YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

SURİYELİ GÖÇMEN SORUNUNA GENEL BAKIŞ

BUSE KESKİN *

 

 

 

 

GİRİŞ

 

 

Suriye iç savaşı insanlık tarihinin tanık olduğu en büyük zorunlu iç ve dış göçe neden olmuştur.Suriye’de ki dış göçten en büyük payı ülkeler arasında Türkiye almıştır. Resmi rakamlara göre Türkiye’deki mülteci sayısı 3 milyonun üzerindedir. Göçmen nüfusunun bu kadar kısa bir sürede ve böylesine büyük artış ile büyük ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurması kuşkusuzdur. Ayrıca, Türkiye’nin bütün şehirlerinin mülteci dağılımından eşit pay almamaları, yoğun mülteci göçleri ile yüz yüze kalan Suriye’ye yakın şehirlerde ekonomik ve sosyal sonuçların çok daha büyük boyutlara ulaşması anlamına gelmektedir. Suriyelilerin durumuna dikkat çekme ve bütün zorluklara rağmen Hükümetin milyonlarca göçmene misafirlik yapmasının doğurduğu sorunlarına çözüm bulmalarına ve uluslararası arenada çabalarına destek vermektir.  Bütün dünyanın bir insanlık sınavı verdiği Suriye savaşı ikiyüzlülükleri de ortaya koymuş durumda. Yüzyılın göç dalgasında komik rakamlar ile göç alan, göçmenler için sınıra duvar ören, dinini değiştirme şartıyla göçmen kabul eden, Avrupa’nın göbeğinde düzensiz ve insani şartlardan yoksun kamplar kuran batı Yaklaşık 3 milyon Suriyeli göçmeni misafir eden Türkiye’yi bu konuda yalnız bırakmıştır. Bu sınavda sınıfta kalan batı kendi ikiyüzlülüğünü örtmek için Türkiye’yi belirli alanlarda eleştirerek odak noktasını değiştirmeye çalışmaktadır. Bu çalışma ile Türkiye’nin gösterdiği olağanüstü çabaya değinerek batının insani değerler noktasında nasıl üç maymunu oynadığını ele almaya çalışacağız.

1-SURİYEDE’Kİ DURUM

Suriye’de Mart 2011’de başlayan ve devam etmekte olan kriz, 500.000’den fazla insanın öldüğü bunların 70.000 çocukların ölümü ile sonuçlanmış milyonlarca insanın yaşadığı yeri terk etmesine neden olmuştur. Çevre ülkelere göç eden 7 milyonu aşkın insan ve ülke içerisinde evlerini terk ederek güvenli bölgelere sığınanlarla birlikte toplamda 14 milyondan fazla Suriyeli krizden doğrudan etkilenmiştir. %75’inden fazlasını çocuk ve kadınların oluşturduğu mültecilerin büyük çoğunluğu kamplar dışında zor koşullar altında yaşamlarını sürdürmektedir.

    *İHH 2014 Suriye raporu    *İHH İnsani sosyal araştırmalar merkezi \ Zümrüt sönmez

2-TÜRKİYE’Yİ TERCİH ETMELERİNDEKİ ETKENLER

Türkiye ve Suriye halkının geçmişten gelen tarihi bağları ve Kendi akrabalarının burada olması ve sınıra en yakın yer olması göç etmenlerinde ki en önemli sebeplerdendir. Osmanlıdan bu yana beraber yaşayan bu toplumların yaşantıları da hemen hemen aynı olduğu için Suriyeliler Türkiye ye göç etmeyi daha güvenilir bulmuşlardır. Türkiye’nin ekonomik yapısının ve İstihdam olanaklarını da göz onunda bulunduran Suriyeliler Türkiye toplumunun yardım severliğini bilip bu yüzden burayı tercih etmiştir.Türkiye’nin Suriyeli mülteci krizine verdiği yanıt, ayırmış olduğu kayda değer kaynaklara ve çok sayıda olumlu politika uygulamalarına rağmen, krizin başlamasının üzerinden birkaç yıl geçmesinin ve ülkedeki mülteci sayısının sürekli olarak artmasının ardından, giderek görünür bir biçimde ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak eksiklerine rağmen, hükümetin politikaları, mülteci krizi için bir bütün olarak sorumluluk almayan uluslararası toplumun gösterdiği başarısızlıkla kıyaslandığında büyük bir tezat oluşturuyor.

3-AVRUPA’NIN SORUNA BAKIŞI

Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır, toplamda Suriye’den gelen 5 milyon mülteciyi, yani dünya çapındaki Suriyeli mültecilerin yüzde 95’ini barındırıyor. Bu beş ülkeden üçü -Türkiye, Lübnan ve Ürdün- mülteci krizine verilen yanıttaki sorumluluğun büyük bir bölümünü, Birleşmiş Milletler’in desteğiyle (özellikle de Lübnan ve Ürdün) yükleniyor. Bu krize verilecek uluslararası insani yanıtın liderliğini BMMYK yapıyor ancak onun da kapasitesi oldukça yetersiz düzeylerde verilen fon taahhütleriyle sınırlı. 15 Ekim 2014 tarihi itibariyle, BM’nin 2014 yılı içi talep ettiği 3,74 milyar ABD dolarının yalnızca yüzde 51’i sağlanmış durumda. Dünyanın en varlıklı ülkeleri, yetersiz düzeyde verdikleri fon taahhütlerine ek olarak, Suriyeli mültecileri diğer açılardan da yarı yolda bırakıyorlar. Bir ülkenin mültecilere ikamet ve destek sunduğu yerleştirme kotaları ile geçici ikamet ve aile birleşimini içeren insani kabul kotaları için verilen vaatler hâlâ utanç verici bir düzeyde düşük kalmaya devam ediyor. Türkiye, Eylül 2014’te, yalnızca üç gün içinde Suriye’den 130.000 kadar mülteciyi kabul etti. Bu rakam, tüm Avrupa Birliği’nin geçen üç yıl içinde kabul ettiğinden daha fazla Avrupa dışındaki çok sayıda zengin ülke de benzer bir biçimde cömert olmayan bir tutum içinde. Örneğin, 1979- 1980 yılları arasında 18 ay gibi bir sürede 60.000 Hindiçinli mülteciyi kabul eden Kanada, toplamda sadece 200 Suriyeli mülteciyi yerleştirme programına alacağını taahhüt etti. Ancak krizin üzerinden üç buçuk yılın geçtiği Ekim 2014 tarihi itibariyle, bu denli düşük bir hedefin bile tutturulup tutturulamadığı belirsiz. 2015 verilerine göre Batılı ülkelerin kabul ettikleri mülteci sayıları şu şekildedir.

Almanya 125.441, Sırbistan 109.054, İsveç 80.360, Macaristan 54.125, Avusturya  23.757, Hollanda 18.096, Bulgaristan 15.714, Danimarka 13.230,  İsviçre 8.683, İngiltere 7.510, Fransa    8.050, Belçika 8.230, İspanya 6.253, Norveç 7.845,Yunanistan 3.962, Karadağ 2.962, Kıbrıs      2.622, Romanya 2.332, İtalya 2.168, Makedonya 2.057, Malta 928, Polonya 718, Finlandiya             656 ,Hırvatistan 352, Çek Cumhuriyeti 304, Lüksemburg 241, Portekiz 188, Arnavutluk187, Slovenya 187, İrlanda 101, Bosna Hersek 100, Letonya  89,  Slovakya 61, Estonya  42,  Litvanya 28, İzlanda 14,  Lihtenştayn 5

    *http://www.haber3.com/hangi-ulkede-kac-multeci-var-3643929h.htm

 

4-TÜRKİYE’NİN SORUNA BAKIŞI VE SONUÇ

Suriye’den Türkiye’ye mülteci akışı, 29 Nisan 2011 tarihinde Suriye’deki çatışmalardan kaçan 250-300 kadar Suriye vatandaşının Türkiye topraklarına sığınma talebinde bulunmasıyla başladı. Türkiye, 2009 yılında Suriye ile karşılıklı olarak almış olduğu vizeleri kaldırma kararı çerçevesinde mülteci krizi karşısında “açık kapı” politikasını benimsedi ve sığınmacıların barınması için Hatay ilinde kamplar kurdu. Türkiye, Suriyeli sığınmacılara yönelik çabalarının, Suriye’deki krizin çözülmesi yönündeki siyasi çabaların yerini alamayacağının bilincindeydi. Bu nedenle, öncelikle Başar Esad’ın reformlar yapması konusunda yoğun bir çaba gösterdi. Bu politika sonuç vermeyince, Suriye ile diplomatik ilişkilerini kesme kararı aldı. BM’nin sorunun çözümü yolundaki çabalarına destek veren Türkiye, bölgesel ve uluslararası aktörlerin krizin çözümünde etkisiz kaldığını görerek, Suriye muhalefetini desteklemeye başladı.  Türkiye iyi donanımlı kampları kısa sürede hizmete koyarak mülteci akınına yönelik ilk müdahaleyi yaptı ancak kamplar kısa vadeli bir probleme çözüm niteliğinde kurulmuştu. Suriye’deki savaşın uzaması, Nisan 2011’deki ilk mülteci akınından sonra Türkiye’ye giren Suriyeli sayısının hızla artmasına sebep oldu. Bunların yaklaşık yüzde doksanı kamp alanlarının dışında; çoğunlukla ülkenin Güneydoğu bölgesindeki kentlerde, Ankara ve İstanbul gibi diğer şehirlerde yaşamlarını sürdürüyor. Türkiye’deki Suriyelilerin geçici ‘misafir’ olmayacağının anlaşılması ile giderek büyüyen mülteci krizi için daha geniş kapsamlı bir adaptasyon gerekliliği de ortaya çıktı. Türkiye bu aşamada ülkedeki varlıklarını devam ettirmek isteyen ‘kalıcı mültecilere yönelik kurumsal ve altyapısal kapasitesini geliştirmeye başladı. Mültecilerin uzun vadeli entegrasyonu ve yerleşimi, özellikle krizin büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda kapsamlı ve titiz bir yaklaşım gerektiriyor. Bu entegrasyon sürecinde karar alıcılar, uygulayıcılar, ile sağlık, eğitim, istihdam gibi farklı alanlarla ilgili sivil toplum örgütleri arasında işbirliği de bir diğer önemli konu. Bunun yanı sıra, güçlü bir uluslararası destek ve işbirliği de gerekiyor. Suriye’deki savaşın ve insani krizin altıncı yılının eşiğinde Türkiye büyük bir mülteci sorunu ile karşı karşıya kaldı. Resmi kaynaklara göre Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için harcamış olduğu para 9.5 milyar doları yani bugün ki kur ile 24 milyar lirayı aşmıştı. Bu harcamaya uluslararası kuruluşların katkısı ise 418 milyon dolarda yani 1,2 milyar lira da kaldı. Suriyeliler için Türkiye’nin harcadığı yıllık ortalama 5,3 milyar liranın ekonomideki yeri ise bütçe rakamları göz önüne alındığında daha iyi anlaşılıyor. 2016 bütçesin de iç işleri bakanlığına ayrılan bütçe 4,5 milyar oldu. Suriyeliler için harcanan para şimdiden bunu aşmış durumda. Diyanet işleri başkanlığının gelecek yıldaki ödeneği 6,4 milyar lira. Bu artış hızıyla önümüzdeki yıl Suriyelilere harcanan paranın diyanet bütçesini de aşması bekleniyor. Oysa UNCHR e göre uluslararası fondan Türkiye ye 624 milyon dolar akıtılması gerekiyor. Ancak şu zamana kadar akıtılan fon miktarı 134 milyon dolar. Ve Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için harcadığı para 6 milyar dolar olarak kaydedilmiştir.**

AFAD, ‘’Suriye Raporları’’ https://www.afad.gov.tr/tr/IcerikDetay1.aspx?IcerikID=747&ID=16.

* UNCHR, ‘’Mülteci Bilgileri’’ http://www.unhcr.org/turkey/home.php.

*Buse KESKİN/ Adnan Menderes Üniversitesi Lisans Öğrencisi,

**Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Derneği (Yeni Fikir SAM)’ın  T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın  PRODES dahilinde Türkiye Kızılay Derneği Aydın Şube Başkanlığı ve Adnan Menderes Üniversitesi ortaklığında yapılan “Göçmen Sorununa Genç Bakış” İsimli yarışmada Makale dalında BİRİNCİ  olan eser.

 

10.06.2017
Bu yazı 278 defa okundu.

Diğer Yazıları