YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Müslüman-Türk milleti özüne dönmeli!

Gün geçtikçe çağa ayak uyduran milletimiz, en asli vazifelerini ve özelliklerini yitirmektedir.Bir de buna Türk mefhumunun ırka  eşdeğer anlam yüklenmesinden dolayı Türk kelimesinin hususi ile kullanılmaktan kaçınılması gibi etkenler bu süreci hızlandırmaktadır. Ancak sayın Cumhurbaşkanımızın özellikle Türk sembollerine vurgu yapan icraat ve ifadeleri hakikatin balçıkla sıvanamayacağına işarettir.

O halde biz de unutulan ya da unutturulan/unutturulmak istenilen özelliklerimizden bir kısmını ifade edelim.

 

  Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bil­mez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.

  Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odasi'nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: "Aldatılmak istemiyorsanız, Türklerle alışveriş ediniz."

  İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollan­da Ticaret Odasi'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alış­verişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

  Temizdik: Asla yere tükürmez, tükü­renleri hoş görmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya ta­nıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştirmişti: "Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir ha­raret (ateş) olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."

  Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adam tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yapardık.

  Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek meteli­ğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkancılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu'ndaki evime kadar gelmişlerdir."

  Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Portör, 1740'ların Türkiyesi için şunları söylüyor: "Gerek İstanbul'da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddü­de imkan bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."

  Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval, şu hükmü veriyor: "Haksızlık, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gös­terirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarma hayran kalır."

  Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız gezgin Dr. Brayer, 1830'ların Istanbul'unu öve öve bitiremiyor: "Evlerin kapısmın şöyle böyle ka­patıldığı ve dükkanların çoğunlukla umumî ahlaka itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami beş-altı hırsızlık vak'ası gö­rülür."

  Fransız tarihçi Ubicini, Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor:

"Bu muazzam payitahtta dükkancılar, namaz saatlerinde dük­kanlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerinin kapı­sını basit bir mandalla kapattıkları halde, senede dört hırsızlık vakası hile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet vak'alan olmadan gün geçmez."

  Naziktik: Edmondo de Amicis (meşhur "Çocuk Kalbi" isimli ese­rin yazarı) isimli İtalyan yazar, yine 1880'lerin "biz"ini anlatıyor bize:

"İstanbul Türk halkı Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadiren işitilir, ama dudak-l larından tebessüm eksik olmaz. O kadar müsamahakardırlar ki, ibadet saatlerinde bile camilerim gezebilir, bizim kiliselerde gör-1 düğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

  Cihana örneklik: "Türkiye Seyahatnamesi"yle meşhur Du Lo-ir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: "Hiç şüphesiz ki, ahlak bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek va­ziyettedir."

Şefkatimiz yalnızca insanlara yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.

  Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda Elisee Recus'u dinleyelim,bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın:

"Türklerdeki iyilik duygusu, hayvanları dahi kucaklamıştır. Bir­çok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumla­rın karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarata ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir." (Küçük Asya, c. 9)

  Hayırseverdik: Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim: "Yazın is­tanbul'dan Sofya'ya giderken, dağlardan anayol üzerine inmiş köy­lülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarma şahit oldum."

Hatta aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyilikle­rim yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hat­ta bitkilere bile teşmil ederler."

  Bu tespiti İslam-Türk düşmanı Avukat Guer misallendiriyor;"Türk şefkati, hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra, şöyle bir ör­nek veriyor: "Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarmda sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını ön­lemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslüman­lara bile rastlamak mümkündür..."

"Kaçık”lığın kaynağını da söylüyor: "Birçokları da sırf azad et­mek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e, bir gün yaptığı işin neye yaradığım sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: Allah'ın rızasını kazanmaya yarar."

Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı.

Yahya Kemal Beyatlı bunu şöyel değerlendirmektedir:

"Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu cin de çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğun-la çok şeyleri olacak."

   (Faydalanılan kaynak:Yavuz Bahadıroğlu,Biz Osmanlıyız,Nesil Yay.,İst.,Şubat-2006)

Haydi sevgili Aydınlılar, bu özelliklerimize sahip çıkalım. Tekrar kazanalım. Kazanalım ki, Aydın sokaklarında adım başı öpüşen (daha fazlasını ifade edeceğim de edebimiz müsaade etmiyor) gençlerimize haya duygusunu tatturalım.

Aksi hüsrandır....

Vesselâm...

09.05.2015
Bu yazı 1263 defa okundu.

Diğer Yazıları