YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Müslüman-Türklerde Doğruluk ve Fazilet

 Değerli okuyucularım;sizlere,batılıların gözüyle ecdadımızın faziletlerinden bahsedeceğim. Neden Batılı yazarlar diye sorarsanız, bizi en iyi anlatacak olanlar yine düşmanlarımız olacağındandır. Bundan dolayı garblı  araştırmacıların tetkiklerini sizlere nakledeceğim.

"Türklerin namuskârlığını teslim etmek suretiyle kendim için vazife bildiğim hakkın yerine getirilmesinde bir an bile tereddüt edemem. Bir çok tanıdıklarınım ve bilhassa daimi dalgınlığından dolayı herkesten fazla benim başıma gelmiş bir hal vardır. Çeşitli dükkanlardan öte beri satın alırken, para vermek için boynumdan çıkardığım kesemi veyahut vakti anlamak baktığım saatimi eşya yığınları arasında unuttuğum çok olmuştur. Bazan da vereceğim paranın iki mislini bıraktıktan sonra dükkancının mallarını kaldırıp yanlışlıkla fazla verdiği parayı görmesine vakit kalmadan çekilip gittiğim olurdu.İşte bu dalgınlığıma rağmen Türk dükkanlarında hiç bir zaman bir meteliğim kaybolmamıştır. Çünkü bu gibi durumlarda dükkancılar , peşimden adam koşturmuşlar ve hatta dalgınlığın neticesini anladıktan sonra dükkana dönmemişsem unuttuğum şeyi iade için ikametgahınım bulunduğu Beyoğlu'na kadar adam gönderip bir çok defalar beni aramışlardır. Meselâ:Bir gün küçük bir dükkanın önünde durmuştum. Bu yelpazeci dükkanında Türk erkeklerinin yaz sıcaklarında kullandıkla yelpazeler satılıyordu. Bir çoklarına baktım. Düz deriden ve harcı alem olanlarından birini alıp parasını verdikten sonra çıkip gittim. Dükkancı yelpazelerini açıp üst üste koyarak bana gösterdiği sırada saatimi çıkarıp bakmış ve ondan sonra tezgahın üstüne bırakmıştım. Yelpazeci beni hiç tanımıyordu.Benim saatimi orada bırakmış olduğumu eğer hatırlayabilseydim, bilmem dükkanı bulabilir miydim? Bilakis saatimi cebimden düşürmüş veyahut başka bir yerde ve bilhassa yarım saatten fazla kaldığım bir Rum dükkanında unutmuş olduğumu zannediyordum.Bir Türk elbisesi ısmarlamak üzere gittiğim Rum dükka­nda cebimden saatimi çıkarmış olduğumu hatırlıyordum. Artık bulabileceğimden tamamiyle ümidimi kestikten ve aradan tam üç hafta geçtikten sonra, bir gün tesadüfen yelpaze satın aldığım dükkanın önünden geçerken yelpazeci beni görür görmez çağırıp saatimi gösterdi. Nasıl olup da eline geçtiğini sordum.Bana satmak üzere açtığı yelpazelerin arasında bulduğunu söyledi. Ben bu Türk namuskarlığını daha yüzlerce misalini sayabilecek durumdayım. Bizzat kendi basımdan geçen vak’alar otuzdan fazla olduğu halde, bunların hiç birinde hiç bir zaman Türklerin namuskarlıktan ayrıldıklarını görmedim. Rumları bu bakımdan medhü sena edemeyeceğim için pek mütessirim. Çünkü onlar sözlerinde durmamış olmaktan pek utanmazlar ve Türklerden yedikleri dayak ve sair cezalara rağmen  düzenbazlıktan pek sıkılmazlar. Bilhassa, Rum kasaplarıyla bakkallarının hileli terazi ve ölçü kullanmak veyahut mağşuş malları satmak gibi suçları sabit olduğu için dükkanlarının önüne kulaklardan çivilenerek saatlerce teşhir edilmelerine sık sık tesadüf edildiği halde, diğer ırktan hiç birinin mensupları bu akıbetlere maruz kalmazlar.

Osmanlı Türkleri, diğer faziletleri kadar namuskarlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kur'an'ın en kuvvetli ahkamına dayanan meziyetleri itibariyle de şayanı takdirdirler. İçtimai nizamın Osmanlılar arasında kurmuş olduğu münasebetlerin hepsine temiz yüreklilikle hüsniyetin hakim olduğu anlaşılmaktadır. Vatandaşları birbirine karşı taahhüd altında bulundurmak ve bunların hükümlerini icra ettirebilmek için başka memleketlerde olduğu gibi her zaman tahriri vesikalara ihtiyaç yoktur. Osmanlı Türklerinin medhü sena edilecek mezilerinden biri de verdikleri söze umumiyetle sadık olmaları,hemcinslerini aldatmaktan ve emniyet suiistimali ile insanların safdilliğinden istifadeye kalkışmaktan ve veyahut safderunluğunu istismar etmekten vicdan azabı duymalarıdır.Kendi milletdaşlarına karşı bütün muamelelerine hakim bu hisse, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bütün yabancılara karşı da riayet ederler. Bu noktada Müslüm gayr-i Müslim arasında hiç bir fark gözetmezler. Zira her gayr-ı meşru kazançları İslamiyet bakımından kötü sayarlar ve, meşru surette kazanılmamış bir servetin ne bu dünyada öteki dünyada hiç kimseye hayrı olmayacağına kat’i surette iman ederler".

    1-. Fransız Paul Eudel'in "Costantinople Smyme et Athenes" adlı eseri 1885;s. 190

    2- A.de la Motraye'in "Voyages en Europe, Asie et Afrique" adlı eseri Haye 1727, C. l, s. 258-259 ve 309-312(Nakiller:Ahmet Gürkan,İslâm kültürünün Garbı medenileştirmesi,Zaman gazetesi yayınları,Ankara,s.,194-198) 2.4.2005

15.05.2015
Bu yazı 1399 defa okundu.

Diğer Yazıları