YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Nurettin Topçu ve Maarif Davamız (16)

 OKULLARIMIZDA DİN VE AHLAK EĞİTİMİ(a)

 

Din eğitimi her şeyden önce bir kalp eğitimidir. Gerçekte din, psikoloji ile metafiziğin karışımıdır. Dini yaşayış psikoloji ile yani kendini düşünmekle başlar. Böylelikle elde edilen nefsin bilgisinden Rabbin bilgisine yükseltici bir metafiziğe ulaştırır. Sonunda Allah’a teslim olarak onun bizim üzerimizdeki mutlak hâkimiyetini kabul edici sığınma halinde sürekli bir şevkle yaşatıcı yine psikolojik, yani ruhsal bir hayat ve hareket sistemi oluşur. Böyle bir hali bizde yaşatmaya yardımcı olan beden hareketlerine ibadet derler. Hakikatte ibadet, bu beden hareketlerinin kendisi değildir. İbadet şevk ve aşk ile tereddütsüz Allah’a teslim olmadır. Beden hareketleri, psikolojik bir kaide olan bedenin ruh üzerine tesirini sağlayıcı ve arttırıcı sistem halinde emrolunmuş bir takım unsurlardır. Bu unsurların en mükemmeli İslam’ın namaz ve dua hallerinde göze çarpar. Din müspet ilim değildir. Dinin hakikatleri deneyle açıklanmaz ve dinde deneyle kontrolü yapılabilin evrensel kanunlara ulaşılmaz. Matematikte olduğu gibi dinde aklın yapısına bağıl prensipler de yoktur. Onun prensipleri vicdanın yapısına bağlıdır; ilham ve inançlarla beslenir. Bütün hayat tecrübelerimizin yükseldiği sonsuzluktan tekrar varlığımıza dönen ilahi bir aks-ı seda halinde benliğimizi kucaklar. Sonsuzluğun kollarıyla kucaklanma ruh için sonsuz kuvvet kaynağıdır. Durkheim’in bu manada “din insanlar için bilgi kaynağı değildir, kuvvet kaynağıdır” deyişi bu hakikati ortaya koyucudur. Dindar adam başkalarından daha iyi bilen değildir, daha ziyade kuvvetli olandır. İnsana yalnız dinin sağlayabildiği bu ruh kuvveti, içimizden bizi Allaha doğru götüren enerjinin kaynağıdır. Tasavvuf ehlini bu ruh dünyasının atleti yapan bu kuvvetle yürüyüş gerçek dinin yolunda yürüyüştür. Dünyamızın bu günkü buhranı temelinde bir din buhranıdır ve bunun sebebi de din adamlarının ihaneti olmuştur. Din bir mantık sistemi de değildir. Aklın prensipleriyle ilahi hakikatleri kavramaya çalışmak boşuna gayret olduğu gibi, aklın anlamaktan aciz olduğu dini hakikatlerin inkârı da, aklın sınırlarını bilmeyişten ileri gelen kibirle cehalet karışığı bir şaşkınlıktır. Akıl belki bir merdivendir; akılsızlıkla Allah’a varılmaz; ancak akıl merdiveninin bütün basamakları aşıldıktan sonra onu bırakıp kalp ve ilham kanadının açılmasına ihtiyaç vardır. Aşk yolunda yürüyerek değil, uçarak ilerlenir. Aşk ile ulaşılan bu içsel halin sadece bir temaşa olduğu zannedilmesin. O bizde zaman, hayat ve hareket olur. Eşyanın gerçeğini gölgede bırakan bir gerçek olur. Mevlana’nın: “Mustafa’nın önünde aklanı kurban et!” sözü bu yolda anlaşılmalıdır. Din bir dünya saltanatı değildir. Onun siyasetle ilişkisi olamaz. Tarihimizde şeyhülislamlık müessesesinin din adına sahip olduğu iktidar ile siyaset yapması, devletin olduğu gibi dinin de içten çökmesinin başta gelen sebebi olmuştur. Dini makam, ikaz, irşat ve Hakka işaret yeridir, yumruk ve süngü idareciliği değildir. Din bir meslek olamaz; o insanlığımızın cevheridir. Bir kısım insanların din adamı diye ayrı bir içtimai sınıf meydana getirmeleri, dini bir dünya sanatı haline koyulmasına yol açmıştır. Hepimiz din adamıyız, hep Allah yolunda olmamız gerekiyor. Bu yoldan uzaklaşanları uyarmak hepimizin işi olmalıdır. Bu iş ilimle değil, irşatla olur. Şu halde din bir irşat mesleğidir diyebiriz. İrşat, Allaha götüren yolu aydınlatmaktır; bedene değil, ruha çevrilir. Peygamber ve ashap devrinde hoca ve din adamı sınıfı yoktu. Bugün İslam’ı kurtarmak için aynı samimiyet ve ihlâs devrine dönmemiz lazım geliyor. Ahlak vericilikte en esaslı iş, örnek olmaktır. Şu halde mürebbi yani muallim ve müdürler, talebeye örnek olmalıdır. Gence kazandıracağımız ahlakı, ona ancak kendi hareketlerimizle aşılayabiliriz. Gençler iyilik ve fenalıklarıyla, mürebbilerin manevi varlıklarının bir nevi çıkartmasıdırlar. Biz onlarda kendimizi gördüğümüzü unutmayalım.

( Kaynak:Nurettin Topçu,Türkiye’nin Maarif Davası,Dergah yayınları, : Özet: Ebubekir DİLEKÇİ  /http://www.kitaptahlili.com/index.php?option =com_content&view= article&id= 118: tuerkiyenin-maarif-davasnurettin-topcu&catid=35:kitap-tahlili&Itemid=54)

 

08.12.2016
Bu yazı 665 defa okundu.

Diğer Yazıları