YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Terih ilminden habersiz bir millet, geçmişine düşman olur

 Atalarımız, “Geçmiş geleceğin aynasıdır”demişlerdir.Tarihle alakalı bir değerlendirmesinde yazar Ahmet Selim Bey şöyle diyor:

   “Dünü bilmeyenin bugünü izah  edebilmesi ve yarını düşünebilmesi tasavvur olunamaz.Hem de her açıdan böyledir bu. Tarih bilmeyen, siyasetin de, iktisadın da, felsefenin de, sosyolojinin de, hukukunda da, hâsılı her ictimaî ilmin kara cahili olarak kalmaya mahkumdur.”

   Bu enfes üslup, derin vukuf ve muhtevası ile yazar, mâzinin bilinmesinin insana ve insanlığa kazandıracağı faydaların lüzumunu ortaya koyuyor.

   Bununla  beraber okuyucuların  dikkat nazarlarından kaçırmamaları gereken mühim bir yön de; geçmişteki hadiselerin tarihçiler tarafında nasıl ele alındığı  hususunun, en az hadiselerin bilinmesi kadar ehemmiyet taşıdığıdır. Zira tarihçilerin hadiseleri objektif  olarak ele alması, hemen hemen  imkansız gibidir. Yani tarihçinin inancı, dünya görüşü ve benzeri fikirleri, tarihi hadiselerin değerlendirmesinde müessir olan faktörler arasında yer alabilir. Tabii ki bu da ortaya  konulan değerlendirmeye etki  ederek olayların mahiyetini müsbet veya menfi (olumlu veya olumsuz) yönde değiştirebilir. Ayrıca, tarihe ne hadisler yığını, ne de geçmiş zamanda meydana  gelmiş vak’aların bir  hikayesi olarak değil; devletlerin ve medeniyetlerin yükselmesinin ve düşüşünün  sebep ve neticelerini anlayıp bunlardan ders alabilmek için öğrenilmesi gereken bir ilim dalı olarak bakmalıdır.

    İbn-iHaldun merhum, “Manasına nüfuz edilmediği ve tarihi hadiselerin  sebepleri anlaşılmasından kaldığı taktirde, tarih husunda alim ile  cahil müsavidir” diyor. O bakımdan kişi, okuduğu tarihi hakikatleri, sadece kendi ihtisas sahasına mahsus bir bakış açısı değil, çok farklı yönlerden değrlendirmeye çalışmalıdır. Terkibi bakış açısı ile bütün bakış zaviyelerinin  bir sentezi yapabilmeli, ortaya koyabilmelidir. Zira tarih tefekkürü, terki bir düşlünce tarzıdır.Millet olarak  şu veya bu seviyede bir anlayış temin eden bir tefekkür tarzına, bir tarih tefekkürüne muhtacız.

   Kısacası, tefekkürü yapılmazsa, tarihten istifade etmek mümkün değildir. Vak’a koleksiyonu  yapar gibi, tarihi hadiseleri sadece tasvir ve hikaye eden tarih  anlayışı, diğer ilim dallarında olduğu üzere nakliyatçılıktan  öte bir netice vermez.

20.07.2015
Bu yazı 1231 defa okundu.

Diğer Yazıları