YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

Yeniden Diriliş Yolunda Fetih Ruhu

  İstanbul’un Fethi’nin 563. yılı münasebetiyle; bu fetih ruhunu keşfetmek için, yeni bir ruhî dirilişe ihtiyaç vardır. Fetih ruhunu yeniden tesisini ve bu feth-i mübinin ruh dünyamızda inkişafa sebep olacak yollarını aramalıyız. Dolayısıyla, bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan; o yüce hakan, Fatih Sultan Mehmed Han’ın fetih anlayışının arka plânını, derinlemesine tetebbu etmeye mecburuz. Birçok oryantalist tarihçinin; batı gözüyle Osmanlı tarihine bakan dâhilî ve haricî  tarihçilerin iddia ettikleri gibi, Osmanlı Devleti’nin yayılmacı siyaseti, işgal değil; bilakis, fetih ruhunu yeni diyarlara taşımaktır.Fatih Sultan Mehmed Han, bu kutsî fikrî harekete geçirerek; bir merkezden, bütün beşeriyete huzuru getirecek ulvî gaye için, İstanbul’u fethetmiştir. Bunu yaparken, gazâ ve fetih ruhunu, hep ön plânda tutmuştur.

Fetih, kapalı bir şeyi açma, yol gösterme, hüküm verme, yardım, imdat ve zafer anlamlarına gelir. Fethin bir maddî, diğeri manevî olmak üzere iki ciheti vardır. Kapı açma, ülkeler fethetme gibi “maddî fetih“lerin yanı sıra, gönüllerin fethi, gam ve kederin ortadan kaldırılması gibi“manevî fetih“lerden söz edilmektedir. Yeni kapılar açmak için; İstanbul’u, “O Müjdecinin“ işaretiyle, fethetmiştir. İnsanların kalp kapıları da, bu fetihle birlikte, daha evvel; “zümrüt-ü ankâ“ kuşu zannettikleri o yüce inancın değerlirini; maddî fetihle, bilfiil yanlarında hissederek, düşünce dünyalarının hayelleri, gerçeğe dönüşmüş oldu. Artık, maddî fethin arkasından, insanların kalplerinin huzura açılmasına vesile olan bu fetih hareketi; bir anda bütün dünyada akis bulmuş; hak ve hürriyetlerin, dinî inançların, hür bir şekilde ifa edilebilme imkânları, bu sayede çağdışı Avrupa’ya öğretilmiş oldu.

  Bu fetihte dikkat edilen ve Osmanlı Devleti’nin temel umdesi olan madde-mânâ dengesi, çok iyi kurulmuş ve bütün milletin en tepesindeki hakandan, en küçük ferdine kadar nüfuz etmiştir.

   Şu misal, bu ruhun nasıl temayüz ettğini gösterir: Fatih Sultan Mehmet Han, bir gün, milletin fetih ruhunu test için, Edirne’de, tebdili kıyafetle çarşıya çıkar.İlk girdiği dükkândan bal, peynir, tereyağı ister. Dükkân sahibi, balı tartarak verir; ancak, diğerlerini vermez. Sultan Fatih Han,  “ Peynir ve tereyağı da istemiştim“ der. Ancak satıcı:“Evladım, ben siftahımı yaptım. Komşum, henüz daha siftah yapmadı. Diğerlerini de ondan alınız“ der. “Peki“ der,Sultan. Diğer dükkâna girer.Oradan da aynı cevabı alır. Başka dükkâna girer, yine aynı cevabı alır. Bu şekilde, butün çarşıyı dolaşır. Ve Sultan Mehmed Han, halkının, bu yüce ruh hasletinden dolayı çok memnun olur. İşte o zaman şu tarihi sözünü söyler. “Değil ben bu milletle İstanbul’u; bütün dünyayı fethederim“

  İşte, bu ruh ile fetih hazırlıklarını yapar. Bu hazırlık safhasında ve sonrasında, şu muvazeneyi (denge) hep korumuştur: Madde-mânâ dengesi. Bir taraftan çağın en büyük toplarının  plân ve projelerini bizzat kendisi çizip döktürüyor (Yani, asrının değil, geleceğe yön verecek; çağların kırılma noktasını oluşturacak; yeni bir çağın nasıl açılmasını gerektiğini ispatlayacak, büyük topları döktürüyor. Bu toplar,fetihte birer semboldür. Asıl olan, fennin, teknolojinin yeni bir asra bedel olduğuna işarettir). Bir taraftan maddî kuvvete önem verirken; en mühim olan ise manevî gücün varlığının tesis edilmesidir. Bu fetihteki, üstünlüğün, itici gücün, manevî cihetin olduğu unutulmamalıdır. Osmanlıyı, Osmanlı yapan; bu güçtür. Bu, madde- mânâ dengesidir. Ve neticesindeki muazzam dönüşümdür. Fetih ruhu, burada gizlidir. Maneviyatsız, madde olamaz. Bu fetih, bütün insanlığa bunu göstermiştir. Osmanlı Devleti’ni, cihanşmul bir devlet haline gelmesi ve bunun bütün sahalarda hissettirip, dünya siyasetine altı asır yön ve şekil vermesi,bu ruhta saklıdır. Batı, fetih ruhunu anlayamıyor. Pozitivist akıl, maddi ve manevi fetih ruhunu anlamakta güçlük çekiyor. Maddeyle her şeyin var olabileceğini tasavvur ediyor. Bundan dolayı, maddî refah batıda (ABD dahil) huzur getirmemiştir. Binaenaleyh, neslimizin, gençlerimizin, milletimizin; maddi ve manevi kapıları açan fetih ruhunu yeniden keşfetmeye ihtiyacı var. Bu neslî âtiye taşıyacak, gönül fatihlerine, millet olarak muhtacız. Bunun yollarını aramalıyız.Yeni bir fetih ruhunu filizlendirecek ve onu, milletimizin harcı yapacak; İslâm-Türk sahih geleneğini, kültürünü, irfanını, medeniyetini, bütün insanlığa sunacak; gelecek vizyonunu oluşturacak fetih ruhunu şaha kaldıracak diriliş ve ihya hareketini tesis etmek mecburiyetindeyiz. Bu takdirde Yeniden Diriliş Ruhunu cihanşûmul bir telakki haline getirebiliriz. Bunun yegane yolu Muhafazakâr Değişim’i hayata geçirmektir. Bu da Batı’dab ithal “izm”lerle değil; yerli, millî ve şahsiyetli bir sistemi hayata geçirmekle mümkündür.  Yukarıda zikrettiğimiz misâl, “îsar” ruhuna girizgâhtır.

 

03.06.2016
Bu yazı 786 defa okundu.

Diğer Yazıları