YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Millilik, yerlilik ve de elin efsanesinde(!) gelecek aramak... (2)

 Millîlik, millet sevgisi, vatan sevgisi, milliyetçilik, bunların bizdeki karşılığı batıdakinden tamamen farklıdır. Garbın milliyetçiliğe yaklaşımı, ona yüklediği anlam‘ulusçuluktan’ ibaret olduğu için “ırkî” tarafın öne çıkması tabiidir. Dolayısıyla batı merkezli milliyetçilik tarifini bize aynen nakletmek, umumileştirmek; ilmî bir tanımlama değildir. Batı milliyetçiliğinin aslî unsuru ırkidir. Meseleye bakışları biyolojiktir. Dinî ve lisanî(dil)bir vasıf olmaması yüzünden lâ-dini bir mefhumun “ulus” tam da karşılığıdır. Mesela, bir Alman ulusçuluğu, bir İtalyan Faşizmi, tamamen ulus odaklı değerler yumağına bağlılıktır. Uygulaması da böyledir. Bu şekil “ulusal değerlere” bağlılık adı altında ırkçılık felsefesini esas alan bir “ulusçuluğu” nasıl kendi değerlerimize dâhil edeceğiz? Hangi saikler bizi aynı tarifin şemsiyesi altında buluşturacak? Çıkışların da bile farklılık arz eden bir ulusçuluk ile  kendi değerlerimizin bileşkesi milliyetçiliği nasıl aynı kefeye koyacağız? Zaten ülkemizdeki “ulusçuluk” ve “milliyetçilik” çatışması da bu noktada başlamaktadır. Hiçbir zaman birlikteliği tahayyül ve tasavvur edilemeyecek bir beraberliğin, ayını amaca yönelik hizmeti mümkün  değildir. Bizde, batı merkezli ırkçılık, milliyetçilik  ve millî değerlere bağlılık mesabesinde belirleyiciliği yoktur. Tayin edici bir özne değildir. “Evrenselcilik” adına, millî hissiyatın istismar edilmesi, millî özelliklerimize zarar verir.

 Burada ‘Kültürel Milliyetçilik’ hususunu da -özellikle- belirtmekte fayda görüyorum:

 ‘Kültürel Milliyetçilik’ de Türkçülük akımının  ani tezi gibi sunulması da maalesef aslî unsuru yok saymaktır. Bu tanımla hareket noktasını tayin eden zümreler, meseleyi asıl mecrasından saptırarak millet unsurunu kültürle eşdeğer saymışlardır. Kültürel milliyetçilikten söz etmek de biyolojik ırkçılıktan veya dinî ırkçılıktan (Siyonizm gibi) bahsedenlerle aynı girdapta bocalamaktadırlar. Böyle bir tarif, hâkim unsurun  ihmal edilmesi demektir. Hâlbuki millet ve milliyetçilik, aslî unsurun bütün tebaayı kucaklayarak; farklı tabakaların huzurunu temin etmekten geçer. O ruhu tesis eden şey ise, içi müşterek değerlerle doldurulmuş millet teşekkülünü hayata geçirmektir. Milletin savunucu olan milliyetçilik bütün tarihî geçmişi bünyesinde barındıran bir anlayışın ürünüdür. Milliyetçiliğin harcını oluşturan ana unsurların ehemmiyeti, bunlara tabiliğimizin derecesiyle ölçülür. Aslî unsurlarımız ise, tarihimiz, kültürümüz, edebiyatımız, musikimiz, sanatımız, âdetlerimiz, törelerimiz, sahih geleneğimiz, lisanımız ve en mühimi de dinimizdir. Tahrifata maruz kalmamış; bunlarla yüz yüze olanların da yenilenmesi ile donatılmış bir milliyetçiliğin “kültürel milliyetçilik” ile bir irtibatı olabilir mi? Kültürel milliyetçiliğin Osmanlı Millet Sistemine tekabül ettiği iddia edilirse, o zaman zaten mesele hal edilmiş demektir.

Türkçülük cereyanı kendini gözden geçirmek zorundadır. Ulusçuluk anlayışına mı yoksa milliyetçilik anlayışına mı sahip olduklarını "uygulamalarıyla" belli etmelidirler. Milliyetçilik tasavvuruna, sözlerinin yanı sıra fiillerine de eklemek mecburiyeti kendiliğinden meydana çıkıyor. Bütün Türkiye'yi ve diğer Türk ve Müslümanları kucaklamak istiyorlarsa yeniden fikrî bir tecessüse ihtiyaç vardır. Bir vizyon, toplumdaki (milletteki) kabule ve aksetmesi ölçüsünde makbuldür. Milletin ortak değerlerinin ulusçuluktan çok  milliyetçilikte olduğu göz önüne alınırsa, çözüm şansı o kadar yüksektir. Bu takdirde farklı anlayışlardaki "milliyetçilik" fikri; fiili duruma dönüşür.

Meselenin özü ve esasına  üç açıdan bakılmamalıdır: 1- Türk tarihinin on asrı bir tarafa bırakılarak ırkı taraf ön plana çıkarılmamalıdır. 2- Anadoluculuk adına, Türk tarihini reddederek kırılgan tarih telâkkisiyle Oryantalizmin ekmeğine yağ sürülmemelidir. 3- Bütün geçmişi silerek, Türk tarihini Fransız İhtilali’ne inhisar ederek yeni bir Türk Tarihi üretmenin kimseye faydası yoktur. Müslüman-Türk tarihi bütün geçmişin (buna ister beş bin yılık, ister on beş bin yıllık Türk tarihi deyin) bileşkesidir.         

06.09.2016
Bu yazı 706 defa okundu.

Diğer Yazıları