YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Yeni Türkiye'nin Gelecek Ufku: Muhafazakâr Değişim(2)

 Muhafazakârlık ve Değişimi hastalıklı bir medeniyet tasavvurundan beklemek, “Modernizm”in tuzağına düşmektir. Zihniyet inkılabı ithal ve devşirmeci bir sistemle değişimi hayata geçirmediği gibi kaba softa bir muhafazakârlığı da beraberinde getirecektir. Yeni bir medeniyet inşa ve ihya  iddiasında bulunmak, ayakları yere basan  petrol zengini ithal mezhebî cereyanlardan ırak; gerçek mânâda yayın kirişini elinde tutan ve çekebildiği kadar gereye çeken (tarihi derinlik); bıraktığında kendi medeniyet değerlerini ileriye fırlatan (İlâyı kelimetullah: “Yâ Rabbi! Önüme şu deniz çıkmamış olsaydı senin adını götürülebilecek  en uzak  mekanlara ve insanlara ulaştırırdım”  ülküsü) bir mefkure Muhafazakar Değişimin hazırlayan bir medeniyet tasavvurudur.

Yayın kendi elimizde okun hedefte; dolayısıyla  nasıl bir değişim olmalı sualinin cevabı için değerli ilim adamı ve mütefekkir Nurettin TOPÇU’nun tahlili bu noktada önem arz etmektedir:

 “Eski zihniyetin sahipleri, gerçekten ölümsüz bir zihniyetin  sahibi idiler. Lakin o ruhun, dünya hayatında kazanması lazım gelen  şekillerin bize ait, bizim değişen hayatımıza ait olması  ve bizim aklımızın  makasiyle  biçilmesi  icap ediyordu. Yeni bir içtimaî hayat ve aile anlayışına, yeni bir hukuk görüşüne ve yepyeni bir ilim zihniyetine, eskisinden mutlaka başka olacak bir ekonomi sistemine sahip olmamız gerektiğini eskiler anlayamıyorlar; işte yenilik taraftarlarının haklı oldukları nokta burasıdır. Eski şekillere tıpkısı tıpkısına benzemede mânasız ve hikmetsiz bir keramet arayan muhafazakârların bu hastalıklı zaafı, inkılâpçı geçinen dâvasız mücahitlerin en büyük kazancı, en keskin silâhı ve tezyiften öteye gidemeyen üslûplarının tek sermayesidir. Bu kuvvetlerin birincisi, kalabalık halk kütlesiyle onların çocukları olduklarını inkâr etmeyenlerin ikincisi ise sözde münevverlerle serbest neşriyat şampiyonlarının ve kökleri yabancı ülkelerde bulunan içtimaî teşekküllerin kuvveti olmaktadır.

Devrimizin muhteşem manası, bu iki kuvveti aynı ölçüde silahlarla hayat sahnesine çıkarmış olmasıdır. Sık sık çarpışma denemelerini tekrarlayan bu iki kuvvetten ikisinin de yarının hayatını hazırlamaya değerli olmadığı meydandadır. Bu safların ikisini de kendi yerlerine iade ederek hayata hâkim olması lâzım gelen üçüncü kuvvet, muhafazakârlıkla inkılapçılığın hakikî değerlerini bilen, Müslüman Türk’ün mazisine bağlı, gözleri durmadan akan hayata çevrilmiş bir hikmetin meşalesini hazırlamaktadır. Hikmetlerin insan için olduğunu bilen bu kuvvetin sahipleri, millet ağacının değişmeyen köklerini gözden kaybetmedikleri gibi onlar, her mevsimde yeniden yeşeren meyvasının mütemadî (aralıksız) hayat ûsaresiyle (öz su)  değişmede olduğunu idrâk edenler ve kökleri kurutulan bir ağacın çiçeklenerek meyva veremeyeceğini de hakkile anlayanlardır. Bin yıllık mâzimizin ruhunu itinâ ile muhafaza edecek olan bu hikmetin sahipleri, o mâziden her günün hayatına uygun aşıyı yapmasını bilen sanatkârlardır. Yarının sahipleri, öyle zannediyoruz ki, bu hakikati ortaya koydukları zaman, eski ile yenisinin taassup ve sapkınlık malülleri de, gerçek dâvanın birer birer kazanılmış mücahitleri safına kolaylıkla geçebileceklerdir. Elverir ki onlar, taassup sahiplerini  taassuplarından tedavi ederken yaralarını incitmemesini, put kıranları insafa dâvet ederken baltalarını sükûnet ve aklın ihtarına itaatle bir kenara bıraktırmasını iyi bilsinler. O zaman hep birlikte yeni ve gerçek inkılâplara hazırlanacağız” (Topçu, 2011:324-325).

Kaynakça:

Karakoç, Sezai, Ruhun Dirilişi,  Diriliş Yayınları, İstanbul, 2010

20.09.2017
Bu yazı 198 defa okundu.

Diğer Yazıları