YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî(1)UNESCO 2016Hoca Ahmed Yesevî Yılı Hatırasına

Ahmed Yesevî tarihte asırlardır Türkistanve bugün bütün Türk dünyasının manevî hayatında etkisi ve rûhânî tasarrufu devam eden ve kendisine “Pîr-i Türkistan” , “Hazret-i Türkistan” “Hazret Sultan” gibi yüceltici ünvânlar verilip ismi ve hatırası saygı ile anılan büyük bir mürşîd-i kâmil ; Türkler arasındaki ilk tasavvuf yolunun kurucusu bir mutasavvıfdır.  Sûfî bir şair ve tarîkat sahibi bir mürşîd olarak kendi adıyla anılan Yesevîyye tarîkatının esaslarını belirlemiş ve bugün bütün dünyada büyük bir yaygınlığa sahip Nakşbendîyye tarîkatı ile Kübrevîyye, Çiştiyye gibi dünya ölçeğinde daha yerel kalmış tarîkatları da derinden derine etkilemiştir.

Ahmed Yesevî’ye atfedilen menkıbe ve söylencelerden yansıyan karizmatik portresi, tarih boyu gönülleri fethetmiş; kerâmetleri Doğu Türkistan’daki Kaşgar’dan, Balkanlardaki Tiran’a kadar aynı kültürel birliktelik içerisinde yaşayan; aynı tevhid iklimini soluklayan bütün Türk yurtlarında yayılıp benimsenmiştir. Tasavvuf tarihine bakıldığında, değişik coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları arasında Ahmed Yesevî kadar yaygın şöhreti olan bir başka velî yoktur denilebilir. Kazakistan’ın tarihi ismi Yesi olan ancak daha sonra Türkistan adı ile anılan şehrinde yer alan türbe  ve muhteşem dergâhının da çatısı altında bulunduğu külliye, Türk dünyasının en önemli manevî merkezlerinden biri -ve aslında birincisi- olup geç- miş asırlarda olduğu gibi bugün de ‘tüm Türkistan’ın ziyaretgâhı’ olarak değerlendirilmektedir.

 

Genel olarak ele alındığında, karşılıklı ilişki içerisinde bulunan kültürlerin birbirini tanıması ve birbirlerinden iktibaslar yapması uzun yılları bazen asırları gerektirir. Sosyolojik bakımdan kökten bir kültür değişmesini gerektiren ve bir toplumun manevî kimliğinin yeniden inşası anlamına gelen ‘din değiştirme’ olgusu, bir anlık karar ya da şahsî bir süreç değildir. Türkler, İslâm ile muhatab oldukları asırlarda İslâm’ı benimsemeleri için elverişli bir rûhânî iklimde yaşamaktaydılar. Zühd denebilecek bir sâdelik içerisinde, bozkır hayatının zorunlu kıldığı basit bir hayat tarzını yaşayan Türklerin İslâm’a ve tasavvufa fıtraten yatkın oluşları tarihi ve sosyal etkenlerle birleştiğinde kalabalık Türk kitlelerinin İslâmlaşması kolaylaşmıştır. İslâm öncesi dinî hayatlarının İslâm’a uygunluğu (tek Tanrı inancına sahip olmaları, Türk dilinin cennet, cehennem, Pîr-i Türkistan HOCA AHMED YESEVÎ âhiret, melek gibi soyut kavramları karşılayan söz dağarcığına sahip oluşu, en önemlisi de sosyal hayatlarında İslâm’ın öngördüğü ahlâkî kısıtlamalara çok benzer kuralların yerleşmiş olması; meselâ, bütün Türk boylarında zinanın en ağır şekilde -ölüm cezası ile- cezalandırılması gereken bir suç olarak kabulü, gibi hususlar Türklerin İslâm’a kitleler halinde girişini olumlu yönde etkileyen faktörler olmuştur.

Kaynakca: Dr. Hayati Bice, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî,Ankara- 2016, shf: 13-14

 

(devam edecek)

 

22.10.2016
Bu yazı 930 defa okundu.

Diğer Yazıları