YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

NÜKTE: İYİLİĞİ BAŞA KAK­MA­MA­LI­DIR

Zen­gin bir adam bir kış günü ko­na­ğı­nın kar­şı­sın­da otu­ran bir fa­ki­re acı­ya­rak bir kat el­bi­se almış. Ama her gün ko­na­ğa gelen dost ve mü­sa­fi­ri­ne bazen pen­ce­re­den onu gös­te­re­rek:
“Üze­rin­de­ki el­bi­se­yi gö­rü­yor­su­nuz ya, ben alı­ver­dim. Eğer al­ma­say­dım, za­val­lı so­ğuk­tan do­nar­dı!” der­miş. Bazen onu ça­ğır­tıp, “Efen­di­ler üze­rin­de­ki­ni gör­sün! Sey­re­den­le­re de, 'Nasıl, be­ğen­di­niz mi? İyi et­me­miş miyim?” der, et­ti­ği iyi­li­ği ba­şı­na kakar, du­rur­muş.
Bir gün, yine el­bi­se­yi mi­sa­fir­le­re gös­ter­mek için adamı ça­ğır­mış. Fakir ada­mın ise artık ca­nı­na tak de­di­ğin­den, el­bi­se­yi üze­rin­den çı­ka­rıp zen­gi­nin oda­sın­da bir kö­şe­ye koy­duk­tan sonra:
“Efen­dim! Beni her vakit bu­la­maz­sı­nız, el­bi­se­ler bu­ra­da dur­sun. Siz is­te­di­ği­niz vakit, is­te­di­ği­niz gibi sey­ret­ti­ri­niz!” demiş.
Ha­ya­tı­mı­za düs­tur ede­ce­ği­miz ye­ga­ne Örnek:

"GÜNEŞİ SA­ĞI­MA, AYI SO­LU­MA VER­SE­LER”
Müş­rik­le­rin ileri ge­len­le­ri, Pey­gam­be­ri­miz'in am­ca­sı Ebû Tâlib'e “Ey Ebû Tâlib! Senin kar­de­şi­nin oğlu bizim ilah­la­rı­mı­zı ye­ri­yor, di­ni­mi­zi ka­ra­lı­yor, biz­le­ri akıl­sız­lık­la, baba ve ata­la­rı­mı­zı da sap­kın­lık­la kö­tü­lü­yor. Ya, sen onu sus­tu­rur, bize çat­mak­tan vaz­ge­çi­rir­sin, ya da onun­la ara­mız­dan çı­kar­sın!” de­di­ler. Ebû Tâlib on­la­rı yu­mu­şak söz­ler­le ba­şın­dan savdı. 
Pey­gam­be­ri­miz (s.a.v.) ise, halkı İslâm di­ni­ne da­ve­te hızla devam edi­yor­du. Bu hal üze­ri­ne tek­rar Ebû Tâlib'in ya­nı­na gel­di­ler. “Ey Ebû Tâlib! Sen ara­mız­da yaşça, şe­ref­çe, mev­ki­ce ile­ri­de­sin. Biz sen­den kar­de­şi­nin oğ­lu­nu sus­tur­ma­nı is­te­miş­tik. Onu sus­tur­ma­dın. An­dol­sun ki; artık biz onun böyle baba ve ata­la­rı­mı­za dil uzat­ma­sı­na, bizi akıl­sız­lık­la kö­tü­le­me­si­ne, ilah­la­rı­mı­zı yer­me­si­ne kat­la­nıp du­ra­cak de­ği­liz! Ya, sen onu sus­tu­rur­sun yahut iki ta­raf­tan bi­ri­si yok olun­ca­ya kadar, onun­la da, se­nin­le de çar­pı­şı­rız!” di­ye­rek ay­rıl­dı­lar. Kav­mi­nin mü­na­se­be­ti­ni kes­me­si ve ken­di­ne düş­man­lık et­me­si da­ya­nıl­maz bir hâl idi. Pey­gam­be­ri­miz'i (s.a.v.) yar­dım­sız, hi­mâ­ye­siz bı­ra­kıp müş­rik­le­rin ona is­te­dik­le­ri­ni yap­ma­la­rı­na da râzı ola­mı­yor­du. 
En so­nun­da, Pey­gam­be­ri­miz'i (s.a.v.) ça­ğır­dı ve ona “Ey kar­de­şi­min oğlu! Kav­mi­nin ileri ge­len­le­ri ya­nı­ma gel­di­ler. Sen­den bana şi­kâ­yet­len­di­ler. Bana şöyle şöyle söy­le­di­ler. Gel vaz­geç, beni de, ken­di­ni de koru, kur­tar. Güç ye­ti­re­me­ye­ce­ğim bir işi bana yük­le­me!” dedi. 
Pey­gam­be­ri­miz (s.a.v.) “Amca! Val­la­hi, bu işi bı­rak­mak için gü­ne­şi sa­ğı­ma, ayı da so­lu­ma ko­ya­cak ol­sa­lar, ben yine onu bı­rak­mam! Ya, Al­lâ­hü Teâlâ İslam'ı bütün ci­hâ­na yayar, va­zi­fem biter, ya da bu yolda ölür gi­de­rim!” deyip ağ­la­dı, sonra da kal­kıp gitti. 
Ebû Tâlib, Pey­gam­be­ri­miz'in ar­ka­sın­dan “Gel, kar­de­şi­min oğlu, gel!” diye ses­len­di. Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v.), dönüp ge­lin­ce “Ey kar­de­şi­min oğlu! Git, is­te­di­ği­ni söyle! Val­lâ­hi, ben seni hiç­bir zaman hiç­bir şey için asla tes­lim etmem.” dedi. (es-Sî­ra­tü'n-Ne­be­viy­ye, ibn-i Hişâm)
Dünya men­fa­ati için he­def­ten şaş­ma­mak; asıl va­zi­fe­miz ol­ma­lı­dır.

01/04/2017

02.04.2017
Bu yazı 466 defa okundu.

Diğer Yazıları