YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

PADİŞAH’IN HASSASİYETİ

Osmanlı padişahlarının devlet ve millet hassasiyeti her şeyin üstünde idi. Bu hususta asla taviz vermezler, her kim devlet malına veya halka bir zarar vermek isterse onu şiddetle cezalandırırlardı. Sultan Üçüncü Selim Han’ın (1789-1807) sadrazamın vekili olan (ordu ile birlikte seferde olan) sadaret kaymakamına yazdığı bir hatt-ı hümayunu şöyledir:

“Kaymakam Paşaya: Yeni Padişah olduğumdan, devletimin bütün yapılan işlerini, bilhassa gelir ve giderinin ne olduğunu bilmek ve anlamak isterim. Çünkü bunları bilmek, benim için son derece gereklidir. Hem bu dünyada hem de âhiret gününde bundan hesaba çekileceğim. Bu hususta beni bilgilendirmeyip doğru bilgiler vermeyen kişiler Allâh’ın gazabına uğrasın!..

‘Gelir ve gideri bu tarafta (İstanbul’da) konuşmak ve görüşmek orduda karışıklık meydana getirir’ diyorsun. Açıkça, orduda olanlar devletimin yok olmasını ister, düzenini istemezler (demek istiyorsun). Ben padişahım, elbette her şeyin bir düzene girmesini istiyorum ve bu kat’î emrimdir. Hususiyle, bütün bu yapılanlar, Müslümanların beytülmaline ihanettir. Bu hususta siz bari insaflı davranın. Ne derece zorluk var? Veya sizde din gayreti diye bir şey yok mu? Bu devletin gelir gider defterlerini ortaya çıkarıp ehl-i vukuf (bilirkişiler) ile görüşüp danışıp, verilmemesi gereken yerlere bir kuruş dahi harcama yapmayın. Savaş gemilerine ve sefer hazırlıklarına ait giderlere elden geldiğince bir düzen verin. Giderler bu tarafta (İstanbul’da), zimmet defteri (gelir defteri) ordunun elinde nasıl olur?

Giderler nerde ise gelirler de orada olması gerekir. Bu hususta danışarak, doğru ve faydalı olan neyse onu yapın, Allah aşkına...”

OSMANLI’DA DÂRÜŞŞİFÂLAR-HASTAHÂNELER

İnsan sağlığı mevzu olunca cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beyti hatıra gelir. Bu söz sağlığın ne kadar ehemmiyetli olduğunu çok güzel anlatır.

Osmanlı Devleti’nde ilk zamanlar sarayda hanedan mensupları ve devlet adamları için bir hekim bulundurulmaktaydı. İlk hastahane 1389’da Yıldırım Bayezid tarafından Bursa’da şehrin doğusunda inşa ettirilmişti. Daha sonra Sivas, Amasya, Tokat, Çankırı, Kastamonu ve Konya gibi şehirlerde ve fethedilen her yerde hastahaneler açıldı. Mesela Edirne’nin fethinden sonra burada cüzzamlılar (lepra) için bir hastahane yaptırıldı. Avrupa’da akıl hastalarının ateşte yakıldığı bir devirde İkinci Bayezid Han Tunca Nehri kenarında hastaların su, musiki ve kuş sesiyle tedavi edildiği bir hastahane yaptırdı (1485).

Yıllar içinde Osmanlı ülkesinin neredeyse en ücra köşelerinde bile hastahaneler açıldı. Yabancı seyyahların hatıralarına göre 16. asrın sonlarına doğru İstanbul’da her biri 150 ilâ 300 hasta alabilen 119 hastahane bulunmaktaydı. Bu hastahanelerde bir baştabip, bir müderris, göz hekimi, cerrah, kırık-çıkıkçı, eczacı, eczacı kalfası, attar, ilaç vekilharcı, ilaç kilercisi, kâsekeş, şurup hazırlayıcı gibi sağlık memurları bulunuyordu.

Osmanlı hastahaneleri hasta ve sağlık memurlarının ihtiyacına göre düzenlenmişti. Hastaların barındırılması, yedirilip içirilmesi, ibadet etmeleri için mekânlar, doktorların barınacakları ve ders görecekleri mekânlar bulunuyordu.

20.08.2015
Bu yazı 931 defa okundu.

Diğer Yazıları