YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî(2)UNESCO 2016Hoca Ahmed Yesevî Yılı Hatırasına

Türkler sadece dinlerini değiştirerek İslâmlaşmakla kalmayıp iki asır içerisinde Haçlılara karşı tüm İslâm âleminin yılmaz savunucuları konumuna yükselerek yüzyıllarca bu misyonu yerine getireceklerdir. Türklerin tarih sahnesine müslüman kimlikleriyle çıkmasıyla birlikte İslâm medeniyeti, Türk medeniyeti ve hattâ -teorik planda ve akaid yönünden yanlış sayılması gereken bir ifade ile- İslâm, “Türk dini” olarak anılmaya başlanmıştır. Öyle ki, asırlar boyu Balkanlar’da müslümanlığa geçenlerin durumu “Türk olmak” kavramı ile tarif edilmiştir; iletişimin çok etkinleştiği günümüz ortamında bile bu değerlendirmenin -lokal planda ve yer yer- devam ettiği görülebilmektedir.

 

Türkler İslâm’ı savunurlarken, tevhid sancağını Haçlı sınırlarında dalgalandırırlarken İslâm ile Türk adı -neredeyse- özdeşleşmiştir. Bu muhteşem gelişmede tasavvufun oynadığı rol, kilit sayılabilecek bir konumdadır. Türkler arasında tasavvufun söz konusu edildiği her ortamda; tasavvufu, Türk tarzı müslümanlığın ayrılmaz bir parçası konumuna yükselttiği kabul edilen Ahmed Yesevî ismi -istenilse de istenilmese de- mutlaka anılmak durumundadır. Son yıllarda Ahmed Yesevî ismi -yüzlerce okul, cadde ve sokaklara verilecek kadar- popülarite kazanmış olmakla beraber, tasavvufî kimliğinin ve tarihteki öneminin anlaşılması konusunda hâlâ yeterli bir bilgilenmenin sözkonusu olduğu söylenemez. Ahmed Yesevî ile ilgili söylemlerde “dinimizi bize kazandıran yüce şahsiyet” , “dilimizi borçlu olduğumuz insan” gibi abartılı söylemlerin -iyiniyetinden kuşku duyulamazsa bile-, Hazret Sultan Yesevî’nin gerçek portresinin ortaya çıkışını engelleyici bir faktör haline gelmeleri üzüntü vericidir. Bu aşırı söylemlerin nasıl gerçeklerden uzak olduğunu anlamak için Türklerin İslâm ile karşılaşmaları tarihinin, Ahmed Yesevî’nin dünyaya gelişinden en az üç yüzyıl kadar öncesine uzanan, uzun bir mazisi olduğunu, Türk dilinin en önemli kaynağı olan Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Dr. Hayati Bice Lügati’t-Türk adlı muhteşem çalışmasının zamanın halîfesine sunulması ve Türk töresini İslâm esasları ile başarıyla uyumlaştıran Kutadgu Bilig’in yazılması üzerinden de bir asır geçtiğini hatırlamak yeterlidir. ‘Ahmed Yesevî’nin tarih içerisinde oluşan manevî portresinin Türklük için yerine getirdiği en büyük hizmet nedir?’ sorusunu sorarak cevabını ayrıntılı olarak irdelediğimizde, Türkler arasında ilk tasavvufî örgütlenmeyi sağlayarak nesiller boyu İslâm’ın özünü kavramış sûfîlerin ve bu sûfîlerin dizi dibinde aldıkları eğitim ile cihadın manevî yönlerini de kavrayan dervîş-Gâzilerin, özel tanımı ile “alp-eren”lerin yetiştirilmeleri çığırının başlatıcısı olması öne çıkar.

Kaynakca:

 Dr. Hayati Bice, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî,Ankara- 2016, shf: 14-15

25.10.2016
Bu yazı 789 defa okundu.

Diğer Yazıları