebbüslerinin Osmanlı üzerinde artarak devam etmesine sebep olacaktır. Siyonistler, Filistin'de bir Yahûdî yurdu kurulması için önce, belirli bir meblağ karşılığında Filistin topraklarını satın almayı planlarlar.

Siyonizm’in kurucusu Theodore Herzl nabız yoklamak maksadıyla Haziran 1896'da İstanbul'a gelir. Herzl, Sultan İkinci Abdülhamid Han'dan Filistin'in Yahudi göçlerine açılması ve buranın muhtar bir Yahudi idaresine sahip olmasına karşılık, Osmanlı'nın Avrupa devletlerine olan borçlarının ödenmesi ve Avrupa basınında padişah lehine propaganda yapmak tekliflerini sunmak için görüşme talebinde bulunur.

Sultan II. Abdülhamid Han ise bu tekliflere hiddetlenmiş ve şöyle cevap vermiştir:

"Eğer Herzl, senin, arkadaşın ise ona nasihat et, bu mevzuda bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprak bile olsa satmam. Zîrâ bu vatan bana âit değil, milletime âittir. Benim milletim bu topraklan savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar, onu kanları ile verimli kılmışlardır.

Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel, biz onu tekrar kanlarımız ile sularız. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efrâdı birer birer Plevne'de şehîd düşmüşlerdir. Onlardan bir tanesi dahi dönmemek üzere muharebe meydanlarında canlarını vermişlerdir."

Bu cevap üzerine Herzl hayal kırıklığına uğrayarak ikamet ettiği Viyana'ya geri döner. Abdülhamid Han döneminde umduklarını bulamayan Siyonistler ancak II. Meşrutiyet sonrasında Filistin’den toprak almaya başlamışlardır. (Kaynak:Haber10 ÖZEL / Furkan DÜZENLİ)

 

 

28.09.2016
Bu yazı 824 defa okundu.

Diğer Yazıları